Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi Muhammed Vehbi'dir. Hayyat Vehbi diye meşhurdur. 1195 (m. 1780) senesinde doğdu. Osmanlı Müellifleri, Sefinetü'l-evliya, Esmaü'l-müellifîn adlı eserlerde Erzurum'da, diğer bazı eserlerde ise Erzincan'da doğduğu yazılıdır. 1264 (m. 1847)'de Erzincan'da vefat etti. Dergâhının olduğu yere defnedildi. Bugün burası Terzi Baba Mezarlığı diye anılmakta, mezarlığın ortasında türbesi bulunmaktadır. Terzi Baba temel din bilgilerini tahsil ettikten sonra anne ve babasının isteği üzerine, bir sanat sahibi olmak için terzilik öğrenmeye başladı. Terzi Baba diye meşhur olması buradan gelmektedir. Dünyaya hiç rağbeti yoktu. Ahirete meyli çok fazlaydı. Mesleği ile meşgul olurken ibadeti terk etmez, nefsinin arzu ve isteklerini yapmama hususunda azami gayret gösterirdi. Mevlana Halid-i Bağdadî'nin halifelerinden Erzincanlı Şeyh Abdullah Mekkî Efendi ile görüştü ve ona talebe oldu. Bundan sonra Terzi Baba'nın manevî mertebesi günden güne ilerledi. Nefisle mücadele ve riyazette çok ileri derecelere ulaştı. Abdullah Mekkî Efendi, ona icazet verdi. Abdullah Mekkî Efendi ile tanışmaları şöyle oldu: Terzi Baba, hem dikiş diker hem de dili ve kalbi ile Allahü tealayı zikrederdi. Dükkanında dikiş dikerken, her iğneyi kumaşa geçirip çıkarışta dili ve kalbi ile Allahü tealanın ism-i şerifini söylerdi. Halim, selim, mütevazi bir zattı. Kimsenin hâlini bilmesini istemezdi. Fakirleri çok sever ve bu sevgisini açıkça belli ederdi.
Birgün Erzincan'a seyyah fakirlerden birisi geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar kirli idi. Bu zat paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi. Fakat müracaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakir zata alay yollu; “Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker.” dediler. Zavallı fakir zat, Terzi Baba'yı buldu, istediğini anlattı. Terzi Baba'dan, ret yerine hüsn-ü kabul gördü. Terzi Baba ona; “Paltonu bırak, inşallah yarına hazırlarım.” dedi. Terzi Baba paltoyu alıp güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. Ertesi gün o fakire elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret dahi almadı. O fakir zat paltosunu temizlenmiş, dikilmiş görünce çok memnun oldu. Terzi Baba'ya nazar edip Allahü tealanın sevdiklerinin sohbetine kavuşması için kalben dua etti.
Bu günlerde Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri, halifelerinden Abdullah Mekkî Efendi'yi Anadolu'ya göndermişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzurum'a uğramış, sonra Erzincan taraflarına yönelmişti. Erzincan'a yaklaşınca yanındaki arkadaşlarına; “Mevlana Halid'in bize tarif eylediği memleket, Allah bilir ya burasıdır. Burada bir zatın bizde emaneti vardır.” demişti. Abdullah Mekkî Efendi Erzincan'ı şereflendirince insanlar akın akın ziyaretine geldiler. Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defa gördüğü Terzi Baba içeri girince ayağa kalktı. Davet edip yanında yer verdi. Hiç kimseye yapmadığı iltifatı Terzi Baba'ya yaptı. “Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinden bizde bir emanet var. O emanete seni müstehak gördüm. Bu emanet sana çok menfaatler sağlar. Kabul edersen sana teslim edeyim.” dedi. Terzi Baba da; “Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse dünya için Allah demem.” cevabını verdi. Abdullah Mekkî Efendi bu cevabı alınca; “Oğlum, sen bulacağını buldun. Teslim edeceğim emanet seni dünya sevgisinden kurtarmaktan başka bir şey değildi.” buyurarak, Terzi Baba'ya himmetle nazar edip emaneti tevdi etti. Şah-ı Nakşibend Behaeddin-i Buharî hazretlerinin yolunda terbiye edip kemale ermesine vesile oldu. Terzi Baba'ya hilafet verip Allahü tealanın kullarına, Allahü tealanın dinini öğretmek ve marifetullaha kavuşturmak vazifelerini verdi. Bunun üzerine, Terzi Baba'nın hâli derhal değişti. Manevî feyizler deryasına daldı.
BOZUK SAZ
Terzi Baba, pek çok rumuz ve işaretler yani kapalı mânâlı şeyler söylerdi. Erzincan ahalisinden Hacı Hatib Efendi isimli zat, bir kazaya kadılığa tayin edildi. Hacı Hatib Efendi öyle bir kazayı bilmediğinden araştırdı. Fakat kimse de bilmiyordu. Gönlü ıstırap ve sıkıntı ile doluydu. Terzi Baba'nın sohbetlerinde ferahlamak için Sarıgül'de olan bahçesine gitti. Terzi Baba bahçede; “Her kim ne ederse kendine eder, yine kendi kendine eder.” diyerek dolaşıyordu. Hatib Efendi'yi görünce; “Gel ağa bir kahve pişirdim beraber içelim.” dedi. Kahve içerken bir müddet murakabeye dalan Terzi Baba; “Ağa, hem kahve içelim, hem de sana bir hikâye anlatayım. Dinle! Birisi İstanbul'da Aksaray'a doğru giderken bir kahve dükkanına uğramış. Dükkanda bir saz olduğunu görmüş ve çalmak istemiş. Sazın bozuk olduğunu görünce kahveciye; “Saz bozuk.” demiş. Kahveci de; “Onu çalan öyle bozuk düzen çalardı. Sen de öyle çalarsan çal, çalmazsan bırak yerine demiş. Acayip bir hikâye değil mi?” deyip sözünü tamamladı. Hatib Efendi bu konuşmadan hiçbir şey anlamadı fakat bu hikâye bizimle alâkalıdır diye düşünüp edebinden hikmetini soramadı. Birkaç gün sonra bir misafiri geldi. Çok yer dolaştığından tayin olduğu yeri bilip bilmediğini sordu. O misafir; “O kaza Aksaray dairesinde Bozok sancağındadır.” demesiyle Hatip Efendi, Terzi Baba'nın ilk işaretini anlamış oldu. Doğruca o kazaya gitti. Fakat birkaç ay orada hâkimlik yaptıktan sonra halkı ve kazası ile uyuşamadığından istifa edip geri döndü. Bundan da; “Çalabilirsen çal, çalamazsan bırak.” sözünün mânâsını anlamış oldu. Bu hadiselerden sonra Terzi Baba'nın yüksek derecesi halk arasında duyulup yayıldı. Herkes istifade etmek için ona geldi. Zamanla Terzi Baba'ya bağlanan talebelerin sayısı günden güne arttı. Bu hâli çekemeyen kimseler, onun hakkında dedikodu etmeye başladılar. “Ümmî bir cahilin başına bu kadar insan toplanmış.” diyorlardı. Hatta ilimden biraz nasibi olanlar da bu gibi sözleri söylemeye başlamıştı. Bunun üzerine beldenin müftüsü, Terzi Baba'yı imtihan için davet etti. Maksadı ise Terzi Baba sorulan suallere cevap veremeyince cehaletini anlayıp insanları irşat davasından vazgeçmesini temin etmek idi. Terzi Baba, müftü efendinin davetini kabul edip gitti. Orada büyük bir ilim meclisinin toplanmış olduğunu gördü. Müftü efendiye kendisini niçin davet ettiğini sorduğunda, müftü efendi ona; “Biz seni imtihan için davet ettik. Hakkınızda birçok dedikodu yapılıyor. Buna son vermek lazım geldi. Biz size bazı sualler soracağız. Siz de cevap vereceksiniz.” dedi. Sonra Sıfat-ı sübutiyyenin kaç tane olduğunu ve daha başka sualleri sordu. Terzi Baba büyük bir hakikati ortaya çıkarmak için; “Allahü tealanın, bu şehirde yaşayanlara göre yedi, diğer beldelere göre sekiz tane sıfat-ı sübutiyyesi vardır. Bu beldeye göre Allahü tealanın Sübuti sıfatları şunlardır: İlim, Semi', Basar, İrade, Hayat, Kelam ve Tekvin. Bu şehre göre Allahü tealanın Kudret sıfatı yoktur. Çünkü bu şehir insanları Allahü tealanın Kudret sıfatını inkâr etmektedirler. Eğer bu şehrin insanları Allahü tealanın Kudret sıfatına inansalardı, Allahü teala bir ümmî kulunda, insanlara doğru yolu gösterme kabiliyetini yaratmaya kâdirdir, derlerdi.” cevabını verir vermez, orada bulunanlar, Terzi Baba'nın ilm-i ledünnîye sahip, kâmil bir zat olduğuna kanaat getirip hemen ellerine kapanarak af dilediler. Ona gereken ikram ve hürmeti gösterdiler. Terzi Baba'nın türbesinin ve revakların dışardan görünüşü. Terzi Baba'nın yetiştirdiği talebeler arasında en meşhurları; Hafız Rüşdî Efendi, Hacı Mustafa Fehmî, Leblebici Baba'dır. Terzi Baba, ilahî aşk ile dolu âdeta ikinci bir Yunus Emre'dir. Tasavvufun hakikatlerine dair, Miftahü'l-kenz isminde manzum eseri çok meşhurdur. Terzi Baba hakkında yazılan Şevkistan adlı eserde keramet ve hâlleri uzun anlatılmaktadır. Miftahü'l-kenz adlı eserden bazı bölümler: Velî her aşıkın var bir beyanı, Ki gücü yettikçe söyler anı. Kimi manzum, kimi mensur buyurdu, İçinin sırrını halka duyurdu. Kimi söyler Arapça hem maksadın, Kimi Faris kimi Türkçe kelamın. Bu bende iktidarım yok Arapça, Lisan-ı Türkî ile dedim acabce. Zelillerden ezellem halk içinde, Kalillerden ekallem (azım) dehr içinde. Bu asi, asilikte yok benzerim, Zayıf biçarelikte yok rakibim. Ne ilmim var, Şeri'den edem sözler, Ne zühdüm var, tarikde edem fiiller. Hakikatte hâlim yok yola gidem, Bu asi de düşündüm, ben de nidem. İlahî taklidimiz eyle tahkik, Ki zira senden olur kula tevfik. Nedir tevfiki Allah'ın kuluna, Hidayet etmesidir hak yoluna. Eğer Allah kılarsa ger inayet, Verir kullarına türlü hidayet.
Yine Hayyat-ı Vehbi gel beyan et, Kulun düşmanlarını sen ayan et. Ona göre edelim buğd-i fillah, Dahi kime edelim hubb-i fillah. Bu insanın ulu düşmanı dörttür, Ona kim ki karşı olsa merttür. Terzi Baba'nın türbesinin eski hâli (sağda) ve yeni hâli (solda). Halas oldunsa bu dört şeyden ey can, Vücudunda olursun gizli sultan. Düşmanımızdır diye buyurdu Allah, Size düşman bilin bunları her gah. Biri nefis, biri şeytandır onun, Kötü yâran, birisi dünya onun. Büyük düşmandır emmare nefsin, Muhalif ol, irişe ona kahrin. Sözün tutma çalış ki ola teskin, Ya katledip bulasın sen de temkin. Bu şeytana idem dersen adavet, Çalış, zikret dahi hem istikamet. Kötü yârene olma hiç mukarin, Düşmanlık edecektir sana yarın. Terzi Baba'nın medfun olduğu kabristanda belediyenin yaptırdığı Terzi Baba hakkında bilgi veren pano. İyilerle konuş daim yakın ol, Pak edip kalbini daim selim ol. Selim olup eğer kâmil olursan, Nice yüz bin kötüyle konuşursan. Zarar vermez bu kâmile konuşmak, Nasihat edip kötüyü yola almak. Düşmandır cümleye bu hubb-i dünya, Nice ademler eder ömrün ifna. Bu dünyaya Hüda da etti hışmı, Onu sever mi kimse olsa fehmi? Eğer kullukta daim olsa bir kes, Ona hadim olur dünya ve herkes. Verir dünya meşakkat kim severse, Onu cem' etmeğe kim çalışırsa. Hadisinde buyurdu Fahr-i Âlem, Haber verdi onu Eshab-ı ekrem. Sinek kanadına değeydi dünya, İçirmezdi suyu küffare Mevla. İki aç kurt girerse eğer sürüye, Kırar cümlesini koymaz geriye. Bunlardan çoktur dine zararı, Bu dünya makamın sevmek bil anı. Hadis-i kudside buyurdu Mevla; “İki sevgi birikmez kalbde asla.” İkisi cem' olup durmazlar asla, Onlardır hubb-i dünya, hubb-i Mevla. Nitekim su ile ateş yığılmaz, İkisi bir çanakta cem' olunmaz. İlahî cümlemizi eyle gufran, Hayırlı mal verip sen eyle ihsan. Dahi kalbimizi pak et sivadan, Halas et cümlemiz şirk-ü riyadan. İbadette bizi sen eyle kaim, Muhabbet edelim zatına daim.
İman
Hidayettir bize iman ezelden, Onu hıfzeyleye Allah kederden. Ne noksan olur iman ne ziyade, Edip ikrar-ı tasdik altı şeyde. Ve lakin var zayıfıyla kavisi, Olur tasdike göre her birisi. Eğer tasdik olursa kalbde her an, Kavi olur onun imanı ey can. Dahi doğru söyler dilde kelamın, Ona kim sorsa söyler ol meramın. Yalan ile iman cem' olmaz asla, Birikmez ikisi bir kalbde kella. Terzi Baba'nın türbesinin kapısı. Hidayettir kuluna evvel iman, Onun hıfz olmasına eyle idman. Dahi çok ver salat ile selamı, Habibi üstüne olsun müdamı.
Mezhepler
Kim etti müçtehitler içtihadı, Tashih etti kamusu itikadı. Bizim bu itikatta bildiğimiz, Ebu Mansur dürür ser mezhebimiz. İmam-ı A'zam oldu hem amelde, Başta gelen imamlardan ilimde. Bu ikisi dürür ser mezhebimiz, Amelde itikatta uyduğumuz. Bu dört mezheplerin cümlesi haktır, İmam-ı A'zam'ın ki hem ehaktır. Terzi Baba'nın türbesinin kapısından içerinin görünüşü (sağda) ve türbedeki sandukalar (solda). Terzi Baba'nın sandukasının yandan görünüşü (sağda) ve ayak tarafından görünüşü (solda). Birisi Şafiî birisi Malik, Biri de İbn-i Hanbel idi salik. Eğer mümkün olursa sen amel et, Azimettir bu dördüyle dahi git. Ki mümkün olmayan yerlerde bil hak, Amel kıl mezhebinle sen muhakkak. Filan mezhep hata, demek hatadır. Ki zira cümlesi Haktan atadır. Velakin var ise bazı hatası, Yine de afv edipdür bil Hüdası. Hata etse yine olur sevabı, Bize lazım değil onun hesabı. Hakikatte bilinmez Hak muradı, Muradullaha ittik itikadı.
Dört Büyük Halife
Risalet onda çün buldu nihayet, İşit kimdir eden evvel hilafet. Terzi Baba'nın sandukası. Ebu Bekr oldu evvelce halife, Kim ona intikal etti vazife. Nebîlerden kim oldur sonra efdal, Bütün eshabın hem odur üstünü. Habibullah ona buyurdu Sıddîk, Resulün kal'ini ederdi tasdik. Kapısı olmuş idi, şehr-i sıdkın, Ona lütfu erişmiş idi Hakkın. Ki daim ak ederdi yol içinde, Habibin yarı idi gar içinde. Malını etti infak hak yolunda, Ki bir şey komadı asla yanında. Onu metheyledi Kur'an'da Mevla, Onun için olmuştu şanı a'lâ. Kim ondan sonra eyledi hilafet, Edibdür Hazreti Ömer adalet. Adaletten bu âlem dolmuş idi, Adalet kapısı bu olmuş idi. Habibullah ona Faruk buyurdu, Ki zira hakkı batıldan ayırdı. Lisanından çıkardı çok me'ani, Okuttu aşikâre hem ezanı. Ferasetten söylerdi ol kelamı, Dahi ifşa ederdi ol selamı. Üçüncüde halife oldu Osman, Hayâ ederdi ondan ins ile can. Atâ kıldı iki kez ona Hazret, İki kızın ona kıldı inayet. Denildi ona “Zinnûreyn” lakapta, Hayâ kapısı olmuştu verada. Halife oldu ardınca Ali hem, Kim odur Allah arslanı velî hem. Ona kılmıştı Allah çok inayet,Yed'inde buldu âlem bunca nusret. Verip kudret kılıcın ona Allah, Kızı Fatıma'yı da verdi ol Şah. Ona bildirdi bu ilmin usulün, Kapu olup beyan etti fusulün. Bunlara tazim etmek bize elzem, Ki her birin meratibince bil hem. Ebu Bekr-ü, Ömer, Osman, Ali'dir, Bunları kim ki sevmezse şakîdir. Bunlardır cümle Eshab içre efdal, Nebîler zümresinden sonra ekmel. Bunlardır gerçek sırlar hazinesi, Bunlardan zahir oldu çok incelik. Bunlardır çariyarı ol Habibin, Bunlar sadıklarıdır ol Tabibin. Edip tazim muhabbetle nazar kıl, Bunların haklarından sen hazer kıl. Hüda aşıklarına dil uzatma, Sakın canım onlarda ayıp gözetme. Bu aşıklar geçerler masivadan, Bu kevni kaldırıp cümle aradan. Unuturlar kamu bildiklerini, Ki bilmezler murad ettiklerini. Bunlar bakmadılar hergiz murada, Ki yanmıştır bunlarda hem irade. Edip teslim umurların Hüda'ya, Nazar etmediler hiç maadayu (gayriye).
Kudret Sıfatı
Gel ey Vehbi yine söyle beyan et, Cevahir kenzini dahi ayan et. İşin bitmez beyan et gel oturma, Sıfat-ı kudreti de söyle durma. Bu kudretten haber vergil me'ani, Götür canan elinden armağanı. Eğer Allah kılarsa ger inayet, Bu asi söyleyem verirse kudret. Bu kudretten neler zahir oliser, Bu kullara neler ihsan oliser. Verip bir zerre nuru kudretinden, Bu mahluka atâdır hikmetinden. Tecelliden olur hasıl bu kuvvet, Vücuda geldi ondan bunca kudret. Bu mahluku yarattı kudretinden, Verip bunca nimet merhametinden. Kemal-i kudretine engel olmaz, Hüda hiçbir işinde âciz olmaz. Onundur cümle mahlukat temamet, Olur varlığına cümle alâmet. Bu âlemler nizamıyla delalet, Eder birliğine daim şehadet. Bidayette O'nun hiç evveli yok, Nihayette O'nun hiç ahiri yok. Hüda zahirdürür bâtın olana, Fenafillah olup zatın bulana. Dahi bâtındürür kim olsa zahir, Vücudundan çıkıp olmazsa tahir. Cemii işlere kâdirdürür Hak, Onun emriyle oldu cümle mutlak. Bu kudretten tecelli etse Allah, Verirse ger kula bir zerre nagah. Geçip kendinden ol fanî olurdu, Tükenip kuvveti hem yıkılırdı. Terzi Baba Camii'nin önden görünüşü. Giderdi kendisinden cümle kuvvet, Hareket etmeğe kalmazdı kuvvet. Geçerdi masivadan cümle tahkik, Geri Allah verirse ona tevfik. Çekip nurun geri kılsa inayet, Ziyasından bulurdu nice kuvvet. Bu kuvvetle eder mürşidler irşat, Bu kudretten olubdur cümle dil-şad. Bu mahluka verip bir zerre kudret, Zuhur etti onlarda bunca hikmet. Kimisi oldu âlim kimi cahil, Kimisi oldu agah kimi gafil. Kimisi akil oldu kimi ahmak, Kimisi salih oldu kimi efsak. Terzi Baba adına günümüzde yapılan Erzincan'daki Terzi Baba Camii'nin üstten görünüşü. Kimi Mümin kimi kâfir olupdur, Kimi zalim kimi mazlum olupdur. Kiminin rızkını bol verdi Rezzak, Kimisini fakir halk etti Hallâk. Kimi derviş olup gezerdi seyyah, Kimi Arap, kimisi dahi fellah. Kimi gafil olup dünyayı sevdi, Kimi abid olup ukbayı sevdi. Kimi zakir olup severdi Mevla, Oluptur şanları gayede a'lâ. Bu mahlukta nice hikmetleri var, Sakın evsane (deli) olup etme inkâr. Sual olmaz Hüda'nın hikmetinden, Kime dilerse verir kudretinden. Eğer bir zerre denlü olsa hayvan, Ona kudret verip eylerse ihsan.Bu mahlukı onunla korkutur Ol, Kim ondan kudretin izhar eder Ol. Sakın bir kimseye hor bakma zinhar, Hüda'nın kudretini etme inkâr. Hüda kâdir diye ikrar edersin, Onun bunun işine karışırsın. Hüda aşıkları dahl eylemezler, Kulun ayıbını daim gözlemezler. Ararsan aybı ger, nefsinde ara, Deme bir kimseye, şu kul avare. Eğer sen has kul oldunsa dua et, Anın has olmasına sen rica et. Rican geçmezse gel Hakka yorulma, Onun bunun üzerine kurulma. Ki zira herkesin bir hasleti var, Hüda indinde makbul bir işi var. Velakin sailin var bir suali, Nedir bu emr-i ma'rûf söyle hâli? Dahi bu nehy-i münkeri nidelim, Bunları cümle biz, terk mi edelim? Cevabın da işit bu asilerden, Diyelim biz kelamı safilerden. Eğer Şah verse oğlun bir kuluna, Bunu hıfz et ki terbiye oluna. O kula lazım olan bunda nedir? Ona tazimle daim terbiyedir. Eğer tenbih ederse dahi ol Şah, Onu tekdir edüp çaldırsa her gah. Yine lazımdır kim ede hürmet, Onu terbiyesinde ede minnet. Bu temsil üzre ger oldunsa âmil, Olursun sen tarikde dahi kâmil. Hüda'nın kullarına tazim eyle, Gücün yettikçe Hakkı tefhim eyle. Bu kullara mülayim söyle nush et, Kabulünü Hüda'dan sen rica et. Kulun sa'yı Hüda'nın tevfikiyle, Sözün tesir eder bu ikisiyle. Kelamında buyurdu yüce Allah, Hitap etti Habibine kim ol Şah. “Habibim sevdiğine sen hidayet, Edemezsin ger olmazsa inayet. Velakin dilediğin, Hak teala, Hidayetler kıluben eder alâ.” Bu kullar sarf ederlerse irade, Hidayet buluben erer murada. Geri avdet edelim bahsimize, Bu kudretten diyelim yine size. Hüda her şeye kâdirdir deyince, Kemal-i kudretin ikrar edince. Zuhur etse eğer bir kulda hâli, Birine cüz'ice verse kemali. Terzi Baba Camii'nin kubbesi. Gece gündüz O'nu inkâr ederiz, O'nun daim hilafına gideriz. Hüda kâdir ki bir edna kulunu, Edip ihsan, açık ede yolunu. Onu cezb eyleye fazlından Allah, Dahi bâtında sultan ede ol Şah. Ledünnî ilmini ede inayet, Onun ilmine olmaya nihayet. Verip Kur'an ile hadîse mânâ, Muradullah ne ise ola esna. Tecelli eyleye Sem'inden Allah, İşittire kelamın ona her gah.Basirinden vere kula basar hem, Cemalin göstere ona dahi hem. İradetten vere ona irade, İnayetle erişe her murada. Terzi Baba Camii'nin mihrap ve minberi. Ona kudret verip hem ede imdat, Nice yüz bin kulun ettire irşat. Kemali kudretinden etse izhar, Onu layık mı biz edek inkâr. O cahildir ilimsiz bu iş olmaz, İzin yoktur izinsiz mürşid olmaz. Hüda arifleri cahil olur mu? Hak irşat eylese izin alır mı? Hüda'nın kudretin evvelce ikrar, Edelim dahi tasdik cümle yekbar. Eğer bir kulda izhar etse olmaz, Olur amma velakin şunda olmaz. Bunu böyle eğer der ise bir kul, Olur mu kudret de imanı makbul? Gel imdi cümlemiz insaf edelim, Kime Hak verse tasdik eyleyelim. Velakin sailin var bir suali, Eder kim gösterüptür ânı hâli? Hüda'nın âdeti olmuş mu cari, Kim ede mürşidi, ol Zat-ı Barî. O'nun şimdi cevabına kulak ver, Bu asi ol suale ne cevap der. Hüda'nın nice yüz bin hikmeti var, Kimin etti, kiminde ede izhar. Diyelim mi kim izhar etse hikmet? Bu olmaz cari olmamıştır âdet. Nicesin etti mürşid gâr içinde, Nicesin dahi kuyular içinde. Hüda'nın hikmeti çoktur cihanda, Nice yüz binin izhar eder onda. Edip teslim Hüda'nın hikmetini, Gözet herkeste Hakk'ın kudretini. Sakın deme şu cahildir, şu hordur, Şu bilmez, şu işitmez, şu da kördür. Ki her kimi görürsen sen Hızır bil, Gözetle her geceyi sen Kadir bil. Nice yüz bin cihan ol dese olur, Kamusına dahi ol yeri bulur. Geri yok ol dese cümlesine Hak, Fenâ olup Hüda kalırdı ancak. Gözetle daima Hakkın muradın, Muradında bulursun sen muradın. Habibine salat ile selamın, Oku kim sen şefaat ede yârın.
İlim
Gel ey Vehbi ilim nedir beyan et, Murad nedir ilimden sen ayan et. İlimden çok kelamlar söylemişler, Ki her biri şekerler çiğnemişler. Bu asi de diyem bir nebze bende, Şekerler çiğneyelüm biz bu fende. Sığındım Hâlık'a dedim ki; ey Şah! Günahım af edip sen eyle agah! Lügatte pes ilm bilmeye dirler, Gerek kesbi gerek Vehbi'ye dirler. İlim ikidürür dir ehl-i bâtın, Birisi ilm-i zahir, biri bâtın. İkisi birbirinedür muvafık, Onu tatbik eder her kim ki ayık.
Dua Bahsi
Kabul etsin Hüda dirsen duamı, Duada it salat ile selamı. Duanın pes kabulüne sebeptir, Salat itmek duada pek edeptir. Velakin şüpheli lokmada suz var, Bu asi söyleyem ki anda ne var. Buyurdular “Eğer bir kul taamdan, Yese bir lokma şüpheli taamdan. Anın kırk gün kabul olmaz duası”, Velakin söyleyip şaşırtma nası. Ki zira kanı şimdi bu zamanda, Helal az kaldı şimdi bu cihanda. Buna ne diyelim şimdi işitgil, Meğer ki idelim cüz'ice tevil. Anın tevilidir Allahü âlem, İhafedir bu kulları dahi hem. Eğer mânâ hakikat olsa idi, Dua şimdi kabul hiç olmaz idi. Velakin Hak kelamında buyurdu, Duamıza icabetin duyurdu. Veya nefsinde geçmezse duası, Geçer kardeşi hakkında recası. Duadan ön helalleşmek gerekir, Dua makbulüne bu da sebeptir. Kamuya ahiret hakkın helal et, Ki ehlullah yoluna sen dahi git. Birine bin verir Allah sevabı, Verir fazlından anla sen cevabı. Ki zira ahiret hakları çoktur, Hukuku olmayanlar şimdi yoktur. Helal edince mercudur Hüda'dan, Kamusun affede Allah atâdan. Ki zira güçdürür kul hakkı gayet, Kıyamette oluser çok adavet. Kaçar, kişi o günde kardeşinden, Dahi ana ile hem yoldaşından. Kaçar, baba ile hem zevcesinden, Kamu ahbabıyla hem de ibin'den (oğuldan). Ki bir danik ile yerine hem alırlar, Nice yüz bin sevap ana verirler. Terzi Baba'nın şiirlerini ihtiva eden Miftahü'l-kenz adlı eserin ilk iki sayfası. Alurlar altı yüz rekat sevabın, Verir danik ile yerine bil cevabın. Bu danik altıda birdir dirhemde, Ki zira yok nihayet hiç keremde. Bunlardan da eşeddür hakk-ı küffar, Kamumuz hıfz ide ol zat-ı Gaffar. Eşeddür dahi hayvan hakkı sen bil, Eziyet etmeden ana hazer kıl. Çalış burda iken et hasmı irza, İnayetten meğer affede Mevla. Helalleşmek anınçün oldu elzem, Duanın pes kabulüne sebep hem. Eğer Hak razı olsa bir kulundan, Eder hasmın ırza hem fazlından. Teveccüh kıl Hüda'ya can-ü dilden, Habibini şefi' kıl sen gönülden.
Esmaü'l-müellifîn; cilt-1, sh. 643 Miftahü'l-kenz, sh. 1325 Osmanlı Müellifleri; cilt-1, sh. 50 Hatırat-ı Aşçı İbrahim Efendi (Üniversite Kütüphanesi TY. No: 78) Sefinetü'l-evliya; cilt-2, sh. 183 Tam İlmihâl Se'adet-i Ebediyye (Hâl tercemeleri bahsi)