URVE BİN ZÜBEYR

Urve bin Zübeyr Yedi büyük âlimden biri
A- A+

Tabiîn'den ve Medine'deki Fukaha-i Seb'a'dan. (Yedi büyük âlimden biri.) Künyesi Ebu Abdullah. 22 (m. 642)'de doğdu. 94 (m. 712) Medine'de vefat etti. Babası Zübeyr bin Avvam Cennet'le müjdelenen Eshab-ı kiramdan birisidir. Peygamber Efendimizin halası Safiyye'nin oğludur. Urve hazretlerinin annesi, Ebu Bekr Sıddîk'ın kızı, Esma'dır. Abdullah bin Zübeyr, Hazreti Urve'nin ana baba, bir kardeşidir. Basra ve Mısır'a gitti. Mısır'da evlendi ve orada yerleşti. Yedi sene orada kaldı. Şam'da Velid bin Abdülmelik'in yanında iken bir ayağında yara çıkıp, kangren oldu. Tabiblerin kararı ile Velid bin Abdülmelik'in yanında ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilaç almaya razı olmamış, ameliyat esnasında hiç sesini çıkarmamıştı. Hatta o sırada, odanın içinde biriyle konuşmakta olan Velid, ancak ayağının kesilmesinden sonra, ameliyatın bittiğinden haberi olan Urve hazretlerinin sabrına hayran olmuştu.

O günlerde de oğlu Muhammed, Velid'in ahırında bir atın tekme vurmasıyla hayatını kaybetmişti. Bu hadiseden sonra Medine'ye döndü. Babası Zübeyr bin Avvam'dan, Zeyd bin Sabit, Üsame bin Zeyd, Hazreti Aişe, Ebu Hüreyre ve başkalarından hadîs-i şerif rivayet etmiştir. Ondan da oğulları, Hişam, Muhammed, Osman, Yahya, Abdullah, torunu Amr bin Abdullah, Zührî ve başka âlimler hadîs-i şerîf bildirmişlerdir. Hadîs ilminde güvenilir bir zattır.

Zührî: “Bunu ilim konusunda bitmeyen bir deniz buldum.” der. Urve hazretlerinin oğlu Hişam da “Babam, Ramazan ve Kurban bayramlarının dışında daima oruç tutardı. Hatta oruçlu olarak vefat etti.” der. O, her gün, Kur'an-ı Kerim'in dörtte birini okurdu. Geceleri de ibadetle geçirirdi. Abdülmelik bin Mervan: “Cennet ehlinden birisini görmek isteyen, Urve bin Zübeyr'e baksın.” demiştir.

Urve hazretleri salih ve cömert bir zat idi. Ömer bin Abdülaziz, Velid bin Abdülmelik'in valisi olarak Medine'ye geldiğinde halk ona gelip hoş geldin dediler. Öğle namazını kılınca o, başlarında Urve bin Zübeyr olmak üzere Medine fakihlerinden on kişiyi çağırdı. On fakih Ömer bin Abdülaziz'in yanına gelince, onları buyur edip oturmalarını söyledi. Arkasından Allah'a hamd ve layık olduğu şekilde övgüde bulunup şu konuşmayı yaptı: “Ben sizi, mükafat göreceğiniz ve bana hak yolunda yardımcı olacağınız bir iş için davet ettim. Ben bir işi ancak sizin görüşünüz veya sizin yanınızdakilerin görüşüyle kesin sonuca bağlamak isterim. Eğer siz birinin bir başkasına haksızlık ettiğini görürseniz veya size bir memurumun zulmü olursa, Vallahi, sizden bunu bana ulaştırmanızı istiyorum.” Urve bin Zübeyr ona hayır duada bulunup Allah'an onun için doğruluk ve istikamet diledi.

Urve bin Zübeyr'in rivayet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları şunlardır: “Ümmetimin en kötüleri, Eshabıma dil uzatanlardır.

Emevî halifesi Velid bin Abdülmelik Urve bin Zübeyr'in kendisini ziyaret etmesini istedi. Urve, onun ziyaretini kabul etti. En büyük oğlunu yanına aldı. Huzuruna gelince halife, onu çok iyi karşıladı. Daha sonra, başına istemediği olaylar geldi. Şöyle ki: Urve'nin oğlu, Safkan atlarla gezinmek için bir ahıra girdi. Bir hayvan ona öldürücü bir çifte attı ve çocuğun ölümüne sebep oldu. Canı yanan baba, oğlunun kabrinden toz toprak olan ellerini çırpar çırpmaz ayaklarından biri kemik veremine tutuldu. Bacağı şişip kabardı. Hastalık ağırlaşmaya ve şaşırtıcı bir hızla ilerlemeye başladı. Halife, misafir için her taraftan doktorları çağırttı. Onun herhangi bir şekilde tedavisini istedi. Fakat doktorlar, kemik vereminin bütün vücuduna geçmeden ve ölümüne sebep olmadan önce Urve'nin bacağının kesilmesinin şart olduğuna karar verdiler. Urve, çaresiz bunu kabul etti.

Cerrah bacağı kesmeye geldiğinde, yanında eti yarmak için neşter ve kemiği kesmek için testereler getirdi. Doktor Urve'ye; “Keserken acı duymaman için bir yudum sakinleştirici içirmeyi düşünüyorum.” dedi. Urve; “Yapamam, mümkün değil? Ümit ettiğim sıhhat ve afiyet karşılığında hiçbir haramdan istifade edemem.” dedi. Doktor ona; “Öyleyse uyuşturucu verelim.” dedi. Urve; “Acısını duymadan organlarımdan birini kaybetmek istemiyorum. Bunun sevabını Allah'tan bekliyorum.” dedi. Cerrah bacağı kesmeye niyetlenince, birkaç kişi Urve'ye doğru ilerlediler. Urve; “Bunlar da ne oluyor.” dedi. Ona; “Onlar seni tutmak için getirildiler. Herhalde fazlaca acı veriyor olmalı ki, kendine zarar verecek bir şekilde ayağını çektin, denildi.” Urve; “Onları geri çevirin. Benim onlara ihtiyacım yok. Umarım ki, zikir ve tesbihle, ben sizi bunu yapmaya mecbur etmem.” dedi. Daha sonra doktor gelip neşterle eti kesti. Kemiğe ulaşınca üzerine testereyi koydu ve testereyle onu kesmeye başladı. Urve şöyle deyip duruyordu: “Lailaheillallah, Allahüekber.” Cerrah testereyle kesmeye devam ediyor, Urve de; “Lailaheillallah ve Allahüekber.” diyordu. Nihayet bacak kesildi. Arkasından demir kepçelerde yağ kaynatıldı, kanın fışkırmasını durdurmak ve yarayı iyileştirmek için o yağlar Urve'nin bacağına sürüldü. Bunun üzerine Urve, o gün Kur'an-ı Kerimi okumasına engel olan uzun bir baygınlık geçirdi. Gençliğinin başından beri ilk defa kaçırdığı şey bu hayırlı işti. Urve ayılınca kesilmiş bacağını istedi, bacağını ona verdiler... Şöyle diyerek onu eliyle evirip çevirmeye başladı: “Beni gece karanlıklarında mescidlere senin üzerinde götürten kimse iyi bilir.

Medine dağları arasında bulunan Vadi-i Akik'de Hazreti Urve bin Zübeyr'e ait köşkün kalıntıları Tabiîn'den ve Medine'deki Fukaha-i Seb'a'dan. (Yedi büyük âlimden biri.) Künyesi Ebu Abdullah. 22 (m. 642)'de doğdu. 94 (m. 712) Medine'de vefat etti. Babası Zübeyr bin Avvam Cennet'le müjdelenen Eshab-ı kiramdan birisidir. Peygamber Efendimizin halası Safiyye'nin oğludur. Urve hazretlerinin annesi, Ebu Bekr Sıddîk'ın kızı, Esma'dır. Abdullah bin Zübeyr, Hazreti Urve'nin ana baba, bir kardeşidir. Basra ve Mısır'a gitti. Mısır'da evlendi ve orada yerleşti. Yedi sene orada kaldı. Şam'da Velid bin Abdülmelik'in yanında iken bir ayağında yara çıkıp, kangren oldu. Tabiblerin kararı ile Velid bin Abdülmelik'in yanında ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilaç almaya razı olmamış, ameliyat esnasında hiç sesini çıkarmamıştı. Hatta o sırada, odanın içinde biriyle konuşmakta olan Velid, ancak ayağının kesilmesinden sonra, ameliyatın bittiğinden haberi olan Urve hazretlerinin sabrına hayran olmuştu.

O günlerde de oğlu Muhammed, Velid'in ahırında bir atın tekme vurmasıyla hayatını kaybetmişti. Bu hadiseden sonra Medine'ye döndü. Babası Zübeyr bin Avvam'dan, Zeyd bin Sabit, Üsame bin Zeyd, Hazreti Aişe, Ebu Hüreyre ve başkalarından hadîs-i şerif rivayet etmiştir. Ondan da oğulları, Hişam, Muhammed, Osman, Yahya, Abdullah, torunu Amr bin Abdullah, Zührî ve başka âlimler hadîs-i şerîf bildirmişlerdir. Hadîs ilminde güvenilir bir zattır.

Zührî: “Bunu ilim konusunda bitmeyen bir deniz buldum.” der. Urve hazretlerinin oğlu Hişam da “Babam, Ramazan ve Kurban bayramlarının dışında daima oruç tutardı. Hatta oruçlu olarak vefat etti.” der. O, her gün, Kur'an-ı Kerim'in dörtte birini okurdu. Geceleri de ibadetle geçirirdi. Abdülmelik bin Mervan: “Cennet ehlinden birisini görmek isteyen, Urve bin Zübeyr'e baksın.” demiştir.

Urve hazretleri salih ve cömert bir zat idi. Ömer bin Abdülaziz, Velid bin Abdülmelik'in valisi olarak Medine'ye geldiğinde halk ona gelip hoş geldin dediler. Öğle namazını kılınca o, başlarında Urve bin Zübeyr olmak üzere Medine fakihlerinden on kişiyi çağırdı. On fakih Ömer bin Abdülaziz'in yanına gelince, onları buyur edip oturmalarını söyledi. Arkasından Allah'a hamd ve layık olduğu şekilde övgüde bulunup şu konuşmayı yaptı: “Ben sizi, mükafat göreceğiniz ve bana hak yolunda yardımcı olacağınız bir iş için davet ettim. Ben bir işi ancak sizin görüşünüz veya sizin yanınızdakilerin görüşüyle kesin sonuca bağlamak isterim. Eğer siz birinin bir başkasına haksızlık ettiğini görürseniz veya size bir memurumun zulmü olursa, Vallahi, sizden bunu bana ulaştırmanızı istiyorum.” Urve bin Zübeyr ona hayır duada bulunup Allah'an onun için doğruluk ve istikamet diledi.

Urve bin Zübeyr'in rivayet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları şunlardır: “Ümmetimin en kötüleri, Eshabıma dil uzatanlardır.

Emevî halifesi Velid bin Abdülmelik Urve bin Zübeyr'in kendisini ziyaret etmesini istedi. Urve, onun ziyaretini kabul etti. En büyük oğlunu yanına aldı. Huzuruna gelince halife, onu çok iyi karşıladı. Daha sonra, başına istemediği olaylar geldi. Şöyle ki: Urve'nin oğlu, Safkan atlarla gezinmek için bir ahıra girdi. Bir hayvan ona öldürücü bir çifte attı ve çocuğun ölümüne sebep oldu. Canı yanan baba, oğlunun kabrinden toz toprak olan ellerini çırpar çırpmaz ayaklarından biri kemik veremine tutuldu. Bacağı şişip kabardı. Hastalık ağırlaşmaya ve şaşırtıcı bir hızla ilerlemeye başladı. Halife, misafir için her taraftan doktorları çağırttı. Onun herhangi bir şekilde tedavisini istedi. Fakat doktorlar, kemik vereminin bütün vücuduna geçmeden ve ölümüne sebep olmadan önce Urve'nin bacağının kesilmesinin şart olduğuna karar verdiler. Urve, çaresiz bunu kabul etti.

Cerrah bacağı kesmeye geldiğinde, yanında eti yarmak için neşter ve kemiği kesmek için testereler getirdi. Doktor Urve'ye; “Keserken acı duymaman için bir yudum sakinleştirici içirmeyi düşünüyorum.” dedi. Urve; “Yapamam, mümkün değil? Ümit ettiğim sıhhat ve afiyet karşılığında hiçbir haramdan istifade edemem.” dedi. Doktor ona; “Öyleyse uyuşturucu verelim.” dedi. Urve; “Acısını duymadan organlarımdan birini kaybetmek istemiyorum. Bunun sevabını Allah'tan bekliyorum.” dedi. Cerrah bacağı kesmeye niyetlenince, birkaç kişi Urve'ye doğru ilerlediler. Urve; “Bunlar da ne oluyor.” dedi. Ona; “Onlar seni tutmak için getirildiler. Herhalde fazlaca acı veriyor olmalı ki, kendine zarar verecek bir şekilde ayağını çektin, denildi.” Urve; “Onları geri çevirin. Benim onlara ihtiyacım yok. Umarım ki, zikir ve tesbihle, ben sizi bunu yapmaya mecbur etmem.” dedi. Daha sonra doktor gelip neşterle eti kesti. Kemiğe ulaşınca üzerine testereyi koydu ve testereyle onu kesmeye başladı. Urve şöyle deyip duruyordu: “Lailaheillallah, Allahüekber.” Cerrah testereyle kesmeye devam ediyor, Urve de; “Lailaheillallah ve Allahüekber.” diyordu. Nihayet bacak kesildi. Arkasından demir kepçelerde yağ kaynatıldı, kanın fışkırmasını durdurmak ve yarayı iyileştirmek için o yağlar Urve'nin bacağına sürüldü. Bunun üzerine Urve, o gün Kur'an-ı Kerimi okumasına engel olan uzun bir baygınlık geçirdi. Gençliğinin başından beri ilk defa kaçırdığı şey bu hayırlı işti. Urve ayılınca kesilmiş bacağını istedi, bacağını ona verdiler... Şöyle diyerek onu eliyle evirip çevirmeye başladı: “Beni gece karanlıklarında mescidlere senin üzerinde götürten kimse iyi bilir.

Medine dağları arasında bulunan Vadi-i Akik'de Hazreti Urve bin Zübeyr'e ait köşkün kalıntılarıTabiîn'den ve Medine'deki Fukaha-i Seb'a'dan. (Yedi büyük âlimden biri.) Künyesi Ebu Abdullah. 22 (m. 642)'de doğdu. 94 (m. 712) Medine'de vefat etti. Babası Zübeyr bin Avvam Cennet'le müjdelenen Eshab-ı kiramdan birisidir. Peygamber Efendimizin halası Safiyye'nin oğludur. Urve hazretlerinin annesi, Ebu Bekr Sıddîk'ın kızı, Esma'dır. Abdullah bin Zübeyr, Hazreti Urve'nin ana baba, bir kardeşidir. Basra ve Mısır'a gitti. Mısır'da evlendi ve orada yerleşti. Yedi sene orada kaldı. Şam'da Velid bin Abdülmelik'in yanında iken bir ayağında yara çıkıp, kangren oldu. Tabiblerin kararı ile Velid bin Abdülmelik'in yanında ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilaç almaya razı olmamış, ameliyat esnasında hiç sesini çıkarmamıştı. Hatta o sırada, odanın içinde biriyle konuşmakta olan Velid, ancak ayağının kesilmesinden sonra, ameliyatın bittiğinden haberi olan Urve hazretlerinin sabrına hayran olmuştu.

O günlerde de oğlu Muhammed, Velid'in ahırında bir atın tekme vurmasıyla hayatını kaybetmişti. Bu hadiseden sonra Medine'ye döndü. Babası Zübeyr bin Avvam'dan, Zeyd bin Sabit, Üsame bin Zeyd, Hazreti Aişe, Ebu Hüreyre ve başkalarından hadîs-i şerif rivayet etmiştir. Ondan da oğulları, Hişam, Muhammed, Osman, Yahya, Abdullah, torunu Amr bin Abdullah, Zührî ve başka âlimler hadîs-i şerîf bildirmişlerdir. Hadîs ilminde güvenilir bir zattır.

Zührî: “Bunu ilim konusunda bitmeyen bir deniz buldum.” der. Urve hazretlerinin oğlu Hişam da “Babam, Ramazan ve Kurban bayramlarının dışında daima oruç tutardı. Hatta oruçlu olarak vefat etti.” der. O, her gün, Kur'an-ı Kerim'in dörtte birini okurdu. Geceleri de ibadetle geçirirdi. Abdülmelik bin Mervan: “Cennet ehlinden birisini görmek isteyen, Urve bin Zübeyr'e baksın.” demiştir.

Urve hazretleri salih ve cömert bir zat idi. Ömer bin Abdülaziz, Velid bin Abdülmelik'in valisi olarak Medine'ye geldiğinde halk ona gelip hoş geldin dediler. Öğle namazını kılınca o, başlarında Urve bin Zübeyr olmak üzere Medine fakihlerinden on kişiyi çağırdı. On fakih Ömer bin Abdülaziz'in yanına gelince, onları buyur edip oturmalarını söyledi. Arkasından Allah'a hamd ve layık olduğu şekilde övgüde bulunup şu konuşmayı yaptı: “Ben sizi, mükafat göreceğiniz ve bana hak yolunda yardımcı olacağınız bir iş için davet ettim. Ben bir işi ancak sizin görüşünüz veya sizin yanınızdakilerin görüşüyle kesin sonuca bağlamak isterim. Eğer siz birinin bir başkasına haksızlık ettiğini görürseniz veya size bir memurumun zulmü olursa, Vallahi, sizden bunu bana ulaştırmanızı istiyorum.” Urve bin Zübeyr ona hayır duada bulunup Allah'an onun için doğruluk ve istikamet diledi.

Urve bin Zübeyr'in rivayet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları şunlardır: “Ümmetimin en kötüleri, Eshabıma dil uzatanlardır.

Emevî halifesi Velid bin Abdülmelik Urve bin Zübeyr'in kendisini ziyaret etmesini istedi. Urve, onun ziyaretini kabul etti. En büyük oğlunu yanına aldı. Huzuruna gelince halife, onu çok iyi karşıladı. Daha sonra, başına istemediği olaylar geldi. Şöyle ki: Urve'nin oğlu, Safkan atlarla gezinmek için bir ahıra girdi. Bir hayvan ona öldürücü bir çifte attı ve çocuğun ölümüne sebep oldu. Canı yanan baba, oğlunun kabrinden toz toprak olan ellerini çırpar çırpmaz ayaklarından biri kemik veremine tutuldu. Bacağı şişip kabardı. Hastalık ağırlaşmaya ve şaşırtıcı bir hızla ilerlemeye başladı. Halife, misafir için her taraftan doktorları çağırttı. Onun herhangi bir şekilde tedavisini istedi. Fakat doktorlar, kemik vereminin bütün vücuduna geçmeden ve ölümüne sebep olmadan önce Urve'nin bacağının kesilmesinin şart olduğuna karar verdiler. Urve, çaresiz bunu kabul etti.

Cerrah bacağı kesmeye geldiğinde, yanında eti yarmak için neşter ve kemiği kesmek için testereler getirdi. Doktor Urve'ye; “Keserken acı duymaman için bir yudum sakinleştirici içirmeyi düşünüyorum.” dedi. Urve; “Yapamam, mümkün değil? Ümit ettiğim sıhhat ve afiyet karşılığında hiçbir haramdan istifade edemem.” dedi. Doktor ona; “Öyleyse uyuşturucu verelim.” dedi. Urve; “Acısını duymadan organlarımdan birini kaybetmek istemiyorum. Bunun sevabını Allah'tan bekliyorum.” dedi. Cerrah bacağı kesmeye niyetlenince, birkaç kişi Urve'ye doğru ilerlediler. Urve; “Bunlar da ne oluyor.” dedi. Ona; “Onlar seni tutmak için getirildiler. Herhalde fazlaca acı veriyor olmalı ki, kendine zarar verecek bir şekilde ayağını çektin, denildi.” Urve; “Onları geri çevirin. Benim onlara ihtiyacım yok. Umarım ki, zikir ve tesbihle, ben sizi bunu yapmaya mecbur etmem.” dedi. Daha sonra doktor gelip neşterle eti kesti. Kemiğe ulaşınca üzerine testereyi koydu ve testereyle onu kesmeye başladı. Urve şöyle deyip duruyordu: “Lailaheillallah, Allahüekber.” Cerrah testereyle kesmeye devam ediyor, Urve de; “Lailaheillallah ve Allahüekber.” diyordu. Nihayet bacak kesildi. Arkasından demir kepçelerde yağ kaynatıldı, kanın fışkırmasını durdurmak ve yarayı iyileştirmek için o yağlar Urve'nin bacağına sürüldü. Bunun üzerine Urve, o gün Kur'an-ı Kerimi okumasına engel olan uzun bir baygınlık geçirdi. Gençliğinin başından beri ilk defa kaçırdığı şey bu hayırlı işti. Urve ayılınca kesilmiş bacağını istedi, bacağını ona verdiler... Şöyle diyerek onu eliyle evirip çevirmeye başladı: “Beni gece karanlıklarında mescidlere senin üzerinde götürten kimse iyi bilir.

Medine dağları arasında bulunan Vadi-i Akik'de Hazreti Urve bin Zübeyr'e ait köşkün kalıntıları yok i ben, hiçbir harama seninle yürümedim.”

Daha sonra Maan bin Evs'in şu beyitlerini misal olarak getirdi: “Ömrüne yemin olsun ki, bir şüpheden dolayı elimi sunmadım. Ayağım beni hiçbir kötülüğe götürmedi. Ne kulağım ne de gözüm beni bir kötülüğe götürdü. Ne fikrim ne de aklım bana o kötülüğe gitmede yol gösterdi. Biliyorum ki benim başıma gelen benden önce hiçbir kimsenin başına gelmemiştir.

Büyük misafirinin başına gelen belalar Velid bin Abdülmelik'in ağırına gitmişti. O, oğluna sabretmiş, birkaç gün içinde de bacağını kaybetmişti. Halifelik konağına aralarındaki kör bir adamın bulunduğu Benî Abs'li bir kafilenin indiğini öğrendi. Velid, kör adama kör olmasının sebebini sordu. Adam şöyle cevap verdi: “Ey müminlerin emiri! Benî Abs içinde, malca benden daha zengin, çoluk çocuğu benden daha fazla hiç kimse yoktu. Ben, çoluk çocuğum ve malımla birlikte kavmimin evlerinin bulunduğu bir vadiye yerleşmiştim. Benzerini görmediğimiz bir sel felaketine uğradık. Sel, benim malımı, ailemi ve çocuklarımı alıp götürdü. Bana sadece bir tek deve ve yeni doğmuş bir bebek bırakmıştı. Deve huysuzdu. O, yanımdan kaçtı gitti. Çocuğu yere bırakıp deveye koştum. Bulunduğum yerden biraz ayrılır ayrılmaz, çocuğun feryadını duydum. Döndüm baktım ki, onun başı bir kurdun ağzında, kurt onu yemekte. Koştum ama kurtaramadım çünkü kurt onun işini bitirmişti. Deveye yetiştim. Yanına vardığımda, ayağıyla yüzüme bir çifte attı, alnım parçalandı ve gözüm kör oldu. Böylece bir gecede kendimi ailesiz, çocuksuz, malsız ve gözsüz bir halde buldum.

Velid hacibine (odacısına): “Bu adamı misafirimiz Urve bin Zübeyr'e götür. Hikayesini ona anlatsın, o da bilsin ki insanlar içinde ondan daha büyük belalara uğrayanlar varmış.

Urve bin Zübeyr Medine'ye götürüldü ve ailesine teslim edildi. Urve onlara hemen şöyle söyledi: “Gördüğünüz şey sizi korkutmasın. Aziz ve Celil olan Allah bana dört oğul verdi, sonra onlardan birini aldı ve üçünü bana bıraktı. Ona hamdolsun. O bana iki bacak, iki kol verdi. Sonra onlardan birini aldı ve üçünü bana bıraktı. Ona hamdolsun, Allah'a yemin olsun ki, Allah benden azını aldı ve çoğunu bıraktı. O bana bir acı bela gönderdiyse, defalarca bana afiyet verdi.

Medine halkı, imam ve âlimleri Urve'nin geldiğini duyunca, ona yardım ve taziyede bulunmak için evine akın ettiler. İbrahim bin Muhammed bin Talha'nın şu sözü ona yapılan en güzel taziyeydi: “Müjde, Ebu Abdullah! Organlarından birisi ve çocuklarından birisi senden önce Cennet'e gitti. Bütün parçaya tabi olur inşallah! Allahü teala senden bizi, kendisine muhtaç olduğumuz ve ihtiyacımız yok diyemediğimiz ilmini, fıkhını ve görüşünü bıraktı. Allah, senin ilmini hem sana hem de bize faydalı kılsın. Allah, sana sevabını vermeye ve hesabını güzel yapmaya kefildir.

Resulullah Efendimiz helaya girdiklerinde başını örterdi.

Kim yeryüzünden zulümle bir karış alırsa, Allahü teala o bir karışıyedi katta ki miktariyle kıyamet gününde, onun boynuna asar.

Kim Allahü tealanın rızası için bir mescit yaparsa, Allahü teala da ona Cennet'te bir ev ihsan eder.

Bu büyük âlim buyurdu lar ki:

Bir kimsede bir iyilik görürseniz, o iyiliği ona sevdiriniz. Biliniz ki, o kişinin yanında, o iyiliğin benzeri başka iyilikler de vardır. Aynı şekilde, bir kimsede bir kötülük görürseniz, onu sevdirmeyiniz. Çünkü, o kişinin yanında daha başka kötülükler de vardır.

Urve bin Zübeyr'in eli çok cömertti. Cömertliğinin eserlerinden birisi şudur: Medine bahçelerinin en büyüklerinden olan bir bahçe ona aitti. O bahçede tatlı su, gölgeli ağaçlar ve yüksek hurma ağaçları vardı. O, ağaçlarını, hayvan ve çocukların zararlarından korumak için bahçesini yıl boyu çitlerle çevirtirdi. Meyveler olgunlaşıp insanların canı onları yemek isteyince, halkın, bahçenin içine girebilmesi için etrafındaki çitlerin çoğunu kaldırırdı. Halk işlerine gelip giderken oraya girerler, yiyebildikleri kadar meyvelerden yerler, götürebildikleri kadar da götürürlerdi. O, bu bahçeye her girişinde Allahü tealanın şu sözünü tekrar ederdi: “Bahçene girdiğin zaman, maşaallah, kuvvet ancak Allah iledir, demeli değil miydin?

Onun hakkında şu anlatılır: O, kısa bir namaz kılan birisini görür. Namazını bitirince adamı yanına çağırır ve ona şunları söyler: “Yeğenim! Senin Rabbinden istediğin bir şey yok mu?” Adam cevap verir: “Vallahi, ben tuza varıncaya kadar her şeyi namazımızda Allahü tealadan istiyorum.

Urve hayatı boyunca Müslümanlar için bir hidayet ışığı, kurtuluş rehberi ve hayır davetçisi oldu. Özellikle daha çok çocuklarının terbiyesine genellikle de diğer Müslüman çocuklarının terbiyesine önem verdi, onları yönlendirecek hiçbir fırsatı kaçırmayıp bunu bir ganimet bildi ve onlara faydalı olacak nasihatleri de hiç ihmal etmedi. Bu sebepledir ki o daima çocuklarını ilim tahsiline teşvik etti. Onlara şöyle derdi:

Yavrularım! İlim öğrenin ve ona hakkını verin. Siz bir kavmin küçükleri iseniz de belki Allah sizi ilimle onların büyükleri haline getirir.” Sonra şunu ilave ederdi: “Ne yazık ki, dünyada cahil bir ihtiyardan daha çirkin hiçbir şey yoktur!

Onları, sadakayı Allah rızası için verilen bir hediye saymaya davet eder ve şöyle derdi: “Yavrularım! Sizden birisi kavminin şereflisine hediye etmeye utanacağı şeyi Rabbine hediye etmesin. Şüphesiz Allahü teala şereflilerin en şereflisi, yücelerin en yücesi, kendisi için seçim yapılacak kişilerin en layığıdır.

Onlara, insanları tarif eder ve onların cevherlerini tanıtır ve şöyle derdi: “Yavrularım! Bir adamın iyi bir iş yaptığını görürseniz, o, insanların gözünde kötü birisi olsa bile, ondan hayır umunuz. Çünkü onda, o iyi işin benzerleri de vardır. Bir adamın kötü bir iş yaptığını görürseniz, o halkın gözünde iyi bir adam olsa bile ondan sakınınız. Çünkü onda o kötü işin benzerleri de vardır. Biliniz ki, iyilik benzerlerine de işaret eder... Kötülük de benzerlerine işaret eder.

Onlara, yumuşak davranmalarını, güzel söz söylemelerini ve güler yüzlü olmalarını tavsiye eder ve şöyle derdi: “Yavrularım! Hikmette şöyle yazılıdır. Sözünüz güzel olsun, güler yüzlü olunuz ki, insanlar yanında kendilerine bahşişde bulunanlardan daha sevimli olasınız.

Halkın konfor ve rahata meylettiklerini gördüğünde, onlara Resulullah'ın çektiği sıkıntı ve zorlukları hatırlatırdı. Muhammed bin Münkedir şunu anlatmıştır. Urve bin Zübeyr benimle karşılaştı ve elimden tutup şöyle dedi: “Ey Ebu Abdullah!. Hazreti Aişe'nin yanına gitmiştim Bana; “Yavrum. Vallahi, biz Resulullah'ın evinde ne ateşle ne de başka bir şeyle ışık yakmadan kırk gece kalmıştık.” dedi. Ben şöyle sordum: “Anneciğim! Hayatınızı ne ile sürdürüyordunuz?” O da şu cevabı verdi: “Hurma ve su ile.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası