YUNUS EMRE

Yunus Emre Tasavvuf ehli ve halk şairi.
A- A+

Tasavvuf ehli ve halk şairi. Hayatı ve kimliği hakkında kesin malumat yoktur. Şiirleri, asırlar boyunca zevkle ve hayranlıkla okunmuş, yalnız bizde değil, birçok ülkede de alâka uyandırmış bulunan müstesna bir şahsiyettir. 80 sene kadar yaşadığı, Eskişehir'in Mihalıççık kazasına bağlı Yunus Emre köyünde, 843 (m. 1439) senesinde vefat ettiği ve buraya defnedildiği kaynakların tetkikinden anlaşılmaktadır. Vefatı ve kabrinin bulunduğu yer için başka tarihler ve başka yerler de bildirilmektedir.

Yunus Emre'ye nisbet edilen Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy'deki türbe.

Çocukluğu hakkında bilgi olmayan Yunus Emre, bir işaret üzerine Tapduk Emre'nin yanına gitti. Otuz seneden fazla onun hizmetinde bulundu ve ondan feyiz aldı. Hatta bazı kaynaklar, Tapduk Emre'nin kızını Yunus Emre'ye verdiğini, hem talebesi, hem de damadı olduğunu kaydeder. Yunus Emre, Tapduk Emre'nin hizmetinde bulunurken, manevî âleminde bir ilerleme olmadığını zannederek, üzüntüsünden dağlara, kırlara düştü. Yolculuğunda bir gün iki kimseye rast geldi. Onlarla arkadaş oldu. Her öğün bunlardan biri dua eder, dualarının bereketiyle bir sofra yemek gelirdi. Dua sırası Yunus Emre'ye geldi. O da dua etti. Duada;

“Ya Rabbî! Benim yüzümü kara çıkarma! Arkadaşlarım kimin hürmetine dua ettiyse onun hürmetine duamı kabul et!” dedi. Dua bitince iki sofra yemek

geldi. Arkadaşları; “Kimin yüzü suyu hürmetine dua ettin?” diye sordular. Yunus Emre; “Önce siz söyleyin.” dedi. Arkadaşları da; “Biz, Tapduk Emre'nin kapısında hizmet eden Yunus'un hürmetine diye dua ettik.” dediler. Bunun üzerine Yunus Emre durumunu anlayıp tekrar Tapduk Emre'nin yanına döndü ve kapısının önüne yattı. Tapduk Emre'nin gözleri görmüyordu. Kapının önüne varıp ayağı bir şeye takılınca; “Bu bizim Yunus değil mi?” diye sordu ve onu kabul etti. O andan itibaren Yunus Emre, halkın dillerinden düşüremediği ilahileri söylemeye başladı.

HİÇ ÇÜRÜMEMİŞTİ

Senelerce hocasına dağdan odun taşıdı. Getirdiği odunlar ip gibi düzgündü. Hocası buyurdu ki:

“Ey Yunus, bu ne iştir? Hiç eğri odun getirmiyormuşsun.” “Efendim, bu kapıya eğri odun yakışmaz.” cevabını verdi.

Anadolu halkı tarafından Yunus Emre öylesine sevilmiştir ki bu sevgi, saygı ve hayranlık zenginliği için bir başka misal göstermek zordur. Her bakımdan milletimizi birbirine bağlayan manevî ibrişim olmuştur. Onda, toplumumuzun iç yapısındaki aynı hisler, duygular ve değer yargıları vardır. Onu unutturmayan sebep budur. Anadolu'da Yunus Emre'nin divanının bulunmadığı, ilahilerinin okunmadığı ev yok gibidir. Yunus Emre, şiirlerini aruzla ve daha çok hece vezniyle yazmıştır. Şiirleri açık, derin mânâlı, samimî ve heyecanlıdır. İlahî aşk, varlık, yokluk, hayat, ölüm meseleleri ve bunlara bağlı olarak, dünyanın faniliği gibi meseleleri çok güzel bir şekilde şiirle anlatmıştır. Yunus Emre'den başka bu ismi kullanan birkaç şair daha görülmüştür. Bunlardan bilinenlerden ikisi;

“Aşık Yunus” ve “Derviş Yunus”tur. Bunların şiirleri de yanlışlıkla Yunus Emre'ye mal edilmiştir. Yunus Emre'de günübirlik konulara rastlanmaz. Geçim endişesi, aile sıkıntısı, evlat acısı, yakınlarının şahsî ve ailevî meselelerine hemen hemen hiç yer vermez. O, insanlığın umumî kader çizgisi üzerinde durmuştur. Bunlar; kabir, ömrün geçişi, ölüm, Allahü tealaya iman ve yalvarma, dinî esaslar, insanın yalnızlığı, aşk, nasihatlar ve hayatın gayesi gibi insanlığa has meselelerdir.

Ankara-Eskişehir demiryolunun kenarında bulunan türbesi, 1948'de yolun genişletilmesi için kaldırılmak istendi. Fakat bir türlü bu işte muvaffak olunamadı. Hatta bir defasında, döşenen rayların sökülüp sekiz metre geriye atıldığı görüldü. Bunun üzerine Yunus Emre için bir türbe yapılıp kabrinin oraya nakline karar verildi. Yunus Emre'nin yeni kabri, eskisinden 100 m. kadar ileride bir tepecikte yapıldı. Yeni kabrine taşıyacak beş kişilik heyet, kimseye haber vermeden ve hiçbir merasim yapmadan çalışacaktı. Karar verildiği üzere hareket edildi. Yalnız ertesi gün, Yunus Emre'nin çevresine davetsiz, ilansız otuz binden fazla insan kalabalığı toplandı. Yunus Emre'nin kabri itina ile açıldı. Bedeni, 700 seneden beri hiç bozulmamış bir hâlde bir eli yüzünde, bir eli kalbinin üstünde, rahat bir şekilde uzanmış yatıyor görüldü. Mübarek bedeni oradan alındı, tabuta kondu ve kalabalığın elleri üzerinde, 100 metrelik mesafe tam üç saatte katedildi. Yeni mezarına defnedildi. Yunus Emre'nin vasiyeti şu idi:

“Beni Hocam'ın türbesinde, giriş yolu üzerine gömsünler!” Bundan muradı, şeyhini ziyarete gelenlerin, kendisini çiğneyip de geçmeleriydi. Bu, hocasına ne ölçüde bağlı olduğunu göstermektedir. 

Yunus Emre'ye nisbet edilen Sarıköy'deki ikinci mezar.

Her yerde, her seste, her renkte, her zaman Allah'ın varlığını idrak eden Yunus Emre, bu dilsiz varlıkların büyük tanıtışındaki gizli dilin hayranıdır. Altındandır direkleri, Gümüştendir yaprakları, 

Uzadıkça budakları,

Biter Allah deyu deyu.

gibi mısralarla, insanlara önce bulutsuz bir günün ışıklarıyla aydınlanmış bir ağaç gösterir. İnsanlar bu altın tablo karşısında hayran hayran bakınırken, o, ağacın dış güzelliğinden iç güzelliğine akarak, budaklarının uzayışındaki sırrı anlatır. Varlıkların her zerresinde yaratıcıyı aramakla uğraşır. Bütün Allah aşıkları gibi, sevgilisine kavuşamama endişesini taşır.

Muradıma maksuduma ermezsem,

Hayıf bana, yazık bana, vah bana.

Sarıköy'deki Yunus Emre Camiinin içinden bir görünüş.

Kadir Mevlam cemalini görmezsem,

Hayıf bana, yazık bana, vah bana. diye feryat edişi bundandır. Allah'tan uzak kaldıkça, kalabalıklar içinde dahi kimsesiz olan insanın sonsuz garipliğini dile getirmekte, Yunus'un şu şiiri yeter:

Acep şu yerde var m'ola,

Şöyle garip bencileyin.

Bağrı başlı gözü yaşlı,

Şöyle garip bencileyin.

Bir garip ölmüş diyeler,

Üç günden sonra duyalar,

Soğuk su ile yuyalar,

Şöyle garip bencileyin.

Yunus Emre: “Bad-ı sabaya sorsunlar, Canan illeri kandedür? Görenler haber versinler, Canan illeri kandedür?” diye aradığı Allah sevgisine erdiğini, O'na yaklaştığını anlayınca;

Canlar canını buldum,

Bu canım yağma olsun.

Ballar balını buldum,

Kovanım yağma olsun! diyerek sevincini coşkun bir şevk ile dile getirmiştir. Onun, hiçbir yapmacığa sapmadan, bir sanat kaygısına düşmeden söylediği, sade, külfetsiz, fakat güzel şiirlerine, bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir. Şiirlerinde, tasavvufun söylenmesi güç hâl ve heyecanları, berrak bir su içindeymiş gibi hemen görülür.

Sarıköy'de Yunus Emre'ye nisbet edilen birinci kabir.

Yunus'un şiirlerinde tasavvuf ilmi hâkimdir. Geri kalan her şey; dil, vezin, nazım şekli, hemen hemen tamamıyla millîdir. Şiirleri tasavvufî olduğu için yanlış manalara bile çekilmiştir. Yunus Emre böyle şiirleri için diyor ki:

Yunus bir söz söyledi,

Hiçbir söze benzemez.

Cahillerin içinde,

Örter manâ yüzünü.

Çok incelikler sezilen Yunus Emre'nin şiirleri okundukça, insana yeniden okuma hevesi verir. Çünkü tatlı bir söyleyiş, ferahlık verici bir anlam ve kolay anlaşılır nasihatları vardır. Temas ettikleri konular hemen hemen her insanı ilgilendirir. Yunus Emre'nin çok şiirleri ata sözü hâlini almıştır.

Dünya faniliği hakkında:

Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan.

Sarıköy'deki Yunus Emre Müzesinde sergilenen eşyalardan görünüşler (sağda, ortada ve solda).

Birçok şiirlerinde gönül kırmamaya dikkat edilmesini dile getirmiştir:

Durmuş kazan ye, yedir,

Bir gönül ele getir.

Yüz Kâbe'den yeğrektir,

Bir gönül ziyareti. 

İnsan gönlüne ve insanlara yakın olma, onlara hizmet etme duygusunu böyle ifade etmektedir.

İslam âlimlerine uyulmasını şöyle tavsiye etmektedir:

Bu yol gayet uzaktır,

Dünya ona tuzaktır.

Bu tuzağa uğrayan,

Komaya kılavuzun.

İlimden, okumaktan maksadın Hakkı bilmek olduğunu da şöyle anlatır:

İlim, ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktır.

Okumaktan ma'nâ ne,

Kişi Hakkı bilmektir.

Çün okudun bilmezsin,

Ha bir kuru emektir.

Verenin alanın yalnız Allahü teala olduğunu, takdire rıza gösterilmesini şöyle anlatır:

Ne varlığa sevinirim,

Ne yokluğa yerinirim,

Aşkın ile avunurum,

Bana seni gerek seni.

Çok konuşmayı da şöyle özetlemiştir:

Az laf erin yüküdür,

Çok laf hayvan yüküdür.

Yunus Emre'de aşk,

Gerçek insanlık yoludur.

“Bu dünyada öldür beni, varıp orada ölmeyeyim, bir de aşksız olmayayım.” diye niyazda bulunur.

Velhasıl, çileli yoldan geçmedikçe, Allahü tealaya kavuşamayacağını anlamıştır. Çünkü huzura çıkış ve bağışlanmada kesin bir emniyet yok. Ümit ve korku paralel yürüyor. Ayrıca; Kitab, Peygamber, Kâbe, şiirlerinde büyük bir yer tutar. Hepsinin başında, Ehl-i Sünnet inancına uygun bir iman ve Muhammed Aleyhisselam'ın sevgisi vardır:

Araya araya bulsam izini,

İzinin tozuna sürsem yüzümü.

Hak nasip etse görsem yüzünü,

Ya Muhammed, canım arzular seni.

gibi samimî deyişlerinin yanında,

“Adı güzel, kendi güzel Muhammed.”

gibi veciz anlatımları vardır. “Güzel Kâbetullah”ta, kıblegahımız için söylenmiş nefis bir şiirdir.

Muhteva yönünden Yunus Emre'nin şiirleri; ahenk, mânâ, mecaz, duygu, düşünce zenginliğiyle yüklüdür. Bir kitap dolduracak derinliği ve genişliği olan sırları kolaylıkla söylemek, Yunus Emre'de görülür:

“Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.”

Yunus Emre, şiirlerinde duran, oturan, tasarlayan değil de daima düşünen, gezen, konuşan, seyreden, çalışan, hareketli bir insan olarak görünmektedir. Yunus Emre, yepyeni bir mecaz örgüsü kurmuştur. Bu yoldaki bilgilerini, hislerini, müşahhas eşya ve tabiata ait unsurlarla canlı bir hâle koymaktadır. Bu teşbih, istiare ve tasvir unsurlarını, herkesin çok iyi tanıdığı hemencecik göz önüne getireceği bahçe, ev araçlarından, onlara ait isim ve sıfatlardan seçmiştir. Tarla, ekin, ağaç, çiçek, meşe, çadır, yağ, balık, arı, kovan,..” gibi, yalnız tabiatı bir vasıta olarak kullanır.

Yunus Emre Müzesinden bir başka görünüş.

Yunus Emre, üç bin kadar şiir söylemiş, bunlar bir divan hâlinde toplanmıştır. Bu divan Molla Kasım'ın eline geçtiğinde, bir su kenarında okur. Dine uygun bulmadıklarını yırtıp yırtıp suya atar. Böylece iki bin kadarını imha etmiştir ki şu beytle karşılaşır:

Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme,

Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelür.

Bu beyti okur okumaz, Yunus'un keramet ehli

erenlerden olduğunu anlar, divanı öpüp başına

koyar. Fakat ne çare ki elde bin şiir kalmıştır.

Nazar eyle ilerü,

Pazar eyle götürü,

Yaratılanı hoşgör,

Yaradandan ötürü.

Yunus Emre, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam ile bütün yakınlarının, dört halifenin, Hazreti Peygamber'in soyundan gelenlerin, bütün İslam âlimlerinin aşığıdır. Hiçbir bâtıl cereyana kapılmadığı gibi, onlar karşısında ahlâkî nizamı, din sevgisini ve gerçek tasavvufu koruyan kültür ve sanat seddi olmuştur. İhlas ile her şeyi Allah rızası için yapmayı her zaman söylemiştir. Yunus Emre için “Dervişlik”, herkese faydalı olmak ülküsüdür. 

Eskişehir'de Yunus Emre'ye nisbet edilen kabir (solda).

Sarıköy'deki Yunus Emre Çeşmesi (sağda).

Manisa Kula'da Yunus Emre'ye nisbet edilen Türbe.

Şiirlerinde tembelliği, tufeyli ve faydasız olmayı kınamıştır:

Şeriat tarikat yoldur varana,

Hakikat marifet andan içerü.

Osmanlı Türklerine esir düşen ve Anadolu'da 20 yıl kadar kalmış olan Transilvanyalı Mülbacher isimli Avusturyalı bir yabancı, Yunus Emre'ye ait şiirleri, ilahileri duymuş, öğrenmiştir. Memleketine döndüğünde, Yunus Emre'nin şahsiyetinde İslam'ı anlatmış, kitaplar yayınlamış, yazılar yazmıştır. Avusturyalı tarihçi Hammer de Yunus Emre'ye ait şiirler ve ilahilere yer vermiş, bundan sonra da Batı ülkelerinde Yunus ismi çok yaygınlaşmıştır.

Eserleri: Yunus Emre'nin bilinen iki eseri vardır

1- Risaletü'n-Nushiyye: Mesnevî şeklinde

aruz (Failatün Failatün Failün) vezniyle yazılmış, tasavvufî, ahlâkî, dinî bir eserdir. Anadolu'da başlayan Türk edebiyatında görülen ilk

nasihatnamedir. 2- Divan: Yunus Emre Divanı'nın birçok yazma nüshaları vardır. Fakat bu divandaki bütün şiirlerin Yunus Emre'nin olduğu söylenemez. Yunus tarzında, daha sonraki şairlerin yazdığı şiirler de karışmıştır. 

Manisa Kula'daki Türbenin içindeki kabirler (sağda) ve burada Yunus Emre'nin hocası Tabduk Emre'ye nisbet edilen kabir (solda)

Taş basması nüshaları da vardır. Anadolu'da görülen ilk divan durumundadır. Yunus Emre'nin şiirlerinden;

DOLAP

Dolap niçin inilersin,

Derdim vardır inilerim.

Ben Mevla'ya aşık oldum,

Onun için inilerim.

Benim adım dertli dolap,

Suyum akar yalap yalap,

Böyle emreylemiş Çalap,

Derdim vardır inilerim.

Ben bir dağın ağacıyım,

Ne tatlıyım ne acıyım,

Ben Mevlaya duacıyım,

Derdim vardır inilerim.

Beni bir dağda buldular,

Kolum kanadım yoldular,

Dolaba layık gördüler,

Derdim vardır inilerim.

Dağdan kestiler hezenim,

Bozuldu türlü düzenim,

Ben bir usanmaz ozanım,

Derdim vardır inilerim.

Şol dülgerler beni yondu,

Her a'zam yerine kondu,

Bu iniltim Hak'tan geldi,

Derdim vardır inilerim.

Suyum alçaktan çekerim,

Dönüp yükseğe dökerim,

Görün ben neler çekerim,

Derdim vardır inilerim.Yunus bunda gelen gülmez,

Kişi muradına ermez,

Bu fanide kimse kalmaz,

Derdim vardır inilerim.

Karaman'daki Yunus Emre Camii (sağda) ve Caminin içinden bir görünüş (solda).

MEVLAM

Dağlar ile taşlar ile,

Çağırayım Mevlam seni.

Seherlerde kuşlar ile,

Çağırayım Mevlam seni.

Sular dibinde mahiyle,

Sahralarda ahu ile,

Abdal olup ya Hu ile,

Çağırayım mevlam seni.

Gökyüzünde İsa ile,

Tur Dağı'nda Musa ile,

Elindeki asa ile,

Çağırayım Mevlam seni.

Derdi aşkı Eyyub ile,

Gözü yaşlı Ya'kub ile,

Ol Muhammed mahbub ile,

Çağırayım Mevlam seni.

Bilmişim dünya hâlini,

Terk ettim kîl ü kâlini,

Baş açık ayak yalını,

Çağırayım Mevlam seni.

Yunus okur diller ile,

Ol kumru bülbüller ile,

Hakkı seven kullar ile,

Çağırayım Mevlam seni.”

YAĞMA OLSUN

Canlar canını buldum,

Bu canım yağma olsun.

Assı (kârdan), ziyandan geçtim,

Dükkânım yağma olsun.

Ben benliğimden geçtim,

Gözüm hicabın açtım,

Dost vaslına eriştim,

Gümanım yağma olsun.

Benden benliğim gitti,

Hep mülkümü dost tuttu,

La mekana kavm oldum,

Mekanım yağma olsun.

Tealluktan üzüştüm,

Ol dosttan yana uçtum,

Aşk divanına düştüm,

Divanım yağma olsun.

İkilikten usandım,

Birlik hanına kandım,

Derd-i şarabın içtim,

Dermanım yağma olsun.

Varlık çün sefer kıldı,

Dost ondan bize geldi,

Viran gönül nur doldu,

Cihanım yağma olsun.

Geçtim bitmez sağınçtan,

Usandım yaz ve kıştan,

Bostanlar başını buldum,

Bostanım yağma olsun.

Yunus ne hoş demişsin,

Bal-ü şeker yemişsin,

Ballar balını buldum,

Kovanım yağma olsun.

Karaman'da Yunus Emre'ye nisbet edilen Türbenin dışardan görünüşü (sağda) ve kapı tarafından görünüşü

(solda). Kapı üzerinde “Ya Hazreti Sultan Yunus Emre” yazılıdır.

Karaman'daki Türbenin içerden bir görünüşü.

ŞEYH EŞİĞİNDE

Kılalım seyran, edelim cevlan,

Mest olup hayran, şeyh eşiğinde

Nice bir ülfet, edelim uzlet,

Çekelim halvet, şeyh eşiğinde.

Bıraktım arı, istedim yar'ı,

Kestim zünnarı, şeyh eşiğinde.

Aldım himmeti, geçtim zulmeti,

Buldum hayatı, şeyh eşiğinde.

Yunus'um elhak, Didar'a müştak,

Eriştim aşka, şeyh eşiğinde.

Aksaray'da Yunus Emre'ye nisbet edilen kabir (sağda) ve Kırşehir'de nisbet edilen kabrin eski bir resmi (solda).

DÜNYA

Bilirim seni, yalan dünyasın,

Evliyaları alan dünyasın.

Kaçan kurtulsa, kuş kurtulaydı,

Şahin kanadın, kıran dünyasın.

Sevdiğim aldın, beni ağlattın,

Dönüp yüzüme, gülen dünyasın.

Süleyman tahtın sen viran kıldın,

Masumlar boynun buran dünyasın.

Dünya bununla yedi gez doldu,

Ahir bizden de kalan dünyasın.

Âşık Yunus sema'la çarh urur,

Bu çarhımızı bozan dünyasın.

İÇERÜ

Severim seni ben candan içerü,

Yolum vardır bu erkandan içerü.

Şeriat tarikat yoldur varana,

Hakikat marifet andan içerü.

Beni bende demen, bende değilem,

Bir ben vardır bende, benden içerü.

Süleyman kuş dilin bilür dediler,

Süleyman var, Süleyman'dan içerü.

Tecelliden nasip erdi kimine,

Kiminin maksudu bundan içerü.

Senin aşkın beni benden aluptur,

Ne şirin dert bu dermandan içerü.

Miskin Yunus gözü tuş oldu sana,

Kapunda bir kuldur senden içerü.

ADI GÜZEL MUHAMMED

Canım kurban olsun senin yoluna,

Adı güzel kendi güzel Muhammed.

Gel şefaat eyle kemter kuluna,

Adı güzel kendi güzel Muhammed.

Mümin olanların çoktur cefası,

Ahirette olur zevk-ü sefası,

Onsekiz bin âlemin Mustafa'sı,

Adı güzel kendi güzel Muhammed.

Yunus neyler iki cihanı sensiz,

Sen hak Peygambersin şeksiz şüphesiz,

Sana uymayanlar gider imansız,

Adı güzel kendi güzel Muhammed.

EDEP

Nazar eyle ilerü, pazar eyle götürü,

Yaratılanı hoşgör, Yaradandan ötürü.

İlim meclislerinde aradım kıldım talep,

İlim geride kaldı, ille edep, ille edep.

Ana rahminden geldik pazara,

Bir kefen aldık döndük mezara.

GELDİ GEÇTİ ÖMRÜM BENİM

Geldi geçti ömrüm benim,

Şol yel esip geçmiş gibi.

Hele bana şöyle gelir,

Şol göz yumup açmış gibi.

İş bu söze Hak tanıktır,

Bu can gövdeye konuktur,

Bir gün ola çıka gide,

Kafesten kuş uçmuş gibi.

Miskin adem-oğlanını,

Benzetmişler ekinciye,

Kimi biter kimi yiter,

Yere tohum saçmış gibi.

Bu dünyada bir nesneye,

Yanar içim göynür gibi,

Yiğit iken ölenlere,

Gök ekini biçmiş gibi.

Bir hastaya vardın ise,

Bir içim su verdin ise,

Yarın anda karşı gele,

Hak şarabın içmiş gibi.

Bir miskini gördün ise,

Bir eskice verdin ise,

Yarın anda sana gele,

Hulle donun biçmiş gibi.

Yunus Emre bu dünyada,

İki kişi kalır derler,

Meğer Hızır, İlyas ola,

Ãb-i hayat içmiş gibi.

Kırşehir'deki kabrin yeni bir resmi.

GÖÇTÜ KERVAN KALDIK DAĞLAR BAŞINDA

Ah nice bir uyursun uyanmaz mısın,

Göçtü kervan kaldık dağlar başında.

Çağrışı tellallar inanmaz mısın,

Göçtü kervan kaldık dağlar başında.

Emr-i hac göçeli hayli zamandır,

Muhammed cümleye dindir imandır,

Delilsiz gidilmez yollar yamandır,

Göçtü kervan kaldık dağlar başında.

Yunus sen bu dünyaya niye geldin,

Gece gündüz Hakkı zikretsin dilin,

Enbiyaya uğramaz ise yolun,

Göçtü kervan kaldık dağlar başında.

MEZAR

Sabah mezarlığa vardım,

Baktım herkes ölmüş yatar,

Her biri çâresiz olup,

Ömrünü yitirmiş yatar.

Kimi yiğit, kimi koca,

Kimi vezir kimi hoca,

Gündüzleri olmuş gece,

Karanlığa girmiş yatar.

Vardım onların katına,

Baktım ecel heybetine,

Ne yiğitler muradına,

Daha ermemiş yatar.

Nicelerin bağrın deler,

Kurtlar üstünde gezeler,

Gepegencecik tâzeler,

Gül gibice solmuş yatar.

Yarı kalmış tüm işleri,

Dökülmüş inci dişleri,

Dağılmış sırma saçları,

Hep yerlere düşmüş yatar.

Çürüyüp durur tenleri,

Hakka ulaşmış canları,

Görmez misin sen bunları?

Nöbet bize gelmiş yatar.

SEN DERVİŞ OLAMAZSIN

Dervişlik der ki bana,

Sen derviş olamazsın.

Gel ne diyeyim sana,

Sen derviş olamazsın.

Dövene elsiz gerek,

Sövene dilsiz gerek,

Derviş gönülsüz gerek,

Sen derviş olamazsın.

Derviş Yunus gel imdi,

Ummanlara dal imdi,

Ummana dalmayınca,

Sen derviş olamazsın.

GEL GİDELİM DOSTA GÖNÜL

Bir karardan durmayalım,

Gel gidelim dosta gönül.

Hasretinden yanmayalım,

Gel gidelim dosta gönül.

Kılavuz ol gönül bana,

Gel gidelim yârdan yana,

Canım kurbandır canana,

Gel gidelim dosta gönül.

Kara haberin almadan,

Can bedenden ayrılmadan,

Azrail bizi bulmadan,

Gel gidelim dosta gönül.

Gerçek murada varalım,

Yârin hatırın soralım,

Yunus Emre'yi alalım,

Gel gidelim dosta gönül.

Ünye'de Yunus Emre'ye nisbet edilen Türbenin dışardan görünüşü (sağda) ve içerden görünüşü (solda).

GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ

Ben yürürüm yana yana,

Aşk boyadı beni kana,

Ne deliyem ne divane,

Gel gör beni aşk neyledi.

Gah eserim yeller gibi,

Gah tozarım yollar gibi,

Gah akarım seller gibi,

Gel gör beni aşk neyledi.

Akar suların çağlarım,

Dertli ciğerim dağlarım,

Şeyhim anuben ağlarım,

Gel gör beni aşk neyledi.

Ya elim al kaldır beni,

Ya vaslına erdir beni,

Çok ağlattın güldür beni,

Gel gör beni aşk neyledi.

Ben yürürüm ilden ile,

Şeyh anarım dilden dile,

Gurbette hâlim kim bile,

Gel gör beni aşk neyledi.

Mecnun oluban yürürüm,

O yâri düşte görürüm,

Uyanıp melül olurum,

Gel gör beni aşk neyledi.

Miskin Yunus biçareyim,

Baştan ayağa yareyim,

Dost ellinde avareyim,

Gel gör beni aşk neyledi.

SELAM OLSUN

Bu dünyadan gider olduk,

Kalanlara selam olsun.

Bizim için hayır dua,

Kılanlara, selam olsun.

Ecel büke belimizi,

Söyletmeye dilimizi,

Hasta iken hâlimizi,

Soranlara, selam olsun.

Tenim ortaya açıla,

Yakasız gömlek biçile,

Bizi bir asan vech-ile,

Yuyanlara, selam olsun.

Azrail alır canımız,

Kurur damarda kanımız,

Yuyacağın, kefenimiz ,

Saranlara, selam olsun.

Sala verile kasdımıza,

Gider olduk dostumuza,

Namaz için üstümüze,

Duranlara, selam olsun.

Dünyaya gelenler gider,

Herkes gelmez yola gider,

Bizim hâlimizden haber,

Soranlara, selam olsun.

Miskin Yunus söyler sözün,

Yaş doldurmuş iki gözün,

Bizi bilmeyen ne bilsin,

Bilenlere, selam olsun.

YER YÜZÜNDE GEZER İDİM

Yer yüzünde gezer idim,

Uğradım milkler yatur.

Kimi ulu kimi kiçi.

Key kuşağı berkler yatur.

Kimi yiğit kimi koca,

Kimi vezir kimi hoca,

Gündüzleri olmuş gece,

Bunculayın çoklar yatur.

Doğru varırdı yolları,

Kalem tutardı elleri,

Bülbüle benzer dilleri,

Danişment yiğitler yatur.

Ulu kiçi ağlaşmışlar,

Server yiğitler düşmüşler,

Baş ucunda yay sımışlar,

Kırıluban oklar yatur.

Atlar izi tozulu,

Önleri tabıl-bazulu,

İle güne hükmü yaz(ı)lı,

Şu muhteşem beğler yatur.

Gece gündüz oğlancıklar,

Söyler iken bülbül gibi,

Ayrılmışlar anaları,

Sinlerini bekler yatur.

Elleridir kınalı hep,

Karavaşlan şeker-leb,

Kargı gibi uzun boylu,

Gül yüzlü hatunlar yatur.

Yunus Emre Divan'ının Karaman nüshasının ilk sayfası.

Yunus Emre'nin Risaletü'n-nushiyye risalesinin yazma nüshasının ilk sayfası (sağda) ve son sayfası (solda). Eser Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Kısmı No: 3889'da kayıtlıdır.

Yunus Emre'nin “Çıkdım Erik dalına” diye başlayan şiirine Niyazi Misrî'nin yaptığı şerhin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 14'de kayıtlıdır.

El bağlamıştır kamusu,

Hak Çalab'dandır umusu,

Nökerli kızdır kimisi,

Alınmadan çoklar yatur.

Yûnus bilmez kendi hâlin,

Çalab'dır söyletir dilin,

Bir nicesi yeni gelin,

Ak değirmi yüzler yatur.

YA MUHAMMED

Arayı arayı bulsam izini,

İzinin tozuna sürsem yüzümü,

Hak nasip eylese görsem yüzünü,

Ya Muhammed canım arzular seni.

Bir mübarek sefer olsa da gitsem,

Kâbe yollarında kumlara batsam,

Hub cemalin bir kez düşte seyretsem,

Ya Muhammed canım arzular seni.

Zerrece kalmadı gönlümde hile,

Sıdk ile girmişem ben bu hak yola,

Ebu Bekr, Ömer, Osman da bile,

Ya Muhammed canım arzular seni.

Ali ile Hasan, Hüseyin anda,

Sevgisi gönülde muhabbet canda,

Yarın mahşer günü olur ulu divanda,

Ya Muhammed canım arzular seni.

Arafat Dağı'dır bizim dağımız,

Anda kabul olur bizim duamız,

Medine'de yatar Peygamberimiz,

Ya Muhammed canım arzular seni.

Yunus metheyledi seni dillerde,

Dillerde dillerde hem gönüllerde,

Ağlayı ağlayı gurbet ellerde,

Ya Muhammed canım arzular seni.

ÖLÜM

Ey yârenler ey kardeşler,

Ecel ere ölem bir gün.

İşlerime pişman olup,

Kend'özüme gelem bir gün.

Yanlarıma kona elim,

Söz söylemez ola dilim,

Karşıma gele amelim,

Nittim ise görem bir gün.

Oğlan gider danışmana,

Saladır dosta düşmana,

Şol dört tekbir namaz ile,

Dahi tamam kılam bir gün.

Beş karış bezdürür donum,

Yılan çıyan yiye tenim,

Yıl geçe obrula sinim,

Unutulup kalam bir gün.

Başıma dikeler hece,

Ne erte bilem ne gece,

Alemler ümidi, hoca,

Sana ferman olam bir gün.

Yunus Emre sen bu sözü,

Dahi tamam etmemişsin,

Tek yürüyeyin neyleyim,

Üstadıma gelem bir gün.

BANA SENİ GEREK SENİ

Aşkın aldı benden beni,

Bana seni gerek seni.

Ben yanarım dünü günü,

Bana seni gerek seni.

Ne varlığa sevinirim,

Ne yokluğa yerinirim,

Aşkın ile avunurum,

Bana seni gerek seni.

Aşkın aşıklar öldürür,

Aşk denizine daldırır,

Tecelli ile doldurur,

Bana seni gerek seni.

Aşkın şarabından içem,

Mecnun olup dağa düşem,

Sensin dün-ü gün endişem,

Bana seni gerek seni.

Sûfîlere sohbet gerek,

Ahîlere ahret gerek,

Mecnunlara leyli gerek,

Bana seni gerek seni.

Eğer beni öldüreler,

Külüm göğe savuralar,

Toprağım anda çağır,

Bana seni gerek seni.

Yunus'durur benim adım,

Gün geçdikçe artar odum,

İki cihanda maksudum,

Bana seni gerek seni.

BİLSE GEREK

Müslümanım diyen kişi,

Şartı nedir bilse gerek.

Allah'ın buyruğun tutup,

Beş vakt namaz kılsa gerek.

Tanla (sabah) durup başın kaldır,

Ellerini suya daldır,

Nefsin düşmandurur öldür,

Nefs hemişe ölse gerek.

Öğle namazın kılasın,

Her ne dilersen bulasın,

Tamudan azatlı olasın,

Kullar azat olsa gerek.

Ol ikindiyi kılanlar,

Arı dirlik dirilenler,

Olardur Hakk'a erenler,

Her dem anlar irse gerek.

Akşam durur üç fariza,

Dağca günahın eride,

İyi amellerin sinde,

Şemu çerağ olsa gerek.

Yatsı namazın o hazır,

Hazırları sever Kâdir,

İmanın eksiğin bitir,

İman piş-rev olsa gerek.

Her kim bu sözden almadı,

Beş vakt namazı kılmadı.

Bilin Müslüman olmadı,

Ol tamuya girse gerek.

Görmez misin Mustafa'yı,

Nice bekledi vefayı,

Ümmet için ol safayı,

Ümmet ona erse gerek.

Bekler isen din gayretin,

Vermegil nefse muradın,

Yunus Nebî salavatın,

Aşk ile değirse gerek.

Bu şiirin açıklaması şöyledir: “Müslümanım diyen bir kişi, Müslümanlığın şartının ne olduğunu  bilmesi ve Allah'ın emrini tutarak beş vakit namazı kılması gerekir. Tan ağarırken yatağından kalkıp abdest al. Nefse uyarak yatma, o senin düşmanındır. Onu öldür. Nefsin daima ölü olması gerekir. Sabah namazını vaktinde kılarsan Allahü teala dualarını kabul eder. Böylece Ahirette şeref bulur, naz makamına ulaşarak, Hakkın yakınlarından olursun. Öğle namazını kılarsan, Allahü tealadan dilediğin her şeye kavuşursun. Allahü tealaya gerçekten kul olanların Cehennem ateşinden kurtuldukları gibi, sen de Cehennem'den kurtulursun. İkindi namazını kılanlar, temiz bir hayat geçirerek Allahü tealaya kavuşanlardır. Onlar bunu yaptıkça, daima Hakka ulaşacaklardır. Üç rekat farzdan ibaret olan akşam namazı, dağlar gibi günahları eritir. İyi amellerin, mezarını aydınlatacak birer ışık kaynağı olacaklardır. Yatsı namazını kılmadan yatma. Yatsı vaktinde namaza duranları, sonsuz kudret sahibi olan Allahü teala sever. İnandığını eksik bırakma, tamamla. Çünkü imanın ahirette rehberin olacaktır. Kim bu sözlerden öğüt alarak beş vakit namazını kılmazsa, bil ki tam ve gerçek Müslüman olamaz. Cehennem'e girer. Hazreti Peygamber'in Müslümanların namaz kılmaları hususunda nasıl titizlik gösterdiğini görmez misin? Ümmetinden namaz kılanlar çeşitli nimet ve güzelliklere erişecektir. Dindarlıktan bir fayda elde etmek istersen, nefsinin arzularına uyma! Ey Yunus, sen de aşk ile Peygamber'e salavat getir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası