Son devir kelam ve tasavvuf âlimlerinin büyüklerinden. 29 Muharrem 1298 (m.1880) tarihinde, Mısır'ın Kalyubiyye bölgesinde yer alan, Ceziretu'n-Necdî köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Arapların Kuda'a kabilesinin bir kolu olan Azâzime aşiretinin reisidir. Annesi ise Kalyubiyye şehrinin eşrafından Hattâb El-Şevâribî'nin kızıdır. Azzâmî üç yaşına geldiğinde çiçek hastalığına maruz kalır ve bu hastalık sonunda görme yeteneğini kaybeder. Buna karşılık parlak bir zekâya ve güçlü bir hafızaya sahip olur. Küçük yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i hıfzeder. Köyünde ve Kalyubiyye şehrindeki ilk tahsilinden sonra, Kahire'ye Ezher'e gönderilir. A'ma olmasına karşın kuvvetli bir tahsil görür. İslamî ilimlerde, özellikle Kelâm ilminde tebahhur kazanır. Hocaları tarafından zekâsı takdir edilir, tahsiline özel ehemmiyet verilir. Kelam ilminin yanı sıra naklî ilimlerde de ön plana çıkar, birçok hadis ezberler. Bilinen hocaları şunlardır: Şeyh Ebu Ferrâc: Kuda'î bu zâttan Şafi'î fıkhı okumuştur. Şeyhülislâm Selîm El-Bişrî: Zamanının tanınmış muhaddislerinden olan bu kimseden hadis ilmi tahsil etmiştir. Şeyh Cervânî: Kuda'î bu şahıstan mantık ilmi öğrenmiştir. Allâme Şeyh Muhammed Semâlûtî: Bu zât, Kuda'î'ye Fıkıh usulü dersleri vermiştir.
Kuda'î Azzâmî, tahsilini ikmâl ettikten sonra, 1328 tarihinde icâzet almıştır. Daha sonra ise ders vermeye başlar birçok talebesi oluşur. Selâme El-Kuda'î El-'Azzâmî, bu arada, daha gençlik döneminde tasavvuf yoluna da süluk eder. İlkin, Halvetiye tarikatına intisab eder, bu tarikatta şedd-i meratib ve merahil ettikten sonra, hilâfetnâme de alır. Halvetiliği Şeyh Ebu Kâmil'den alır. Şeyh Ebu Kâmil ise Şeyh Musaylihî, o ise Şeyh Şentenâvî'de o da, Şerîf Şemsüddîn Muhammed Bin Salim El-Hanefî'den icazetlidir. Bu zât ise Şeyh Mustafa el-Bekrî'nin hulefasındandır.
Halvetilikten sonra ise Nakşibendiye tarikatına intisap eder. Bunun nedeni ise şu şekilde anlatılır: Halvetîlik icâzeti alan, Kuda'î bir gün rüyada, Halvetî şeyhlerinden Mustafa El-Bekrî'yi görür. Şeyh Bekrî rüyada ona, Halvetilikte yeteri derecede mertebe kaydettiğini, bundan sonra bu yolda daha fazla ilerleyemeyeceğini, daha yüksek mertebeler için kendisine başka bir mürşid araması gerektiğini bildirir. Bu rüyayı gördükten kısa bir süre sonra, 1324 tarihinde, Ezher'de, Nakşibendî-Halidî şeyhlerinden Erbilli Fethullahzâde Şeyh Muhammed Emîn El-Kürdî hazretleri ile karşılaşır. Emin Kürdî Tavilalı Osman Siraceddin hazretlerinin oğlu ve halifesidir. Şeyh Osman Siraceddin ise, Nakşibendiyye'nin Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlâna Hâlid'in halifelerinden ve ilk hilâfet verdiği kimsedir.
Sonra, şeyhinden aldığı bir işaretle, Mısır'a gelen Muhammed Emin Kürdî hazretleri Ezher'e girer ve ders vermeye başlar. Fıkıh, Hadis ve Tefsir dersleri verir. 1324 Tarihinde, Şeyh Muhammed Emîn El-Kürdî ile buluşan Kuda'î, Şeyh'e mürid olur. Aynı zamanda tedrisata da devam eder. Kısa zamanda keskin zekası ve güçlü hafızası ile temayüz eden Kuda'î Azzâmî kesbi ilimlerde derinleştiği gibi, tasavvufta da derinleşir. Genç yaşta seyr u sülukunu tamamlar. Kuda'î, bir ara Buklak semtindeki El İmrânî camiinde uzun süre i'tikâfa girer. Şeyhinin imamlık yaptığı camide, şeyhinin isteği ile minbere çıkıp hutbe verir. Şeyhi'nin vekili mevkiine gelen Kuda'î, şeyhinin vefat yılı olan 1332 tarihinde henüz 34 yaşında iken halife tayin edilir. Muhammed Emîn El-Kürdî'nin ardından vefatına kadar 44 sene irşad mevkiinde kalır. Şeyhine karşı sürekli vefa gösteren, Kuda'î Azzâmî, şeyhinin vefatından sonra ailesine sahip çıkar. Şeyhin yetim kalan oğlu Necmuddîn Efendi'nin yetişmesine, terbiye tahsiline özel önem verir. Onun Ezher'de iyi bir eğitim görmesini sağladığı gibi daha güçlü bir eğitim alması için çaba sarfeder. Kendisi de ona uzun süre ders verir. Tasavvuf terbiyesini de sağlar. Ayrıca, Halvetî ve Nakşibendî tarikatları üzere icâzetli kılar.
Kuda'î irşad faaliyetinin yanı sıra, Cami'u'l-Ezher'de de dersler vermeye devam eder. Ezher'in tanınmış uleması meyanına girer. Akaid, Kelâm, Tefsir ve Hadis dersleri verir. Akaid'de, Nesefî ve onun Taftazanî şerhini ve haşiyelerini okutur. Güçlü hafızası ile bir çok ilmî metni ezberleyen Kuda'î bunları talebelerine en kolay bir biçimde aktarmada bir hayli muvaffak olur. Ayrıca, yine Ezher'de Tasavvuf üzerine de dersler verir. Bir yandan tedrisat, diğer yandan irşad faaliyetini sürdüren Şeyh Selâme Kuda'î Azzâmî üç kez Hac ziyareti gerçekleştirir. İlkin 1339 (m. 1920) yılında Hacca giden, Kuda'î Hac farizasını, babası ve kardeşi ile birlikte ifa eder. Ancak, tam bu dönemde, Osmanlılarla, isyancı Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasındaki çatışmalar dolayısıyla, Medine-i Münevvere'yi ziyaret edemeden Mısır'a avdet eder. 1355 (m. 1935) yılında ikinci kez Hacca gider bu sefer refakatinde, Şeyhi Muhammed Emîn El-Kürdî'nin oğlu Necmeddîn Efendi de bulunur. Bu sefer Hazreti Peygamber'in kabr-i şeriflerini de ziyaret fırsatı bulur. Hac dönüşünde Kudüs ve çevresini de ziyaret ederek Mısır'a döner.
Kuda'î 1375 (m. 1955) yılında vefatından bir süre önce üçüncü kez Hac ziyaretinde bulunur. Yine refakatinde şeyhzâdesi ve halifesi Şeyh Necmeddîn Efendi ile bu ziyareti gerçekleştiren Kuda'î'nin bu seferi bir veda ziyareti mahiyetinde olur. 2 Muharrem 1376 (m. 1955) tarihinde Hac ziyaretinden avdet eder. 7 Muharrem'de ise, yanında Şeyh Necmeddîn olduğu halde doğum yeri olan Kalyubiyye'nin Ceîretü'n-Necdî köyünü ziyaret eder. Ve oradaki kendi inşa ettirmiş olduğu mescitte cemaate son kez vaaz verir. Ertesi gün Kalyubiyye'ye döner. Burada hasta olarak yatağa düşer. Artık, vadesi dolduğu için tabiplerin tedavisi sonuç vermez. 12 Muharrem 1376 Pazar sabahı, Namazın ardından murakabeye oturur. Sonra oğlundan İbn-i Hişam'ın Siyer'inden bazı parçalar okumasını talep eder. Öğle namazına doğru ciddi bir yorgunluk emaresi görülür. Sürekli lafza-i Celâli tekrarlayarak ruhunu Hakk'a teslim eder. Bu şekilde Allâme Şeyh Kuda'î hazretlerinin 78 senelik ömrü burada noktalanır. Fenâ âleminden, âlem-i cemâl ve ebediyete intikal eder. Şeyhinin vefatını Kahire'de öğrenen pîrzâdesi ve halifesi Şeyh Necmeddîn bin Muhammed Emîn Efendi, şeyhin doğduğu yer olan Cezîretü'n-Necdî köyündeki mescidin haziresine defnini kararlaştırır. Kudaî'nin cenazesi Kalyubiyye'nin merkezinden, bu köye nakledilir. Burada, Şeyh Necmeddîn El-Kürdî'nin kıldırdığı cenaze namazının ardından hazırlanan mezarına defnedilir.
Eserleri: Ezher'de ders verdiği dönemlerde Şeyh Muhammed Zahid El-Kevserî ile yakın çalışma arkadaşlığı yapan, Kuda'î, aynı zamanda Ezher'de bir hayli revaçta olan, modernist ve selefî ekol mensuplarıyla da ciddi tartışmalara girer. Muhammed Reşîd Rıza, Mahmud Şeltût, Tantavî Cevherî, M. Ferîd Vecdî ve Ahmed Emîn başta olmak üzere, Şeyh Muhammed Abduh'un talebeleriyle çetin bir mücadeleye girer. Modernizm ve Selefîlik aleyhinde nutuklar irâd eder. Bu ekole karşı, Şeyh Muhammed Zâhid El-Kevserî ile birlikte en tutarlı mücadeleyi sergiler. Görme engeline rağmen her türlü ilmî ve tasavvufî faaliyetini sürdüren Şeyh Kuda'î hazretleri, kitap ve risale telifinden de geri durmaz. Eserlerini daha çok Selefî ekolün itikadî ve kelâmî noktadaki sapmalarına verilen cevaplara hasreder.
Kur'an ve Sünnet'in hiç bir yorum, içtihat ve tevile başvurulmaksızın zahirî anlamlarıyla uygulanmasını savunan Selefî ekol anlayışı tevhid, bid'at ve el-emru bi'l-ma'ruf ve'n-nehyu ani'l-münker kavramları etrafında katı bir tutumla şekillenir. Bu ekole göre göre Tevhid rububiyyet'e riayet, bütün şirklerin yanı sıra her türlü bid'atten de kaçınmaktır. Ancak Selefî inanç mensupları her türlü İslamî geleneği ve âdeti, içtihadı şirk ve bid'at kavramları kapsamına almaktan çekinmez. Ku'ran-ı Kerim ve Hadis metinlerinin sadece metni, zahirî anlamlarını esas alır. Bu yüzden Allah'ın sıfatları konusunda da sayı ve sınırlamanın olamayacağını ileri sürerler. Buna dayanarak, müteşabih ayetleri de sadece zahirine hamlederek yanlış bir tevhid anlayışı sergilerler. Kur'an-ı Kerim ve hadis metinlerinde geçen müteşabih lafızları zahirine hamledince, Allah'a cihet ve el, ayak gibi uzuvları isnad etme durumu ortaya çıkar. Allah'ın gökte, bu anlamda cihet olarak yukarıda olduğuna dair inancı benimser ve benimsetirler. Sekizinci hicrî yüzyılda İbn-i Teymiyye ve talebesi İbn-i Kayyim El-Cevziyye'nin öncülüğünü yaptığı Selefî ekol mensupları Mücessime ve Müşebbihe inancını çağrıştıran bu inancı özellikle geçtiğimiz yüzyılda Arap dünyasında yaygınlaşır.
Bu ekolü savunanlara göre bütün türbeler, mezar ziyaretleri, şefaat dilemek, tevessülde bulunmak gibi davranışlar tamamen şirktir. Bu doğrultuda Hazreti Peygamber ve diğer İslam büyüklerinin kabirlerinin ziyareti, Peygamber Efendimizden şefaat dilemek Allah'a şirk koşmaktır. Selefî kelam anlayışı daha çok, bir şekilde taassup ve zahiri olanı esas alan Hanbelî mezhebi mensupları arasında yaygınlık kazanmıştır. Şeyh Kuda'î, İbn Teymiyye ve çevresinde şekillenen Selefî inancın temellerini sorgulamakla eleştirilere başlar. Furkânu'l-Kur'ân adlı eserinde, Hâlık'ın, yaratıcının sıfatlarıyla, yaratılmışların sıfatları arasındaki farkları vurgular. Konu üzerinde, Ehl-i Sünnet âlimlerinin açıklamalarıyla, başta Mücessime ekolü olmak üzere Selefî inanç mensuplarını itikatlarını karşılaştırır. Müşebbihe ve Mücessime'nin yanı sıra bu inanç ekolünün karşıtı olan Cehm Bin Safvan tarafından kurulan Cehmiyye mezhebini de irdeler. Bunlarla birlikte kelâmî konuların başlıcalarını ele ala Kuda'î, İbn-i Teymiyye başta olmak üzere Selefî ekolün önde gelenlerinin, tevhîd, sıfât-ı İlâhiye konusundaki görüşlerini analiz eder. Er-Rahman Ale'l-arşi'steva âyet-i kerîmesini dayanan Uluvv meselesinde karşı cevapları belirtir.
İmam-ı Beyhakî'nin El-Esmâ Ve's-Sıfât adlı ünlü eseri ile, Selefî ekolün konu üzerindeki eserlerini karşılaştırır. İlâhî sıfatların (Zâtî ve Subûtî) hâdis olamayacağını, bundan dolayı, yaratılmışların sıfatlarına benzetilemeyeceğini, bu anlamda bir benzeştirmenin, Allah'a iman ve tevhîd akidesine nâkise getireceğini savunan Kuda'î, Selefî ekolün, müteşabih ayetleri zahirine hamlederek ve hâlık ile mahlukun sıfatlarını benzeştirerek tevhîd akidesine gölge düşüreceğini belirtir. İstiva kelimesinin, oturmak, bir mekanda oturmak anlamına gelemeyeceğini, bunun Allah'a cihet ve mekan atfetmek anlamına geleceğini savunan Kuda'î, bu inancın sonuçta tecsim inancına yol açacağını söylemektedir. Kitapta daha sonra Şefaat ve tevessül konularını da inceler. Son olarak, Cehennem'in ebedî olmadığına ilişkin İbn-i Teymiyye'nin görüşlerini eleştiren Kuda'î, talâk (boşama) meselesinde, İbn-i Teymiyye'nin Cumhûr-i ulemâ'nın ittifakına ters düşen fetvalarına karşı delillerle verdiği cevaplarla eserini bitirir.
Selâme Kuda'î, Furkânu'l-Kur'ân adlı eserinden sonra, aynı konuları daha detaylı olarak irdeleyip incelediği, son iki eserini telif eder. El-Berâhînu's-sâtı'a fi reddi ba'zi'l-bida'i'ş-şâi'a adlı eseri 415 sahifelik hacimli bir eser olup, temel akidevî konuları uzun uzadıya, Selefî ekol çevresinde yer alan tartışmalar çerçevesinde irdeler. Bunun yanı sıra, İslâm tarihinin ilk yüzyıllarındaki, Mücessime ve Müşebbihe fırkasının İlâhî sıfatlar konusundaki itikadını daha sonraki dönemlerdeki etki ve uzanımlarını inceler. Ayetlerin lügavî ve mecâzî anlamlarını karşılaşıran Kuda'î, bu âyetlerin bu fırkaların Allah'a inanç konusundaki, aykırı görüşlerine delil olamayacağını belirtir. Daha sonra İbn-i Teymiyye El-Harrânî ve çevresinde süregelen tartışmaları ele alan, Kuda'î konuya ilişkin belki de dönemindeki en ciddi tartışmaları sergiler. Selefî ekolün tevhîd ve sıfât-ı İlahiye konularındaki itikadına karşı, çağımızdaki en muhtevalı ve ciddi ve son derece önemli kelâmî tartışmaların bu eserde yer aldığı görülebilmektedir. Bu konuda, ilmî değeri hâiz eserlerin başında gelmesi gereken bir eserdir.
Kuda'î'nin son ve üçüncü eseri ise, Berâhînu'l-kitâbi ve's-sünneti'n-nâtıkati ala vukû'i't talakati'l-mecmû'ati müncezeten ev mu'allakaten adlı eseri olup, İbn-i Teymiyye'nin talâk (boşama) konusundaki fetvâlarına cevap niteliğindedir. Bu eser, diğer eserle birlikte basılmış olup, eserlerin ikinci baskısının baş tarafında, 11-148 sahifeleri arasında yer almaktadır. Kuda'î'nin bu eserlerinin yeniden basımı şart olduğu gibi, Türkçe'ye tercüme edilmeleri, Selefî ekol çevresinde ülkemizde de var olan tartışmalara açıklık getirip büyük katkı sağlayacağı muhakkaktır.
Selâmetu'l-Kuda'î'nin eserleri, Selefî ekole yönelik, en ilmî nitelikte olup, en ciddi tartışmalara yer vermesine karşın, bilinerek veya bilinmeyerek gözardı edilmiştir. Gerek Selefî ekol yanlısı Suud'lu ve bir kısım Pakistanlı ulema, gerekse bu ekole karşıt konumda olanlarca da bu eserler gözardı edilmiştir. Arap âleminde olduğu gibi Türkiye'de de, Kuda'î ve eserleri ilim alemince tanınmamıştır.