TALHA BİN UBEYDULLAH

Talha bin Ubeydullah bin Osman bin Amr bin Ka'b İlk imana gelenlerden ve Aşere-i Mübeşşere'den
A- A+

İlk imana gelenlerden ve Aşere-i Mübeşşere'den. Dedesi, “Ebu Bekr-i Sıddîk'ın dedesinin kardeşidir.” Bedr Gazası'nda, Şam tarafında vazifeli idi. Diğer gazalarda bulundu. “Talha ile Zübeyr, Cennet'te komşularımdır.” hadis-i şerifi ile methedildi. Çok zengin olup bütün malını Allah yolunda dağıttı. Deve Harbi'nde Hazreti Ali tarafında değil idi. Orada, ok ile şehit oldu. Hazreti Ali buna çok üzüldü. Ağlayarak mübarek eli ile yüzünden toprağı sildi; namazını kendi kıldırdı.

Hazreti Talha'nın ismi Talha bin Ubeydullah bin Osman bin Amr bin Ka'b olup, künyesi Ebu Muhammed, lakabı Feyyaz ve Hayyir (çok hayır işleyen) dir. Hicretten yirmi dört yıl önce Mekke'de dünyaya geldi. Hazreti Talha, Hazreti Ali, Zübeyr bin Avvam ve Sa'd bin Ebu Vakkas aynı sene doğmuşlardır. Soyu, altıncı babada Hazreti Ebu Bekr, onuncu babada ise Resulullah Efendimiz ile birleşir. Babası Ubeydullah, Resulullah peygamberliğini ilan ettiği zaman hayatta idi. Talha babasının vefatından evvel Hazreti Ebu Bekr'in tavsiyesine uyarak, İslamiyet'i kabul etmiş, Müslüman olmuştur. İlk iman edenlerin sekizincisidir. Hazreti Ebu Bekr vasıtasıyla iman edenlerin beşincisidir.

Hazreti Talha, İslam'ı tanımadan önce ticaretle uğraştığı için sık sık Mekke dışına çıkardı. Elbise ve kumaş satardı. Bu seyahatlerinden birinde Şam yakınlarında Busra kasabasında bir panayıra gelmişti. Bir rahip; “Panayıra gelenlere sorun; içlerinde Mekke'den gelen var mı?” diye seslendi. Bunun üzerine Hazreti Talha; “Evet, ben Mekkeliyim.” dedi. Bunun üzerine rahip; “Ahmed zuhur etti mi?” diye sordu. Talha; “Ahmed kimdir?” diye sordu. Rahip; “Abdullah bin Abdülmuttalib'in oğludur. Orası Onun zuhur edeceği şehirdir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Kendisi Harem-i şeriften çıkarılacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir.” dedi. Rahibin sözleri Hazreti Talha'nın kalbine yer etti. Oradan acele ayrılıp Mekke'ye geldi ve; “Olan biten bir şey var mı?” diye sordu. “Evet var. Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emin peygamber olduğunu iddia etti. Ebu Kuhafe'nin oğlu da (Hazreti Ebu Bekr) ona uydu.” dediler. Bunun üzerine doğruca Hazreti Ebu Bekr'in yanına gitti. Ondan Müslüman olduğu cevabını alınca, Hazreti Ebu Bekr'e rahibin söylediklerini anlattı. Sonra birlikte Resulullah'a gidip, Müslüman oldu. Rahibin sözlerini Peygamber Efendimize de anlattı ve Resulullah tebessüm ettiler.

Talha bin Ubeydullah Müslüman olduğu zaman Mekkeli müşriklerden pek çok eza ve cefa gördü. Rivayet olunur ki, Nevfel bin Huveylid bin Adeviyye adamları ile birlikte Hazreti Ebu Bekr ile Hazreti Talha'yı yakalayarak onları iple bağladılar ve işkence yaptılar. Temimoğulları da onlara sahip çıkmadı. Bu hadiseden dolayı Hazreti Ebu Bekr ve Hazreti Talha'ya bitişikler manasına gelen “Karînan” dendi.

Hazreti Talha en yakın akrabaları dahil olmak üzere Mekke müşriklerinden de işkence gördü. Evlerine hapsedilmiş, İslam'dan dönmesi için günlerce aç ve susuz bırakılmıştır. Kardeşi Osman da Hazreti Talha vasıtasıyla iman etmiş, bu işkencelere o da tabi tutulmuştur. Hele namazlarını eda edecekleri zaman çektikleri sıkıntı ve kendilerine reva görülen işkence tahammülü mümkün olmayan cinstendi. Mes'ud bin Hıraş, gördüğü bir hadiseyi şöyle nakleder: Safa ile Merve arasında dolaşırken; elleri boynuna bağlı ve kalabalık bir grup tarafından takip edilen bir delikanlı gördüm. Etrafındakilere bu gencin suçunun ne olduğunu sorduğumda bana: Bu Talha bin Ubeydullah'tır. Atalarının yolundan saptı, diye cevap verdiler. Gencin peşi sıra çirkin sözler söyleyerek onu takip eden bir de kadın vardı. Onun kim olduğunu sordum. Bu gencin annesidir dediler. Fakat Talha bütün bu akıl almaz işkencelere göğüs geriyor. Beni öldürseniz de dinimden dönmem diye karşılık veriyordu.

Peygamberimiz, Hazreti Ebu Bekr'le Medine-i Münevvere'ye hicret buyurduğu zaman Hazreti Talha ticaret için Şam'a gitmişti. Dönerken Medine'ye uğramıştı. Hazreti Peygamber'in orada olduğunu öğrenince kervandaki mallarından vazgeçip Mekke'ye gitmedi ve Medine'de kaldı. Es'ad bin Zürare'nin misafiri oldu. Bir müddet sonra Es'ad bin Zürare'yi Mekke'ye gönderip ailesini Medine'ye getirtti. Medine'de Muhacirin ile Ensar arasında kardeşlik tesis olunduğunda Peygamber Efendimiz, Hazreti Talha'yı Hazreti Übeyy bin Ka'b ile kardeş yapmıştı. Hazreti Talha, Bedr'den başka bütün gazalarda Peygamberimiz ile beraber bulunmuştur. Çok cesur idi. Bütün gazalarda Allahütealanın dinine hizmet ve şehitlik mertebesine ulaşmak için kahramanca savaşmış, pek çok defalar Peygamberimizin medhine kavuşmuş ve Cennet ile müjdelenmiştir. Kureyş müşrikleri Resulullah ve Müslümanları ortadan kaldırmak için güçlenmek ve para temin etmek maksadıyla Ebu Süfyan başkanlığında Suriye'ye (Şam'a) büyük bir kervan çıkardılar. Yanlarında otuz kırk kadar muhafızları vardı. Hazreti Peygamber önce keşif ve araştırma yapmak üzere Talha ve Sa'id bin Zeyd'i Medine dışına göndermişti. Bu sebeple onlar Medine'den uzak kalıp savaştan haberdar olmayıp, Bedr'e katılmadılar. Fakat gaza ile vazifeli olarak Resulullah tarafından gönderildikleri için Bedr ehlinden sayılmışlar, ganimetlerden de kendilerine hisse verilmiştir. Bedr'de bulunanlar gibi kendilerine sevab verildiği Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.

Hazreti Talha, Bedr'den sonra İslam'ın en büyük gazası, ölüm kalım savaşı olan Uhud'da kahramanlık destanları yazmıştır. Canını Peygamber Efendimizi korumak için tehlikeden tehlikeye attı. Eshab-ı Kiram, Resulullah'ın yanında çarpışmak için dizildikleri zaman, Resulullah Mus'ab bin Umeyr'ın taşıdığı sancağın altında idi. Gaza başlamış, sancaktarları öldürülünce müşrik ordusu bozulmuş idi. Hatta Müslümanlar, müşriklerin ordugahına girip ganimet toplamaya başlamışlardı. Peygamberimiz Uhud geçidine koyduğu ve hiçbir surette ayrılmamalarını emir buyurdukları, Eshab'ın en iyi okçularından elli kişinin büyük kısmı, müşrikler yenildi, diyerek bulundukları yerleri terk ettiler. Müşrik ordusu bunu fark edince Uhud Dağı'nı dolaşarak geçide geldiler. Burada bulunan on kadar Sahabiyi şehit ettiler ve Müslümanları arkadan vurdular. O müthiş günde Müslümanlar ne olduğunu anlayamamışlar, hatta bazıları birbirlerine kılıç vurmuşlardı. Hele harp meydanında Resulullah'ın öldürüldü haberi Eshab-ı Kiram'ı kalplerinden hançerlemişti. Ne olduğu anlaşılmamış; herkes yeise düşmüştü. Eshab-ı Kiram'ın bazıları geri dönmek icab ettiğini, bazıları Resulullah mademki şehit oldu, biz de ölünceye kadar kafirlerle harp edip O'na hemen kavuşuruz diyorlardı. Bir kısım Eshab da Peygamberimizin etrafında toplanmışlar canlarını siper edip Resulullah'ı muhafaza etmeye çalışıyorlardı. İşte Hazreti Talha bin Ubeydullah bir an bile geri çekilmemiş, Resulullah'ın yanından ayrılmamıştı.

Her fazilet ve üstünlükleri kendisinde toplayan her bakımdan Hazreti Âdem'den kıyametin kopmasına kadar gelmiş geçmiş ve gelecek olan insanların en üstünü, en güzeli, en yumuşak huylusu, en tatlı sözlüsü olan Peygamberimiz burada şecaat ve kahramanlığın en güzel ve en üstün misalini gösteriyorlardı. İşte bu şiddetli günde yedisi Muhacirlerden, yedisi Ensar'dan olmak üzere on dört Sahabi ile birlikte sabır ve sebat gösterdiler. Burada bulunan Muhacirlerden birisi Talha bin Ubeydullah'dır. Müslümanların şaşkınlık içinde bulunup dağıldıkları zaman Peygamberimiz; “Ey Allah'ın kulları, bana doğru geliniz. Ey Allah'ın kulları, bana doğru geliniz!” diyerek seslene seslene ancak otuz Sahabi toplayabilmişti.

Peygamberimiz müşrikler tarafından kuşatılmıştı. Resulullah; “Kim Allah yolunda vücudunu bize verir, feda eder?” buyurduğu sırada Ensar'dan beş Sahabi sıçrayıp ayağa kalktılar. Peygamberimizin önünde çarpışa çarpışa can verdiler, şehit oldular. Bunların son şehit olanı on dört yerinden yaralanıp yere düşünce, Peygamberimiz; “Onu bana yaklaştırınız.” buyurmuşlardı. Bu mübarek şehit, Resulullah'ın ellerinde şehadet şerbetini içti. Peygamberimiz, Talha bin Ubeydullah hazretlerinin de içlerinde bulunduğu on üç Sahabi ile bir köşeye çekildiler. Müşrikler Peygamberimiz ve on üç Sahabiyi yok etmek için üzerlerine yürüdüler. Peygamberimiz; “Şunları kim karşılar, kim durdurur?” buyurdular. Hazreti Talha; “Ben.” buyurdu. Peygamberimiz; “Senin gibi daha kim var?” diye sordular. Ensar'dan bir zat; “Ben.” dedi. Peygamberimiz ona; “Haydi sen karşıla.” buyurdu. O zat gitti müşriklerin üzerine bir arslan gibi atıldı. Gözleri yaşartan kahramanlıklar gösterdi. Birçok kafiri Cehennem'e gönderdi ise de sayıca çok olan müşrikler nihayet onu şehit ettiler.

Yine müşriklerden bir grup Peygamberimize doğru gelmeye başladı. Peygamberimiz; “Şunlara kim karşı koyar?” buyurdular. Hazreti Talha yine atıldı. “Ben.” dedi. Peygamberimiz; “Senin gibi daha kim var?” diye sordu. Yine Ensar'dan bir zat; “Ben.” dedi. Resulullah Efendimiz; “Haydi onları sen karşıla.” buyurdular. O zat da gitti. Aynı şekilde çarpışa çarpışa şehadet şerbetini içti. Müşriklerden başka bir grup daha geldi. Resulullah aynı şekilde sordu. Yine Hazreti Talha atıldı ise de Resul-i Ekrem yine; “Senin gibi daha kim var?” diye sordu. Ensar'dan bir zat “Ben.” dedi. Resulullah Efendimiz aynı şekilde onu da gönderdi. O da şehit oldu. Peygamberimizin yanında bulunan Ensar'dan on iki Sahabi bu şekilde şehadet şerbetini içtiler. İnandıkları, iman ettikleri Allahü tealaya ve kendilerine vadolunan sonsuz Cennet nimetlerine kavuştular.

Resulullah'ın yanında Hazreti Talha bin Ubeydullah'tan başka kimse kalmadı. Müşrikler Peygamberimizi kastederek yine hücum ettiler. Peygamberimiz; “Gelen şu müşriklere kim karşı koyar?” buyurdu, Hazreti Talha; “Ben.” buyurdu ve gitti çarpışmaya başladı. Bir kısmını öldürdü. Bu sırada Peygamberimizin yanına bazı Sahabiler yetiştiler. Eshab-ı Kiram burada akıllara durgunluk verecek, gözlerin bir daha göremeyeceği kahramanlıklar gösteriyorlardı. Din-i İslam'da her türlü iyilik ve fazilette ümmetin en önünde olan Eshab-ı Kiram cihat, şecaat ve kahramanlıkta da en önde olduklarını isbat eden canlı misaller ortaya koyuyorlardı.

Talha bin Ubeydullah buyurdu ki: “Gördüm ki, Eshab-ı Kiram dağıldı. Müşrikler hücum ettiler ve Resulullah'ı her taraftan kuşattılar. Resulullah'ın önünden mi, arkasından mi, sağından mı, yoksa solundan mı gelen taarruzlara karşı duracağımı bilemiyordum. Bir önden gelenlere, bir arkadan gelenlere koştum onları uzaklaştırdım. Nihayet dağıldılar.”

Hazreti Talha'nın, Uhud'un bu anında vücudunun her yeri heyecandan ve Resulullah'a bir zarar gelir korkusundan tir tir titriyordu. O, Uhud günü Resulullah'a bir zarar gelmemesi için en çok uğraşan en fazla canını hiçe sayanlardan idi. Eshab-ı Kiram'dan birçoğu bazı anlar Resulullah'ın yanından ayrıldıkları halde Hazreti Talha bir an ayrılmamış idi. Sa'dbin Ebu Vakkas bu hali haber verdikten sonra; “Biz Resulullah'ın yanına döndüğümüz zamanlar Hazreti Talha'yı hep O'nun etrafında dönerek çarpıştığını ve kendisini Resulullah'a kalkan yapıp koruduğunu gördüm.” buyurmuştur.

Müşriklerden çok keskin nişancı, attığını vuran bir okçu vardı. Bu Malik bin Zübeyr idi. Bu hain Peygamberimize nişan alıp bir ok attı. Resulullah'ın başına doğru gelen bu oka başka hiçbir şekilde karşı koyamayacağını anlayan Hazreti Talha elini açarak oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı. Parmaklarının bütün sinirleri kesildi. Elinin kemikleri kırıldı. Atılan oku elini tutması, candan çok ötelere yükselmiş bir aşkın, kemale gelmiş bir imanın, muhabbet ile yanan, anlatılamayan hakiki bir sevginin fiili olarak ortaya çıkmasıdır.

Hazreti Peygamber; “Eğer (Talha oku elini beni korumak için tutarken) Bismillah deseydi, insanların gözü önünde Cennet'e giderdi.” Başka bir rivayette ise Talha'ya; “Eğer Bismillah deseydin insanlar sana bakışırken, melekler seni göklere yükseltirdi.” buyurmuşlardır. Yine; “Uhud günü yeryüzünde sağımda Cebrail, solumda Talha bin Ubeydullah'tan başka bana yakın bir kimse bulunmadığını gördüm.” buyurmuşlardır.

Talha bin Ubeydullah'ın her yeri kılıç ve ok darbeleriyle delik deşik olmuş, vücudunda yaralanmayan ve kan bulunmayan bir yer kalmamış idi. O gün vücudunda altmış altı büyük yara açılmıştı. Küçükler ise vücudunda sayılamayacak kadar çoktu. Bu haliyle dahi cihada devam ediyordu. Dirar bin Hattab onun başına şiddetli iki kılıç darbesi indirmiş ve Hazreti Talha kan kaybı sebebiyle de bayılmıştı. Bunu gören Peygamberimiz yanına gelen Hazreti Ebu Bekr'e hemen Hazreti Talha'ya yardıma koşmasını emrettiler. Hazreti Ebu Bekr onu baygın bir vaziyette buldu. Hemen başını kaldırdı ve yüzüne su serpti. Hazreti Talha ayıldı. Ayılır ayılmaz ilk sorduğu soru; “Resulullah ne yapıyor?” olmuştur. Böylece sevgi ve bağlılığın en güzelini göstermiştir. Eshab-ı Kiram'da bu aşk, bu muhabbet, bu iman olduğu için, Resulullah'a böyle gönül verdikleri için Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmuşlar, onun için onların verdiği bir avuç arpa sadaka, onlardan olmayanların verdiği Uhud Dağı kadar altın sadakadan daha kıymetli olmuştur. Hazreti Ebu Bekr; “Resulullah iyidir. Beni sana O gönderdi.” deyince Talha “Allahü tealaya sonsuz şükürler olsun. O sağ olduktan sonra her musibet hiçtir.” buyurdu. İşte bu sırada âlemlerin efendisi, iki cihanın sultanı Hazreti Muhammed Mustafa oraya teşrif ettiler. Talha'nın bütün vücudunu mübarek elleriyle mesh ettiler ve ellerini açıp “Allahım ona şifa ver, ona kuvvet ver.” diye dua buyurdular. Talha biraz sonra sapasağlam kalktı ve düşmanla yine harp etmeye başladı. Müşriklerden Ebu Zatülyed, bir ata binmiş; “Ben Ebu Zatülyed'im. Bana Muhammed'i gösteriniz.” diye bağırarak Resulullah'a doğru geliyordu. Hazreti Talha onun önünü kesti. Mızrağını, atın arka bacaklarına vurunca; at kuyruğunu iki bacağına sokup çöktü. Talha bin Ubeydullah da mızrağını bu müşrikin göz bebeğine sapladı ve onu bağırtarak öldürdü.

Hazreti Talha bu halden sonra da bir hayli yara aldı. Yaraları yetmiş beşi aştı. Sadece başında dört büyük kılıç yarası vardı. Uylukları kılıçla parçalanmış, parmakları çolak olmuş idi. Talha şehit olmayı bekleyen kimselerdendi. Hazreti Talha buyurdu ki: Eshab-ı Kiram; “Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. (Şehit olmuştur.) Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab suresi: 23) ayet-i kerimesinde bekleyenlerin kim olduklarını merak ediyorlar fakat edeblerinden de bir türlü Resulullah'a soramıyorlardı. Bedevi birine; Resulullah'a şehit olmayı bekleyenlerin kimler olduğunu sor, dediler. Bedevi de bunu Resulullah'a sordu. Resulullah cevap vermedi. Bedevi tekrar sordu, Resulullah yine cevap vermedi. Sonra ben (Talha bin Ubeydullah), mescidinkapısından çıktım. Üzerimde yeşil elbise vardı. Peygamberimiz beni görünce; “Şehit olmayı bekleyenlerin kimler olduğunu soran kimse nerede?” diye sordu. Bedevî; “Benim ya Resulallah. Buradayım.” dedi. Resulullah beni göstererek; “İşte bu şehit olmayı bekleyen kişilerdendir.” buyurdu.

Uhud günü İbni Kamia kafiri Peygamberimizi öldürmeye yemin etmiş, her yerde O'nu arıyordu. Peygamberimizin üzerinde iki zırh vardı. Başında da miğfer bulunuyordu. İbni Kamia, Resulullah'a hücum etti ve kılıcını âlemlerin Efendisi Hazreti Muhammed'e çaldı. Kılıç darbesiyle mübarek omuzları yaralandı. Bu sırada müşriklerden Ebu Âmir tarafından Müslümanları düşürmek için kazılmış çukura kadar gelinmişti. Diğer bir kılıç darbesi ile Sevgili Peygamberimiz çukura düştü, miğferlerinin iki halkası mübarek yanaklarına battı. Resulullah'a ilk defa yetişen Hazreti Ali oldu. Hemen Resulullah'ın mübarek ellerinden tutarak Talha bin Ubeydullah da doğrultarak Peygamberimizi çukurdan çıkardılar. Uhud Gazası'nın sonuna kadar da Resulullah'tan ayrılmadı. Hazreti Talha, Resulullah'ı sırtına alarak Uhud kayalığına taşıdı. Hazreti Talha işte bu Uhud günü Talhatü'l-Hayr (Hayırlı Talha) lakabı ile şereflendi ki, ona bu lakabı Resulullah vermiştir. Kayalıklara gelince Peygamberimiz bir kayanın üzerine çıkmak istedi. Fakat gayet zayıflamış ve üst üste iki zırh giymiş ve kendisine yetmişten ziyade kılıç vurulmuş olduğundan takat getiremedi. Bunun üzerine Talha altına oturdu ve Resulullah taşın üzerine çıktı. O zaman Resulullah; “Talha Resulullah'a yardım ettiği zaman Cennet ona vacib oldu.” buyurdular.

Hazreti Talha, Uhud Harbi'nden Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde yapılan bütün gazvelere katılmıştır. Bu arada Hudeybiye'de Biat-ı Rıdvan'da da bulunmuştur. Mekke'nin fethinden sonra Huneyn Gazvesi'nde düşmanın okları karşısında gerileyen ordu içinde sebat edenlerdendir. Tebük Gazvesi'nde herkes elinden gelen gayretle orduyu teçhiz etmek, (donatmak) için uğraşırken o da herkesle yarışırcasına bütün varını yoğunu sarf etmiştir. İşte bundandan dolayı Feyyaz lakabını almıştır. Resulullah'a haber verildi ki; münafıklar, Yahudi Saveylim'in evinde toplanmışlardı. Müslümanları Tebük seferinden geri çevirmek istiyorlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz Talha bin Ubeydullah'ı bazı Sahabilerle Saveylim'in, Casum mevkiindeki evine gitmelerini ve evi, münafıklık eden bu hainlerin üzerine yıkıp yakmalarını emir buyurdu. Hazreti Talha bu emri derhal yerine getirdi. Münafıklardan Dahhak bin Halife evin arkasından atladı, ayağı kırıldı ve münafıkların, fitnesi söndürüldü. Huneyn'deki gayret, hizmet ve kahramanlıklarından ve bilhassa cömertliğinden dolayı da Talhatü'l-Cûd lakabı Resulullah tarafından verilmiştir.

Resulullah ile birlikte Mekke'ye giden Hazreti Talha, Mekke'de haccı eda edip, Veda hutbesini dinledikten sonra Medine'ye dönmüş ve bir müddet orada kalmıştır. Resulullah'ın vefatından çok müteessir olup, tenha bir köşeye çekilip ağlamıştır. Sonra Hazreti Ebu Bekr'in halife seçildiğini görüp, hemen ona biat etmiştir. Hazreti Ebu Bekr'in hilafeti zamanında da bütün savaşlara katılmıştır. Hazreti Ebu Bekr hastalandığında, yerine kimin halife olmasını Hazreti Talha ile istişare etmiş ve Hazreti Ömer'i uygun görmüş ve, “Hazreti Ömer bu makama en çok layık olan zattır. “Cenab-ı Hak sana Müslümanların işini kime terkettin?” derse, açık bir alınla ve müsterih olarak; “Hazreti Ömer'e bıraktım dersin.” buyurmuşlardır.

Hazreti Ömer zamanında şura meclisi üyesi idi. Hazreti Ömer her hususta onun reyine müracaat ederdi. Bir defasında şura meclisinde fetholunan arazinin mücahitler arasında taksim olunması veya olunmaması durumu görüşülüyordu. Hazreti Ömer dağıtılmamasını istiyor ve arazinin yalnız onu fetheden mücahitlere ait olmayıp ondan sonra gelecek nesillere de ait olduğunu beyan buyurmuştu. Hazreti Ömer'in bu içtihadından başka şekilde içtihat edenler oldu ise de Hazreti Talha kuvvetli deliller ortaya koyunca; mesele Hazreti Ömer'in teklif ettiği şekilde kabul olundu. İslam Hukuku'nda bu içtihat esas kabul edildi. 

Hazreti Ömer'in vefat etmeden önce halife seçilmek üzere namzet gösterdiği altı zattan birisi de Talha bin Ubeydullah'dır. Hazreti Talha kendi namzetliğinden feragat etti, reyini Hazreti Osman'a verdi. Hazreti Osman halife seçilince, Hazreti Talha da onu canı gönülden destekledi.

Hazreti Osman devrinde, ilk 6 yıl sakin geçti ve huzurlu bir hayat yaşandı. Hazreti Osman asiler tarafından muhasara edildiğinde, Hazreti Talha Onu korumak amacıyla Hazreti Ali ve Hazreti Zübeyr gibi oğullarını gönderdi. Oğlu Muhammed şiddetli şekilde asilere mukabelede bulundu. Hazreti Osman şehit edilince Hazreti Talha çok üzüldü. Hazreti Ali halife seçilince ona biat etti. Sonra Hazreti Osman'ı şehit edenlerin derhal cezalarının verilmesini ve kısas yapılmasını istedi. Hazreti Ali de isyancıların Medine'ye hakim olduklarını bir müddet sonra kendilerine bağlı bir ordu kurulduğu zaman isyancıların ve katillerin cezasının verileceğini beyan etti. Hazreti Talha buna çok üzüldü. Mekke'ye, Hazreti Aişe validemizin yanına daha sonra 36 (m. 656) yılında Basra'ya gitti. Hazreti Ali ile karşılarındaki Müslümanlar arasında kan dökülmemesi için Hazreti Aişe arabulucu olarak gelmişti. Her iki taraf anlaştılar. Fakat bunu öğrenen Talha bin Ubeydullah hazretlerinin kabrinin de içinde bulunduğu Irak Basra'daki Cami ve Türbesi'nin girişi. Abdullah bin Sebe Yahudi dönmesi ve ona tabi olan isyancılar gece her iki orduya da hücum ederek, Hazreti Ali ordusuna; “Aişe sözünde durmadı.” Hazreti Aişe, Talha ve Zübeyr'in bulunduğu tarafta da; “Hazreti Ali sözünde durmadı.” diyerek bağırarak fitne çıkardılar ve çok Müslüman kanının dökülmesine sebep oldular. Hazreti Talha burada şehit oldu. Hazreti Aişe bu vaka esnasında bir deve üzerinde olduğundan bu vakaya cemel (deve) vakası denildi. Hazreti Ali harp meydanını gezerken Hazreti Talha'yı maktuller (ölenler) arasında görünce çok üzüldü, çok, pek çok ağladı. Kucağına aldı. Yüzündeki toprakları sildi ve; “Ey Ebu Muhammed (Talha) semanın yıldızları altında seni toprağın üzerinde serilmiş olarak görmek bana pek ağır geldi, beni kalbimden vurdu. Keşke yirmi yıl önce öleydim.” buyurdu. Hazreti Ali, Hazreti Talha'nın namazını kendi kıldırdı.

Vefatından yirmi yıl sonra kızı Aişe bir gece rüyasında Hazreti Talha'yı gördü ve ona; “Ya Aişe kabrimin bir tarafından sızan su bana eziyet veriyor, beni buradan çıkar da başka yere defnet.” diye tenbih buyurdu. Bunun üzerine kızı Aişe çok üzüldü ve akrabalarından bazılarını alarak kabr-i şeriflerini açtılar. Sızan sudan dolayı vücudunun bir tarafı hafif yeşillenmiş ise de, diğer yerleri yeni defnedilmiş ve bir kılına dahi zarar gelmemiş olduğu halde buldular. Başka bir kabre naklettiler. Hazreti Talha; Humne binti Cahş, Hazreti Ebu Bekr'in kızı Ümmü Gülsüm ve Ümmü Eban binti Utbe ile evlenmiş ve on erkek, dördü kız on dört çocuğu olmuştur. Oğulları Muhammed, İmran, İsa, Yahya, İsmail, İshak, Yakub, Musa, Zekeriyya, Salih olup, kızları ise Ümmü İshak, Aişe, Şu'be ve Meryem'dir.

Hazreti Talha'nın bu bütün üstünlük ve faziletlerden sadece kavuşmadığı Hulefa-i raşidin derecesi olmuştur. Peygamberimiz; “Yeryüzünde Cennetlik bir kimse görmek isteyen Talha bin Ubeydullah'a baksın.” buyurdu. Hazreti Aişe anlatır: Ebu Bekr Sıddîk bir gün Resulullah'ın yanına girmişti. Resulullah ona; “Ya Eba Bekr! Sen, Allahütealanın Cehennem'den azat ettiğin kişisin.” buyurdu. Ondan önce kimseye böyle Atik ismi vermemişti. Sonra Talha bin Ubeydullah içeri girdi. Resulullah ona; “Ey Talha sen de şehit olmayı bekleyenlerdensin.” buyurdu. Hazreti Talha ahlâk, edeb ve fazilet bakımından çok yüksek idi. Kalbi Allahütealanın korkusuyla ve Resulünün muhabbetiyle doluuydu. Bu muhabbeti aşk derecesinden de çok ötelerde idi. O bu aşkının en güzel isbatını Uhud ve diğer gazalarda göstermiştir.

Zi'l-Karede Gazvesi'nde mücahitlerin susuz kalmaması için bir kuyu satın alıp onu müminlere vakfetmiş idi. O zaman kuyu satın almak ve vakfetmek büyük bir cömertlik idi. Ayrıca Zü'l-usra Gazvesi'nde savaşa katılanları tek başına doyurmuştur. Günlük geliri bin altın idi. Öksüzleri gözetir; fakirlerin ihtiyaçlarını görür, biçarelere yardım eder. Paraya ihtiyacı olanlara para verirdi. Teymoğullarının bütün muhtaçları, onun yardımları altında idi. Hazreti Talha bunların dullarını evlendirir, borçlularının borçlarını öderdi. Resulullah'ın vefatından sonra müminlerin anneleri olan ezvac-ı tahiratın hizmetine koşmuştu. Bütün malını ve parasını emirlerine amade kılmıştı. Medine'ye gelenler onun evinde misafir edilirdi. Kendisinden bir şey beklendiğinde onu yerine getirmediği görülmemiştir. Bir gün bir Bedevî, Hazreti Talha'ya gelerek akrabalık iddiasında bulunarak yardım istedi. Hazreti Talha bu akrabalık bağının çok önemli olduğunu söyleyerek, bir arazisinin olduğunu ve isterse onu almasını, isterse satıp parasını vermeyi teklif etti. Bedevî parasını almayı isteyince, Hazreti Talha araziyi Hazreti Osman'a satıp parasını Bedevî'ye verdi.

Bir gün Hazreti Talha, üzerinde güzel bir maşlah (yünlü harmani) ile yolda giderken adamın biri maşlahını omuzlarından kaptı. Oradakiler maşlahı adamdan geri aldılar. Fakat Hazreti Talha maşlahı adama iade ettirdi. Adam utanarak Hazreti Talha'ya vermek isteyince Hazreti Talha: “Senin olsun, Allahüteala mübarek etsin! Birisi benden bir şey umarsa onun umudunu boşa çıkarmaktan dolayı Allahütealadan utanırım.” buyurdu. Son derece sevimli idi. Orta boylu, geniş göğüslü, yakışıklı bir zattı, israf ve aşırılığa kaçmadan iyi giyinirdi. Onun ahlâkının güzelliğine bir misal olarak şu kıssa zikredilebilir. Eshab-ı Kiram'dan birçok zat Ümmü Eban adlı hanımla evlenmek için teklifte bulunmuşlardı. Fakat o hiçbirisini kabul etmedi. Talha bin Ubeydullah teklifte bulununca kabul etti. Sebebi sorulduğu zaman; “Onun ahlâkını bilirim. Evine girerken güler yüzle girer, evinden çıkarken mütebessim olarak çıkar.

Kendisinden istenildiğinde verir, kendisine bir iyilik yapıldığında teşekkür eder. Bir kusur görünce affeder.” diye cevap vermiş ve Hazreti Talha ile evlenmişti.

Hazreti Talha ticaretle meşgul olurdu. Medine-i Münevvere'de ise ziraatle meşgul olmuş ve büyük çiftlikler sahibi idi. Kendisinin Hayber'de ve Irak'ta çok arazileri vardı. Hazreti Talha çok büyük bir zenginliğin içinde bulunmasına rağmen gayet az yer, son derece sade giyinir, israf etmez ve israf edenleri sevmezdi. Bazen de çok güzel elbiseler giyerdi.

Hâlid bin Sa'id'in rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte Resulullah buyuruyor ki: “Ey insanlar ben Ebu Bekr'den razıyım. Bunu ona bildirin. Ey insanlar ben Ömer, Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Sa'd, Sa'id ve Abdurrahman bin Avf'tan razıyım. Bunu onlara bildirin. Ey insanlar Allahüteala Bedr ehlini ve Hudeybiye ehlini bağışladı. Ey insanlar Eshabım kayınpederlerim (Hazreti Ebu Bekr ve Ömer) ve damatlarım (Hazreti Osman ve Ali) hakkında bana riayet ediniz. Hiçbiriniz onlardan hak talep etmesin. Çünkü o haklar öyle haklardır ki, yarın kıyamet günü bağışlanmazlar.”

Ebu Hüreyre buyurdu ki: Resulullah; Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha ve Zübeyr (radıyallahü anhüm) ile birlikte Hira Dağı'nın üzerinde bulunuyorlardı. Dağ sarsılmaya, sallanmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah; “Sakin ol ey Hira, senin üzerinde ancak bir peygamber yahut sıddîk yahut şehitler bulunmaktadır.” buyurmuşlardır.

Hazreti Talha çok misafirperverdi. Bir gün yeni Müslüman olan iki kişi misafiri oldu. Bunlara izzet ikramda bulundu. Bir müddet sonra bunlardan biri savaşta şehit oldu. Diğeri de bir sene sonra vefat etti. Bir müddet sonra Hazreti Talha bunları rüyasında gördü. İkisi de Cennet'e girmek için izin bekliyorlardı. Öncelik sonra vefat edene verildi. Sabah olunca Hazreti Talha rüyasını Peygamber Efendimize arzetti. Mecliste bulunan Sahabiler hayret ettiler. Resulullah Efendimiz; “Sonra vefat eden bir sene daha fazla yaşamadı mı?” diye sordular. Eshab-ı Kiram; “Evet ya Resulallah” dediler. Resulullah Efendimiz; “Bu adam bir sene daha fazla oruç tutmadı mı? Bir sene daha fazla ibadet etmedi mi?” diye bütün amelleri sorup; Sahabilerden; “Evet.” cevabını aldılar. Bunun üzerine şöyle buyurdular: “O halde ikisinin arasındaki fark yerle gök arasındaki mesafe gibidir.”

İbn-i Mende, Talha bin Ubeydullah'tan haber veriyor: Talha bir gece Abdullah bin Amr bin Hiram'ın kabrini ziyaret etti. Kabirden Kur'an-ı Kerim sesi işitti. Gelip Resulullah'a söyledi: “O, Abdullah'tır. Allahüteala, şehitlerin ruhlarını Cennet'e koyar. Her gece ruhları bedenleri ile buluşur. Sabah olunca yine Cennette olurlar.” buyurdu. “Talha ve Zübeyr Cennet'te benim komşularımdır.” Hadis-i şerifi için; “Benim kulağım Resulullah'ın mübarek ağızlarından kelimesi kelimesine bu hadis-i şerifi işitmiştir.” diye buyurdu.

Peygamberimiz yeni ayı, hilali görünce; “Allah'ım bu ayı; razı olduğun ve sevdiğin işlerde, selamet, iyilik, iman ve İslamımızın devamıyla geçirmemizi nasip eyle. Gadabını çeken şeylerden (haramlardan da) muhafaza eyle. Ey hilal benim ve senin Rabbin Allahüteala dır.”

Yine Talha, Peygamberimizden; “Ben tevazuyu severim. Kim Allah için tevazu ederse Allahüteala onu yükseltir.” “Allahüteala cömerttir. Cömertleri sever.” “Allahüteala güzel ahlâkı sever kötü ahlâkı sevmez.” hadis-i şeriflerini haber verdi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası