Hadis ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi Muhammed bin Abdullah el-Hatibî et-Tebrizî olup künyesi Ebu Abdullah'tır. Lakabı ise Veliyyüddin'dir. Doğum tarihi bilinmemektedir. 749 (m. 1347) senesinde vefat etti. Vefatı için başka tarihler de bildirilmiştir.
Hayatı hakkında fazla bir bilgi olmayan Veliyyüddin Tebrizî, Hasan bin Muhammed Tayyibî'den ilim öğrendi. Veliyyüddin Tebrizî, İmam-ı Begavî'nin Mesabih kitabına ek ve açıklamalar yaparak, Mişkatü'l-mesabih adını verdi. Bu kitabını 737 (m. 1336) senesinde tamamladı. Mişkat kitabına çok çeşitli şerhler yapılmıştır. Bunların en kıymetlisi, Abdülhak-ı Dehlevî'nin yapmış olduğu Eşi'atü'l-lemeat'tır. Dört büyük cilt hâlinde basılmıştır. Veliyyüddin Tebrizî'nin ayrıca El-İkmal fî esmai'r-rical adlı bir eseri daha vardır. Miskat'ın kenarında basılmıştır. Veliyyüddin Tebrizî'nin, Miskat kitabında rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
MUHAMMED ALEYHİSSELAMIN ÜSTÜNLÜĞÜ
Tebrizî'nin Mişkat kitabında şöyle nakledilir: Enes bin Malik'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Kıyamet günü insanlar Arasat'ta toplanır. Bir kısmı, diğerlerinin üzerine dalga gibi vurur, birbirlerine karışırlar. Mahşer halkı hep birden, Âdem Aleyhisselam'a gelirler. 'Rabbinden bizim için şefaat dile!' derler. Âdem; 'Ben şefaate izinli değilim, İbrahim Aleyhisselam'a gidiniz. O, Allahü tealanın Halilidir.' der. İnsanlar ona gelirler. O da; 'Ben şefaate izinli değilim. Musa Aleyhisselam'a gidiniz. O, Kelimullah'tır.' der. Ona gelirler, o da; 'Ben de şefaat edemem, İsa Aleyhisselam'a gidiniz. O, Ruhullah'tır.' der. Ona giderler, o da; 'Ben şefaate izinli değilim. Muhammed Aleyhisselam'a gidiniz. O, Habibullah'tır.' der. Mahşer halkı bana gelirler. Ben; 'Şefaat ederim.' derim. Şefaat etmek için Rabbimden izin isterim, izin verilir. Hak tealanın bana bildireceği hamdler ile hamd ederim. Şimdi o hamdler hafızamda yoktur. Sonra yere kapanır, secde ederim. Hak teala bana; 'Ya Muhammed! Şefaat et, kabul olunur.' buyurur. Ben; 'Ya Rabbî! Ümmetime rahmet et, onlara merhamet et.' manasına gelen; 'Ümmetî, Ümmetî!' derim, (iki kere buyurması, te'kid için veya nida içindir ki ümmeti kendisine yaklaşsınlar, ateşten korunsunlar. Zira nur-i şerifleri ateşi söndürür.) Sonra bana; 'Ya Muhammed! Var, kalbinde arpa tanesi kadar imanı olanı ateşten çıkar.' buyurulur. Ben de gider, kimin kalbinde arpa tanesi kadar imanı varsa ateşten çıkarır geriye dönerim. Yine o hamdler ile hamd ederim ve secde ederim. Yine bana; 'Ya Muhammed! Söyle işitilir. İste, verilir. Şefaat et, kabul olunur.' buyurulur. Ben; 'Ya Rabbî! Ümmetime rahmet et.' derim. O zaman; 'Kalbinde zerre kadar veya hardal tanesi kadar imanı olanları ateşten çıkar.' buyurulur. Giderim, kalbinde zerre kadar imanı olanları ateşten çıkarırım. Yine dönerim. Secdeye varır, niyaz ederim. 'Git, kalbinde hardal tanesinden de çok az imanı olanları da ateşten çıkar.' buyurulur. Gider, böyle imanı olanları da ateşten çıkarırım. Dördüncü defa da Rabbimden, Lâ ilâhe illallah diyenlere de şefaat etmemi isterim. Allahü teala; 'Onları ateşten çıkarmak senin üzerine değildir. Fakat İzzetim, Celalim, Kibriyam hakkı için onları elbette ateşten çıkarırım.' buyurur.”
“İnsanlara merhamet etmeyene, Allahü teala merhamet etmez.”
“Zulme mâni olarak, zalime de mazluma da yardım ediniz.”
“Satın alınan bir gömleğe verilen paranın onda dokuzu helal ve onda biri haram para ise bu gömlekle kılınan namazı Allahü teala kabul etmez.”
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onun yardımına koşar. Onu küçük ve kendinden aşağı görmez. Onun kanına, malına, ırzına, namusuna zarar vermesi haramdır.”
“Allahü tealaya yemin ederim ki bir kimse kendisine yapılmasını sevdiğini, din kardeşi için de sevmedikçe, imanı tamam olmaz.”
“Kötülüğünden komşusu emin olmayanın, Allah'a yemin ederim ki imanı yoktur.”
“Kalbinde merhameti olmayanın, imanı yoktur.”
“İnsanlara merhamet edene, Allah merhamet eder.”
“Küçüklerimize acımayan ve büyüklerimize saygılı olmayan, bizden değildir.”
“İhtiyarlara saygı gösteren ve yardım eden, ihtiyarlayınca Allah ona da yardımcılar nasip eder.”
“Allah'ın sevdiği ev, yetim bulundurulan ve ona iyilik yapılan evdir.”
“Yanında birini gıybet edeni susturan kimseye, Allahü teala dünyada ve ahirette yardım eder. Gücü yeterken susturmazsa Allahü teala onu dünyada ve ahirette cezalandırır.”
“Din kardeşinin ayıbını, utanç verici hâlini görüp de bunu örten gizleyen kimse, İslamiyetten önce Arapların yaptıkları gibi, diri gömülen kızı mezardan çıkarmış, ölümden kurtarmış gibidir.”
“İki arkadaştan Allah indinde daha iyi olanı, arkadaşına iyiliği daha çok olanıdır.”
“Birinin iyi veya kötü olduğu, komşularının onu beğenip beğenmemesi ile anlaşılır.”
“Çok namaz kılan, çok oruç tutan, çok sadaka veren, fakat dili ile komşularını incitenin gideceği yer Cehennem'dir. Namazı, orucu sadakası az olup dili ile komşularını incitmeyenin yeri Cennet'tir.”
“Allah dünyalığı, dostlarına da, düşmanlarına da vermiştir. Güzel ahlâkı ise yalnız sevdiklerine vermiştir.”
“Bir kimsenin ırzına, malına saldıranın sevapları, kıyamet günü o kimseye verilir. İbadetleri, iyilikleri yoksa o kimsenin günahları buna yüklenir.”
“Allahü teala indinde günahların en büyüğü, kötü huylu olmaktır.”
“Bir kimse, sevmediği birisine bela, sıkıntı geldiği için sevinirse Allah, bu kimseye de bu belayı verir.”
“Haset etmeyiniz! Ateş odunu yok ettiği gibi, haset de sevapları giderir.”
“İyi huylu, dünyada ve ahirette iyiliklere kavuşacaktır.”
“Allahü teala, dünyada güzel suret ve iyi huy ihsan ettiği kulunu, ahirette Cehennem'e sokmaz.”
Peygamber Efendimiz Ebu Hüreyre'ye; “İyi huylu ol.” buyurdu. “İyi huy nedir?” deyince; “Senden uzaklaşana yaklaşıp nasihat et ve sana zulmedeni affet. Malını, ilmini, yardımını senden esirgeyene, bunları bol bol ver!” buyurdu.
“Kibirden, hıyanetten ve borçtan temiz olarak ölen kimsenin gideceği yer Cennet'tir.”
“Zevcelerinizi dövmeyiniz! Onlar, sizin köleniz değildir.”
“Allah indinde en iyiniz, zevcesine karşı en iyi olanınızdır. Zevcesine karşı en iyi olanınız benim.”
“İmanı üstün olanınız, huyu daha güzel ve zevcesine daha yumuşak olanınızdır.”
“İki kişi mescide gelip namaz kıldılar. Kendilerine bir şey ikram edildi. Oruçlu olduklarını söylediler. Bir süre konuştuktan sonra kalkıp giderlerken, Resul-i Ekrem bunlara; 'Namazlarınızı tekrar kılınız ve oruçlarınızı tekrar tutunuz. Çünkü konuşurken bir kimseyi gıybet ettiniz. Gıybet etmek, ibadetlerin sevabını giderir.' buyurdu.”
Ebu Hüreyre haber veriyor. Resulullah'ın yanına biri geldi. “Ensar'dan bir kız ile evlenmek istiyorum.” dedi. Resul-i Ekrem ona; “Kızı (bir kere) gör! Çünkü Ensar kabilesinin gözlerinde bir şey vardır.” buyurdu.
“Kadınlar, görüştükleri kadınların güzelliklerini, iyiliklerini, zevclerine anlatmasınlar. Zevcleri, o kadınları görmüş gibi olurlar.”
“Ya Ali! Bir kadını görürsen, yüzünü ondan ayır. Ona tekrar bakma! Ansızın görmek, günah olmaz ise de tekrar bakmak günah olur.”
“Avret yerinizi açmayınız! (Yani, yalnız iken de açmayınız.) Çünkü yanınızdan hiç ayrılmayan kimseler vardır. Onlardan utanınız ve onlara saygılı olunuz! (Bu kimseler, Hafaza denilen meleklerdir ki insandan yalnız helâda ve cimada ayrılırlar.)”
“Bir kızın güzelliğini gören kimse, gözünü ondan hemen ayırırsa Allahü teala ona yeni bir ibadet sevabı ihsan eder ki bu ibadetin lezzetini hemen duyar.”
“Allahü teala, kuluna verdiği nimetleri, kulunun üzerinde görmeyi sever.”
Cabir bin Abdullah diyor ki: Resulullah bize geldi. Evde saçları dağınık biri vardı. Bunu görünce; “Bu, saçlarını düzeltecek bir şey bulamamış mı?” buyurdu. Elbisesi kirli birini de görünce; “Elbisesini yıkayacak bir şeyi yok mu?” buyurdu.
Tabiînden Ebü'l-Ahves, babasından haber veriyor. Resulullah'ın yanına gittim. Elbisem eskimişti. “Malın yok mu?” buyurdu. “Malım var.” dedim. “Ne cinsten malın var?” buyurdu. “Her cinsten var”, dedim. “Allahü teala mal verince nimetlerin eserini üzerinde görmelidir!” buyurdu.