SEYYİD EMİR HAMZA

Seyyid Emir Hamza Evliyanın büyüklerinden.
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. Peygamberimizin soyundan olup seyyiddir. Silsile-i aliyye denilen evliyanın meşhurlarından Seyyid Emir Külal hazretlerinin ikinci oğludur. Doğum tarihi bilinmemekte olup 800 (m. 1398) senesinde vefat etti. Babası ona, kendi babasının ismi olan “Hamza” ismini koydu. Ona; “Baba.” diye hitap ederdi.

Seyyid Emir Hamza, küçük yaşta babasının sohbetlerinde bulundu. Daha sonra babası onu, yetiştirmesi için talebelerinin meşhurlarından olan Mevlana Arif Dikgeranî'ye havale eyledi. O da onu yıllarca çalıştırarak, ilimde ve tasavvuf hâllerinde zamanının bir tanesi olacak şekilde yetiştirdi. Babasının vefatından sonra onun yerine geçip yıllarca insanlara doğru yolu gösterdi. Ehl-i Sünnet itikadını anlattı. Talebeleri onun derslerine akın akın koşardı. Binlerce talebe, teveccühleri ile yetişti. En meşhur talebeleri şunlardır: Mevlana Hüsameddin Buharî, Mevlana Kemal Meydanî, Emir Büzürk, Emir Hard, Baba Şeyh Mübarek Buharî, Şeyh Ömer Buharî, Şeyh Ahmed Harezmî, Mevlana Ataullah Semerkandî, Hace Mahmud Hamevî, Mevlana Hamidüddin Kerminî, Mevlana Nureddin Kerminî, Mevlana Seyyid Ahmed Kerminî, Şeyh Hasan Nesefî, Şeyh Taceddin Nesefî, Şeyh Ali Nesefî.

Hocası Mevlana Arif derdi ki: “Yükünüzü çekecek bir dost isterseniz, bu çok az bulunur. Eğer yükünü çekeceğiniz birini ararsanız, bütün dünya size dosttur.” Bir defasında Emir Hamza'nın talebeleri ticaret için yola çıkmışlardı. Hırsızlar yollarına çıkarak mallarını yağmalamışlardı. Talebeleri de Emir Hamza'nın ruhaniyetinden yardım istediler. Bir süre sonra hırsızlar geri gelip malları iade etmişler ve; “Sizin şu evsafta bir şeyhiniz var mı?” diye sormuşlar. Talebeler de; “Evet.” deyince hırsızlar tövbe ettiklerini ve ona talebe olmak istediklerini söylemişlerdir. Dönüşte sözlerinde durup talebe olmuşlardır.

Seyyid Emir Hamza'nın talebelerine vasiyeti şöyledir: “Ey talebelerim! Bizim bulunduğumuz bu yol, sıdk ve doğruluk üzerine kurulmuştur. Muhterem babam Seyyid Emir Külal buyurdu ki: “İnsanların Hakka kavuşmaktan mahrum kalmalarının sebebi, İslamiyete tam uymamalarıdır.” Önce itikadı düzeltmek lazımdır. Şekten, şüpheden, bidat ve dalaletten ve gayrimeşru olan her şeyden kalbi temizlemelidir. Bir kimsenin, anlamadan, mezheplerin ihtilaflarından ve ittifaklarından konuşması çirkin bir iştir. Bir kimse bu hususta bilmeden konuşursa, cahilliğinin alametidir. Çünkü tasavvuf ehlinin yolu, yolların en aydınlığıdır. Hepsinden daha yakındır ve en nurlu olanıdır. Yolların en doğrusu ve en iyisidir. Necmeddin Ömer Nesefî buyurdu ki: “Tasavvuf; kalbden, Allahü tealanın sevgisinden başka her şeyi çıkarmaktır. Bedeni de Allahü tealanın emirlerine ve Resulullah'ın sünnetine uymakla süslemelidir. Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapmalı ve Resulullah Efendimizin sünneti üzere hareket etmelidir. Zamanımızdaki dalalet fırkaları, tasavvufu yanlış anlayıp yanlış yorumlayarak başka yollara sapmışlardır.” Tasavvuf ehli olanlar, Resulullah'ın sünnetine uyarlar. Yani İslamiyete uyarlar. Haram olan işlerden ve haram yemekten sakınırlar. İnsanların yükünü çekip kimseye yük olmazlar. Şöhretten sakınırlar. Müslümanlara acıyarak, onlara yumuşak davranırlar. Daima Allahü tealadan korkarlar ve günahlarının affedilmesi için yalvarırlar. Gıybet etmezler. Dünyaya, dünyanın rahatlığına ve ziynetine güvenmezler. Salihlerin ve Eshab-ı Kiram'ın yolunda ve onların ahlâkı üzere olurlar. Büyükleri inkâr etmezler ve bidat ehline uymazlar. Bunlar Ehl-i Sünnet'tir. Hak üzere olan cemaattir. Sakın onların sevgisini kalbinizden çıkarmayınız. Çünkü onların sevgisi, Allahü tealanın ve Resulünün razı olmasına sebep olur. Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de mealen; “Allah onların kalblerini takva için imtihan etmiştir. 

Onlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.” buyurdu. (Hucurat suresi: 3) Bu taifenin hâlini öğrenmiş oldunuz. O hâlde onlara tâbi olunuz ve onlarla sohbet ediniz. Bidat ve dalalet ehli olan fırkalardan ve onlarla sohbet etmekten sakınınız ki ahirette zarar etmeyesiniz. Bidat sahibi olanları aşağılamak hususunda çok çalışmalı ki Resulullah Efendimizin müjdesine kavuşulsun. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bidat sahibini aşağılayanı, Allahü teala büyük korkudan emin eder.” Ey talebelerim! Daima namaz vakti ne zaman girecek de namaz kılacağım diye bekleyiniz. Abdesti, namaz vakti girmeden alınız. Namazı huşu ve hudu' ile kılınız ve Allahü tealadan korkunuz. Namaz vaktinde hiçbir şeyle meşgul olmayınız. Nitekim Resul-i Ekrem; “Vakit geçmeden namaza, ölüm gelmeden tövbeye acele edin.” buyurdu. Daima tövbe ediniz. Resulullah; “Günahına tövbe eden, günahı olmayan gibidir.” buyurdu. Gaflet uykusundan kendinizi uzak tutunuz ki uyanık olasınız. Mümkün mertebe lüzumsuz konuşmayın. Sakın boş söz söylemeyin. Daima namaz ve oruçla süslenmiş olunuz. Elinizden geldiği kadar hiçbir mahluka hakaret gözü ile bakmayınız. Çünkü o, Allahü tealanın katında sizden daha makbul olabilir. Birbirinizi çok seviniz. Sevdiğiniz kimse, Allahü tealanın dostlarından biri olabilir. Buna çok dikkat ve gayret ediniz. Kimseye dünyalık için tazim etmeyiniz ki dininiz dünya uğruna gitmesin. Zira dünyanın Allahü teala katında hiç değeri yoktur. Dünyayı sevmek aşağılıktır ve her şeyden aşağıdır. Dininizi dünyaya feda etmeyiniz. Dinini başkalarının dünyası için satan ve bu yüzden Allahü tealanın rahmetinden mahrum kalan kimseden daha cahil bir kimse yoktur. Böyle kimse, hem dünyada, hemde ahirette zavallıdır. Allahü tealanın razı olmasını düşünmeyip de insanların rızasını düşünen, onların razı olmasını arayan kimse, Allahü tealanın gazabını istemiş olur. 

Allahü teala, insanları da ona karşı gazaplandırır. Allahü tealanın kendisinden razı olmasını isteyip insanların razı olmasına bakmayan kimseden Allahü teala razı olur. İnsanları da ondan razı ve hoşnut kılar. Birisi size husumet, düşmanlık ederse onunla meşgul olmayınız. Çünkü husumetin sonu gelmez. Allah korusun, bu uğurda dininiz de elden çıkabilir! İnsanların sevgisine de aldanmayın! Zira bu sevgileri devamlı değildir. İnsanların elinde olana tamah etmeyiniz. Allahü tealanın size verdiğine kanaat ediniz. Çünkü tamah eden, daima sıkıntı ve üzüntü içinde olur. Kanaat eden ise her zaman neşeli ve rahattır. Beyt: “Beni kanaatle eyledi daim aziz, Husumet ve tamahtan eteğim oldu temiz.” Namazı öyle kılınız ki yalnız iken ve kalabalıkta iken namazdaki hâliniz değişmesin. İnsanların yanında iken çok yavaş kılmayın ki bu kendini insanlar nazarında iyi göstermek olur. Beyt: “Gizli şirk var riya ile taatte, Ya Hak için ol, ya ukbayı iste.” İnsanlardan ve makamlarından yardım beklemekten ümidi kesip Allahü tealaya bağlanmalıdır. Başkalarından yardım bekleyen kimse, insanlar yanında hor görülür. İnsanlara tamah etmeyi bırakan kimse, dünyada da ahirette de aziz ve mükerrem, Allah katında da derecesi yüksek olur. Yardımı Allahü tealadan isteyin. Birinin size karşı kusuru olursa şikayet etmeyin. Kabahati kendinizde arayın. Daima özür dileyici olun. Kimsenin ayıbını aramayın. Nasihat kabul eder görünen münafıklara nasihat etmeyin. Onu ayıplarsanız, duymasın. Size düşman olur. Bir kimse yanlış konuşmuşsa, insanlar arasında yanlışını ona söylemeyin. Yalnız olduğu zaman ve nasihat kabul edici olduğunu bilirseniz, o zaman söyleyin. Ama günahla ilgili ise lütuf ile yumuşaklıkla söyleyin. İnsanlardan bir sıkıntı gelirse affedin. Karşılığında iyilik yapmaya bakın. Biri size tazim etmezse, sakın ondan dolayı hatırınız kırılmasın. Filan kimse bana saygı göstermedi gibi sözlerden çok sakının. Bir kimse size tazim eder ve sizden iyi olarak bahsederse ona sevinmeyin. Bu söz üzerinde durmayın ve; “Benim iyi kalbim vardır.” deyip kendinizi aldatmayın. İnsanların methini ve zemmini (kötülemesini) aynı tutarsanız, felaket uçurumuna düşmezsiniz. Size bir acı haber gelir veya hasta olursanız, Allahü tealadan razı olmaya dikkat edin ve Allah'a hamd edin. Ne kadar hasta olsanız, ayağa kalkamayacak hâlde bulunsanız da namazı kazaya bırakmayın. İma ile kılın. Eğer Allah korusun, kazaya kalırsa en kısa zamanda kaza edin. Hastalığınızı, günahlarınıza kefaret bilin. Zira kula gelen belalar, onlara sabır ve tövbe ile kalkar. İnsanlar arasında iseniz, dinden söylediklerini dinleyiniz. Sözleri bozuksa dinlemeyiniz. Size kötü söylerlerse dilinizi tutun ve insaftan ayrılmayın. 

Bir gün Mevlana Arif Dikgeranî buyurdu ki: “Herkese karşı açık ve tatlı sözlü olun, riayeti yerine getirin, takva sahibi olun, dilinizi insanlardan koruyun, kibirlenmeyin, mütevazı olun. Zelil olmayın. Her işte orta yolda olun. Resulullah Efendimiz; “İşlerin en hayırlısı, orta olanıdır.” buyurdu. Önünüze bakın. Her tarafa, öteye beriye bakmayın. Her gördüğünüzle değil, icab edenlerle konuşun. Konuşmak icap ederse yavaş konuşun. Birisi sizinle konuşursa onu iyi dinleyin. Güldürücü sözler konuşmayın. Mecbur olmadıkça insanlardan bir şey istemeyin. İsterseniz, az isteyin. Hiç kimseye zulüm ve günahta yol göstermeyin. Evinizde iyi ahlâklı olun. Ağır söz söylerlerse, siz dilinizi koruyun. Düşünerek söz söyleyin. Hürmet ehli, kendisine hürmet gösterilenler sizi yanına çağırırsa, onunla mağrur olmayın. Dünya ve dünyayı sevenlerden kaçın. Elden geldiği kadar ilmiyle amel eden âlimlerin sohbetinde bulunun. İlim öğrenmekten bir adım geri ve uzak durmayın. Zira ilimsiz amel, şeytanın oyuncağı olur. İlminiz azsa onunla amel edin, çoğalır. Her işte esas, ilim ve takvadır. İmandan güzel hiçbir nimet yoktur. Allah'a ibadetten daha iyi amel, iş yoktur. Ölümden iyi ibret yoktur. Kendini; ucubdan (kendini beğenmekten), riyadan (gösterişten), tekebbürden (böbürlenmekten), hasetten (çekememezlikten), gıybetten (dedikodudan), bahillikten (cimrilikten), kin tutmaktan, düşmanlıktan ve nifaktan korumalıdır. Bu huylar, kişinin kötülüğüne alamettir. İlmi, mevki için ve insanlardan kabul görmek için öğrenmemelidir. Peygamber Efendimiz; “Dünya maksadı için ilim öğrenen, Cennet'in kokusunu alamaz.” buyurdu. İlmi, Allahü tealanın tevhidini öğrenmek için okumalıdır. 

Bilerek kulluk yapmalı, cahil kalmamalıdır. Nitekim Peygamberimiz; “İlim öğrenmek, her erkek ve kadın Mümine farzdır.” buyurdu. Daima kalb temizliğiyle meşgul olmalıdır. Kalbini pisliklerden temizlemedikçe hakiki maksada kavuşulamaz. Bütün iyiliklerin başı, Allahü tealanın razı olmadığı şeyleri terk etmektir. Bütün kötülüklerin başı da dünya sevgisidir. Bununla birlikte, Server-i kâinat; “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyurdu. O hâlde dünyada ahiret işleri yap ve dünyaya ve dünyanın nimetlerine bağlanma! Dünya rahat etme yeri değildir. İbret yeridir. Bunun için Resul-i Ekrem Efendimiz; “Dünya ibret yeridir, tamir etme yeri değildir.” buyurdular. “Dünya bir kulübedir ve biz onda misafir, İki cihanda baki, sadece Allah'tır.” İhtiyaç miktarı ile kanaat etmeli, geri kalanını vermelidir. İbadet ve taat için yeterli kuvvetin hasıl olduğu kadarı ile kifayet etmelidir. Eğer bundan daha fazla dünya ve dünya nimetleri ile meşgul olursan, kendini felakete atmış olursun. Az yiyin, az uyuyun ki ölüm pusudadır. Ne zaman geleceği bilinmez. Sakın bunu hatırınızdan çıkarmayın. Haramdan sakının, Haram yiyenlerle işleyenlerle oturmayın; Zira dünya ehliyle sohbet, kalbi karartır. Nitekim demişlerdir ki: “Salihlerin sohbeti, seni de salih eder, Zalimlerin sohbeti, seni de zalim eder. Eshab-ı Kehf'in köpeği, köpek iken birkaç gün, Gitti ve halas buldu, iyilerin peşinden. Kötülerle az otur; kötülerin sohbeti, Kirliliğe döndürür, bütün temizliğini. Güneş o kadar parlak, hem o kadar büyüktür, Ama küçük bir bulut, onu göstermez olur.” Demişlerdir ki bir lokma haram yiyenin, ibadetleri kırk gün perde arkasında kalır. Elbisesinde haramdan bir iplik bulunanın, o haram iplik o elbisede bulundukça, taati kabul olmaz. Yiyecek ve giyecek temiz olmazsa namaz, oruç ve cihadınız kabul olmaz. Din yolunda mahreminiz olmayanla birlikte oturmayın.”

Seyyid Emir Hamza hazretleri, bu vasiyetleri buyurduktan sonra hususi odalarına girip üç gün üç gece, başını murakabe yakasının içine çekti. Sonra başını kaldırıp buyurdu ki: “Âlemlerin Rabbine hamd olsun ki yüksek babamıza geldiği gibi, bize de aynı müjdeler geldi.” Bunları söyledikten sonra Kelime-i şehadet getirerek vefat edip Hakkın rahmetine kavuştu.

Emir Hamza hazretlerinin iki oğlu ve bir kızı vardı. Hepsi de babalarından feyiz alarak, ilimde, ahlâkta yetişmiş, yüksek derecelere kavuşmuşlardı. Kızı Hatun-i Külan için; “Herkes oğlu ile iftihar eder, biz de kızımızla iftihar ederiz. Allahü teala bize ne verdiyse, biz de kızımıza verdik.” buyurmuştur. Bu kızı, her zaman Kur'an-ı Kerim okurdu. Odaya girip bir işle meşgul olunca odası nurundan, kandile ihtiyaç göstermeyecek derecede aydınlanırdı. Kilim dokusa, iplikler kendiliğinden düğümlenirdi. Bu işle uğraşırken namaza kalksa, onun çıkrığı kendiliğinden dönerdi. Gündüz olsa, demetleri kendiliğinden iplik olurdu. Bu hâlini, ancak sırdaşları bilirdi.

Emir Hamza hazretlerinin bu kızının, Şihabeddin adında bir oğlu vardı. Emir Hamza bu torununun yetiştirilmesi vazifesini Mevlana Hüsameddin'e verdi. Üç sene Mevlana Hüsameddin'in huzurunda kaldı. Bu müddet zarfında Hak teala, ona çok ilim ihsan etti. Hocası Mevlana Hüsameddin ona dedi ki: “Ey Mevlana Şihabeddin, eğer bundan sonra sen bize ders okutacaksan burada kal, yoksa bende, sana ders verecek güç kalmadı. Sonra Mevlana Hüsameddin'in izni ile Suharî'ye döndü. İnsanlara nasihatla meşgul oldu. Bütün vakti ilim ve âlimlerle geçerdi. Birgün halka vaaz ve nasihattan sonra şöyle söyledi: Ey azizler! Size bir vasiyetim var. Onu kabullenin ki ahirette size faydası olsun. Nitekim Resul-i Ekrem; “Vakit geçmeden namaza, ölüm gelmeden tövbeye acele edin.” buyurdu. Ey dostlarım! Allah'ın emirlerini yerine getirmede eksiklik etmeyin. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Namaz dinin direğidir. Namazını kılan dinini ayakta tutmuş, terk eden dinini yıkmış olur.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası