Evliyanın büyüklerinden ve fıkıh âlimi. Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin talebelerinin önde gelenlerindendi. Aslen Dahok'a bağlı Birifkan yakınlarında Mezurî nahiyesinin Balta köyündendir. Babası Halid bin Hüseyin'dir. 1185 (m. 1774)'de Balta köyünde doğdu. Bazı kaynaklarda 1153 (m. 1740)'da doğduğu geçmektedir. 1250 (m. 1834) de vefat edip, Bağdat'ta Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin kabrinin güneybatısına defnedildi. Vefat tarihi ile ilgili farklı rivayetler de vardır.
Yahya Mezurî hazretleri, küçük yaşta ilim tahsili ile meşgul oldu. Babası müfti olan Halid'den okudu. Bağdat'ta, Şerif Asım Hayderî ve Salih Hayderî gibi âlimlerden din ve âlet ilimlerini öğrendi. Her türlü ilimde söz sahibi oldu. Bilhassa fıkıh bilgilerinde çok ilerledi. Irak bölgesindeki âlimler de kendisinin üstünlüğünü kabul ederler, müşkillerini ona hallettirirlerdi. Hatta kendisinin fıkıh ilminde ictihatlar arasında tercih yapmaya muktedir olan tercih ehlinden olduğunu söyleyenler bile vardı. Musul, İmad, ve Bağdat'ta ders okuttu. Şam'a ve Hicaz'a gidip oraların âlimleri ile görüştü.
Yahya Muammer Mezurî hazretlerinin yakınına defnedildiği Bağdat'taki Abdülkadir Geylanî Külliyesi.
Mevlana Halid-i Bağdadî, Hindistan'dan Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinden aldığı feyzlerle Irak'a dönünce, daha önce müderrislik yaptıkları Süleymaniye şehrine gittiler. Oradaki âlimler, kendisinin sözlerini yanlış anlayıp itiraz ettiler. Ancak Mevlana Halid hazretlerinin güzel sözleri, engin bilgisi karşısında tutunamadılar. En büyükleri bildikleri Yahya Mezurî'ye mektup yazarak; “Acele Süleymaniye'ye gel! Bu zata ancak sen cevap verebilirsin.” dediler. Yahya Mezurî hazretleri mektubu alınca, atına binip yola çıktı. Süleymaniye'ye yaklaşınca, şehrin ileri gelenleri ve âlimler karşılamaya çıktılar. Her biri izzet ve ikramla evine davet etti. Elini öpebilmek için insanlar sıraya dizilmişlerdi. Yahya Mezurî, gayretinin çokluğundan hemen Mevlana Halid hazretlerinin dergahına gitmek istediğini bildirdi. Hiçbir yere uğramadan, doğru o mübarek zatın huzuruna vardı. Yolda Mevlana Halid hazretlerini imtihan için, içinden çıkılması çok zor olan bazı sorular hazırlamıştı. Mevlana Halid, onu ayakta karşıladı. Müsafeha ettikten sonra yanına oturttu. Yahya Mezurî hazırladığı soruları sormağa niyet ettiği sırada, Mevlana Halid sözü alıp; “İlimde birçok müşkiller vardır. Bunlardan bazısı şunlardır ve cevabı da şöyledir.” diyerek, Şeyh Yahya'nın sormak istediği bütün soruları kendileri sorup kendileri cevaplandırdılar. “Âlimi âlim anlar.” sözüne göre Yahya Mezurî, Mevlana Halid hazretlerinin ilimdeki üstünlüğünü, tasavvufdaki derecesini anlayıp, teslim oldu. Talebeliğe kabul edilmesini istirham etti. Mevlana Halid, talebeliğe kabul ettiği Yahya Mezurî'ye, dergahında bir hücre verdi. Süleymaniye şehri ileri gelenleri, Yahya Mezurî hazretlerinin Mevlana Halid hazretlerine tabi olduğunu işitip, yaptıklarına pişman oldular. Birçokları, Mevlana Halid hazretlerine gelip talebesi olmakla şereflendiler.
Yahya Muammer Mezurî hazretlerinin yazdığı Haşiye ala Tuhfe-i İbn-i Hacer adlı eserinin yazma nüshasının ilk sayfası (sağda) ve hocası Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin kendisine yazdığı bir mektup (solda).
Mevlana Halid, Yahya Mezurî hazretlerini çok severlerdi. Talebesi olduğu hâlde akran muamelesi yapardı. Yahya Mezurî de, Mevlana Halid'in meclisinde kendisini hizmetçi kabul etmekten zevk alırdı. Mevlana Halid'in halifelerinden İsmail Berzenci Halidî anlatır: “Şeyh Yahya'nın çok hizmetinde bulundum. Bir gün Yahya Mezurî, kaylule vaktinde uyurken Mevlana Halid, Yahya Mezurî'nin dergahını teşrif ettiler. Kendilerini karşılayıp, Şeyh Yahya'nın uyumakta olduğunu arz edince; “Uyandırma!” buyurdular. Şeyh Yahya'nın hücresine girdiler ve uyurken ağzından öptüler. NEFSE MUHALEFET Sonra; “Senin hayatınla, Allahü teala hazretleri bizi faydalandırdı.” buyurdular ve geri döndüler. Mevlana Halid hazretlerinin bu duası bereketiyle Yahya Mezurî, zamanının en büyük âlimlerinden, seçilmişlerinden oldu. Fıkıh ilminde tercih derecesine ulaşıp, aklî ve naklî ilimlerde, matematikte âdeta bir ilim denizi oldu. Takvada, güzel ahlâkta, edeb ve hayâda insan aklını hayrette bırakırdı. Hocasının oğlu ve talebelerinden olan Hayderîzade İbrahim Fasih Efendi, ayakkabısını çevirecek olsa, buna müsaade etmez; “Sen benim hocamın oğlusun, böyle yapma!” buyurur, hocalarının çocuklarına bu derece hürmet gösterirdi.”
Yahya Mezurî hazretleri, çamaşır yıkamakta ve ekmek pişirmekte hanımına yardım ederdi. Evladından biri vefat etse kendi eliyle cenazesini yıkardı. Hanımını teselli etmek için de; “Evladımızın vefatına üzülme! Bilakis Allahü tealaya şükret ki, şükredenlerden olasın.” buyururdu. Hatta öz babası büyük âlim Abdürrahman hazretlerini, Yezidilerin dağda şehid ettikleri haberi gelince, ders vermekle meşgul idiler. “Hasbünallahü ve ni'mel vekil.” deyip derslerini bitirmeden kalkmadılar.
Seyyid Sadreddin Es'ad Hayderî hazretleri vefat ettiği gün, Bağdat'ta talebesi İbrahim Fasih Hayderî'nin evinde misafir idiler. Seyyid Sadreddin Hayderî'nin vefat ettiği haberi verildi. Yahya Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri, talebelerinden Abdülvehhab Susî'yi İstanbul'a gönderdi. Orada devlet büyüklerinden gördüğü iltifat karşısında kibir ve gurura kapılınca, talebelikten tardedildi. Abdülvehhab Bağdat'a geri dönüp Yahya Mezurî hazretlerine geldi, elini öptü ve yeniden talebeliğe kabulü için Halid-i Bağdadî hazretlerine iltimasta bulunmasını istedi. Yahya Mezurî de, hocasının huzuruna geldi ve Abdülvehhab'ın affını arzetti. Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri; “Emir benim elimde olsa affederim. Lakin silsile-i aliyye-i Nakşibendiyye'nin hepsinin ruhaniyeti, Abdülvehhab'ı talebelikten tard eylediler. Ancak sakalını traş, yüzünü kara edip bir merkebe ters biner, sokak ve pazarda bu hâl ile kendisini teşhir ederse o zaman belki meşayıhın ruhları affederler.” buyurdu. O zaman Şeyh Yahya; “Ey hocam! Abdülvehhab nefsine böyle yük yükleyemez, müsaade et, onun adına ben yapayım da Abdülvehhab affoluna ve ben nefsimi Müslümanların ihtiyacı için feda edeyim.” dedi. Mevlana Halid ağlayarak Yahya Mezurî'nin boynuna sarıldı. Beraberce bir hayli vakit ağladılar. Sonra Mevlana Halid nafile namaza durdu. Yahya Mezurî de kendi dergahına gitti. Orada bekleyen Abdülvehhab'a; “Kimseyi kötüleme! Ancak kendi nefsini kötüle!” buyurdu. Abdülvehhab mahrum ve hüsran olarak oradan ayrıldı.
Mezurî; “Seyyid Sadreddin Hayderî hocamdır ve hocamın oğludur. Onun cenazesini ben yıkayacağım.” buyurdu. Gidip cenazeyi yıkadı. velî ve allame Seyyid Ubeydullah-ı Hayderî de suyunu döküp, kalabalık bir cemaatle namazı eda edildi. Yahya Mezurî hazretleri yüz senelik bir ömürden sonra vadesi gelip Bağdat'ta vefat etti. Âlimlerin büyüklerinden Molla Hüseyin bin Molla Cami cenazesini yıkadı. Yine ulemadan Seyyid İbrahim Fasih Hayderî, Muhammed Emin Hayderî, Seyyid Salih Hayderî gibi âlimler de sırayla suyunu döktüler. Cenaze namazına katılmayan bir fert kalmadı. Bağdat'ta yer yerinden oynadı. Namazını Şeyh'in arkadaşı büyük âlim Abdürrahman Ruzbehaî kıldırdı. Sonra Seyyid Abdülkadir-i Geylanî hazretlerinin türbesi civarına defnedildi.
Reddü'l-Muhtar müellifi İbn-i Abidin hazretlerinin ve İbrahim Fasih Hayderî'nin hocası olan Yahya Mezurî hazretleri, yüksek oğullarını da kendisi gibi âlim ve velî olarak yetiştirdi. Abdullah, Selim ve Mustafa adlarındaki oğullarının üçü de, yüksek âlim ve Mevlana Halid hazretlerinin sevenlerinden idiler. Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri, yüksek halifesi Yahya Mezurî ile mektuplaşırlar, ona nasihatlerde bulunurlardı. Bu mektuplarından birinde buyurdular ki:
“Her türlü hamd, sonsuz nimetler sahibi olan Allahü tealaya mahsustur. Peygamberlerinin en yücesi olan ve hiçbirinin uğramadığı eziyetlere uğrayan, Hazreti Muhammed'e ve O'nun yüce Âl, Eshab, Ezvac-ı tahire ve Ahbabına salat ve selam olsun. Muhterem efendim, senedim ve dayanağım, Allahü tealanın yolunu neşreden derin âlim Molla Yahya'nın ihsan ederek gönderdiği mektup ile şereflendik. Cenab-ı Hak, karşılığında bereketli sevablar ihsan eylesin. Mektubunuzu okuduk, tam bir ihlas ve hasretle yazıldığını, mübarek hâl ve güzel ahlâkınızı yansıttığını gördük. Beraberinde, malum şeyhin mektubu da geldi. Kerim ve rauf olan Rabbimiz teala hazretleri ona hüsn-i hatime ihsan eylesin! Bu vesile ile sizlere asıl vasiyetimi bildiriyorum: Uzun zamandır bu diyarda unutulmuş gibi olan tarikat-i aliyye'yi öğretmekte ve yaymakta takatiniz miktarınca çalışınız. Müslümanların bu yola girmeleri ve uymaları için, anlayacakları deliller ile onları aydınlatıp teşvik ediniz. Şurası kesin olarak anlaşılmıştır ki, büyüklerimizin gönlünde yer tutabilmeleri, mübarek İslam bilgilerini yani Ehl-i Sünnet itikadını ve fıkıh, ilmihal bilgilerini yaymaları ve bu yolda çalışanlara destek olmaları mikdarıncadır. İşittiğimize göre vaktiyle İmadiye şehrinin çoğu köylerinde cemaat ile namaz kılınmak ve zikr-i ilahi yapılmakla mamur mescidler varmış. Fakat acaba şimdi vaziyet nedir? Belki bu mamurluk kalkmış, camiler garib kalmıştır. Artık bu mescidlere gidip gelen kalmamıştır! Bizleri seven Ziver Paşaya bizim adımıza, camileri bu gariblikten kurtarmaya çalışmasını söylerseniz, pek büyük bir ecre, sevaba kavuşursunuz. Nitekim, Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte; “Ümmetimin fesada uğradığı zamanda, bir sünnetimi öğretene yüz şehid sevabı verilir.” buyrulmuştur. Çocuklarınız ve hususîyle gözümün bebeği çok sevdiğim Molla Muhammed Emin için şöyle dua ediyorum: “Ya Rabbi! Sen onları ebedi saadete kavuşanlardan eyle! Kıyamet günü peygamberlerinin aleyhimüsselam ve evliyanın sancağı altında haşr eyle!” Amin! Bu mübarek yolda gösterilen taat, ibadet, zikir ve hizmetlere sımsıkı sarılıp devam ediniz. Çünkü bunlar kalb ve ruh hastalıklarını tedavi edecek hakiki ilaçtır. Bunu ancak kalb ve ruh mütehassısı olan Allah adamları yani veliler görürler, bilir ve bildirirler. Allahü tealanın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinizde olsun.”
Eserleri:
1- Haşiye ala Tuhfe-i İbn-i Hacer, 2- Haşiye ala Şerh-i Isam, 3- Hulasatü'l-Hisab'ın bazı kısımlarını şerh. 4- Haşiye ala Feraizi İbn-i Hacer, 5- Risale fi ma'na Kelime-i Tevhid, 6- Şerhu Ba'di Elgaz, 7- Risale ila şeyh ma'ruf Nudehî.