Fıkıh, hadis ve tarih âlimi. İsmi Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Kaymaz bin Abdullah et-Türkmanî el-Mısrî olup künyesi Ebu Abdullah'tır. Lakabı ise Şemseddin'dir. 673 (m. 1274) senesi Rebiulahir ayında Şam'da doğdu. 748 (m. 1348) senesi Zilkade ayının üçünde, Pazartesi gecesi, gece yarısından önce Şam'da Eşrefiyye Medresesi'nde vefat etti. Babü's-sagîr denilen kabristana defnedildi. Zamanın büyük âlimleri cenaze namazında bulundu. Taceddin Sübkî bunlardan idi. Talebeleri, sevenleri, hakkında mersiyeler söylediler. Vefat ettiğinde geriye; biri kız ikisi erkek üç evladı kaldı. Her biri ilim sahibiydi. Oğulları Ebüdderda Abdullah ile Şihabeddin Ebu Hüreyre Abdurrahman idi.
Zehebî, aslen Türkmen olup dedesi Diyarbakır'a bağlı Meyyafarikin şehrinden idi ve orada 661 (m. 1262) senesinde vefat etti. Dedesi Fahreddin Ebu Ahmed Osman, ticaret ve sanatla meşgul oldu. Fakat marifet ve hüsnü'l-yakîn sahibiydi. Babası Şihabeddin Ahmed, kuyumculuk sanatını seçti ve bu sanatta çok mahir ve Zehebî (kuyumcu) diye meşhur oldu. Aynı zamanda ilimle de meşgul olan Şihabeddin Ahmed, 666 (m. 1267) senesinde Mikdad el-Kavsî'den Sahih-i Buharî'yi dinledi. Ömrünün sonlarına doğru hacca gitti. Dinine bağlı olup geceleri ibadetle meşgul olurdu. Kuyumculuk sanatı sebebiyle çok zengin oldu. Malıyla birçok kimseyi esaretten kurtararak, hürriyetlerine kavuşturdu. Aslen Musullu olan, Akmüddin Ebu Bekr Sencer bin Abdullah ismindeki zengin, aynı zamanda akıllı ve salih bir zatın kızıyla evli idi.
Zehebî'nin çocukluğu ve ilim öğrenmeye başlaması: Zehebî, babasının sanatı ile anıldı. Kendisi de ismini “İbnü'z-Zehebî" diye yazdı. İlk zamanlarında babasının sanatıyla meşgul olması sebebiyle, Salah es-Safedî, Taceddin Sübkî, el-Hüseynî, İmadüddin ibni Kesir ve birçok âlim tarafından Zehebî ismiyle çağrıldı. Çocukluğu, dinine bağlı olan ailesinin himayesinde geçti. Çocuk terbiyesini çok iyi bilen, el-Basbas diye meşhur Alaeddin Ali bin Muhammed el-Halebî isimli bir mürebbinin elinde yetişti. Onun mektebinde dört sene okudu ve terbiye gördü. Daha sonra Şagur Mescidi'nin imam ve hatibi olan Mes'ud bin Abdullah es-Salihî'den, Kur'an-ı Kerim'i öğrendi ve huzurunda tam kırk hatim indirdi. Ondan sonra oradaki bazı âlimlerin ders meclislerine gidip derslerini dinledi. Meşhur Iraklı âlim İzzeddin el-Farusî, 690 (m. 1291) senesinde Şam'a geldiği zaman, Zehebî onun meclisine gidip ondan hadis-i şerif dinledi. Zehebî onsekiz yaşında iken, kıraat ve hadis-i şerif ilmine yöneldi. 691 (m. 1292) senesinde Şeyhü'l-kurra (kıraat âlimlerinin reisi) Cemaleddin Ebu İshak İbrahim bin Davud el-Askalanî'den kıraat ilmini okudu. Bundan başka, Mecdüddin Ebu Bekr bin Muhammed el-Mürsî, Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed bin Mansur el-Halebî ve Ebu Hafa Ömer bin Kavvas'tan da kıraat ilmini öğrendi ve genç yaşta bu ilimde yüksek derecelere kavuştu. Daha sonra da Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed bin Abdülaziz ed-Dimyatî'den okudu.
Zehebî, kıraat ilmi yanında, hadis ilmine de çok önem verdi. Birçok hadis âlimiyle görüştü. Bizzat kendisi, Şihabeddin Gazi bin Abdurrahman ed-Dımaşkî, Ebu Abdullah Muhammed bin Ahmed el-Makdisî, Mahmud bin Yahya et-Teminî ed-Dımaşkî, Muhammed bin Nasireddin el-Müezzin, Mahmud bin Muhammed el-Haraitî'den hadis-i şerif dinlediğini haber verdi. Zehebî'de ilim öğrenmek, âlimlerle görüşüp onlardan istifade etmek arzusu çoktu. Fakat babasından ilim öğrenmek için seyahate çıkma teşviki görmedi. Babası, önceleri onu yanından ayırmak istemedi. Zehebî, bu konu hakkında şöyle der: “İlim öğrenmek için seyahate çıkmayı çok istedim. Fakat babamın razı olmaması sebebiyle çıkamadım.” İlim öğrenmenin edeplerinden birisi de ana-babanın rızasını almak olduğundan, Zehebî ilimden ayrı kalmaya üzülmekle birlikte, anası ve babasına karşı gelmedi. Zaten ailesinin tek evladı idi. Yirmi yaşına basınca babası, yakın yerlere gidip gelmesine izin verdi. 693 (m. 1294) senesi, Zehebî'nin ilmî yolculuklara başlama senesi olarak kabul edilir.
Zehebî'nin ilk seyahati, 693 (m. 1294) senesinde Ba'lebek'e oldu. Orada el-Muvaffak en-Nasibî'den kıraat ilmi öğrendi ve Kur'an-ı Kerim'in tamamını okudu. Hadis âlimi İmam Taceddin Ebu Muhammed el-Mağribî'den hadis-i şerif dinledi. Bu seyahatinde, birçok âlimle görüştü. Daha sonra Halep'e gitti. Orada Alaeddin Ebu Sa'id el-Ürmevî ile görüşüp derslerini dinledi. Onun hakkında Zehebî; “Alaeddin Ebu Sa'id el-Ürmevî'ye gittim ve ondan çok şey öğrendim. O, dinine bağlı, akıl ve iffet sahibi, üstün ve ne güzel hocadır.” diyerek, hocasını övdü. Ayrıca Halep ve civarında birçok âlimden ilim ve ahlâk öğrendi. Hama, Humus, Trablus, Kerk, Maaria, Basra, Nablus, Remle, Kudüs, Tebük ve o civarda birçok şehirlere ilmî yolculuklarda bulundu.
Zehebî, 695 (m. 1296) senesi Recep ayında Filistin'e, oradan da Mısır'a gitti. Orada ilk önce İbnü'z-Zahirî diye bilinen Cemaleddin Ebü'l-Abbas Ahmed bin Muhammed el-Halebî ile görüştü. Ondan hadis-i şerif dinledi. Bunu, kendi yazmış olduğu Tarihü'l-İslam'ında; “Mısır diyarında ilk önce Halebî'den hadis dinledim.” diye bildirdi. Zehebî, Mısır'da birçok zatlarla görüştü. Orada Ebü'l-Mealî Ahmed bin İshak el-Eberkuhî, Şeyhülislam Kadılkudat Takıyyüddin Ebü'l-Feth Muhammed bin Ali, Allame Şerefeddin Abdülmümin bin Halef ed-Dimyatî'den ilim öğrendi. Daha sonra İskenderiyye'ye gitti. Zehebî'nin ders verdiği ve vefat ettiği Şam'da Kasîyun eteklerinde Salihiyye mahallesindeki Eşrefiyye Medresesi. Resimde sağdan sola Atabekiyye Medresesi Minaresi, Eşrefiyye Medresesi kubbesi ve Mürşidiyye Medresesi'nin genel görünüşü (sağda), Salihiyye Mahallesinde Mürşidiyye ve Eşrefiyye medreselerinin bulunduğu cadde (ortada) ve Eşrefiyye Medresesi Kubbesi (solda). Kitabü'l-Arş adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Princeton Üniversitesi Kütüphanesi 70/l'de kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (ortada) ve El-Ulüvvü li'l-aliyyi'l-Gaffar adlı eserinin kapak sayfası (solda).
Orada Ebü'l-Haccac Yusuf bin Hasan et-Teymî el-Kabisî el-İskenderanî ile görüştü ve ondan Tecrid adlı eserini dinledi. Ayrıca orada kıraat âlimlerinden İmam Şerefeddin Ebü'l-Hüseyin Yahya bin Ahmed el-Cüzamî el-İskenderanî'den kıraat ilmini okudu. Sahnun diye meşhur İmamü'l-Mukrî Sadreddin Ebü'l-Kasım Abdurrahman bin Abdülhalim ile görüştü. Sonra Belbis'e gitti ve burada hadis-i şerif dinledi. Zehebî, İbn-i Hişam'ın Siret'inin tamamını hocası Ebü'l-Mealî el-Eberkuhî'den altı günde okudu.
Zehebî, 698 (m. 1298) senesinde, babasının vefatının akabinde, hac farizasını yerine getirmek için yolculuğa çıktı. Kendisi bu yolculuğu Tarihü'l-İslam'da şöyle anlatır: “Emir Şemseddin el-Ayntabî de bizimle birlikte hac yolculuğuna çıktı. Beraberinde âlimler de vardı. Müstansıriyye Medresesi hadis kürsüsü âlimi İbnü'l-Hırat diye meşhur Ebu Abdullah Muhammed bin Abdülmuhsin de bu yolculukta bulundu. Yolculuğumuz sırasında bu âlimden El-Ferec ba'de'ş-şidde kitabını dinledim.” Ayrıca; “Mekke, Arafe, Mina ve Medine'de birçok âlimden hadis-i şerif dinledim.” der. Zehebî, hayatı boyunca, ilim öğrenmekten bir an bile geri durmadı. Hiçbir engel onu dersten ve hadis dinlemekten alıkoyamadı. Sadece kıraat ve hadis ilmi ile değil, birçok ilimden nasibini aldı. Nahiv ilmini Muvaffakuddin Ebu Abdullah Muhammed bin Ebü'l-A'lâ en-Nasibî el-Baalbekî'den öğrendi ve nahiv ilmine dair El-Hacibiyye kitabını dinledi. Arap dili ve edebiyatının inceliklerini İbnü'n-Nühaş diye meşhur, Şeyh Behaeddin Muhammed bin İbrahim'den öğrendi. Tarih hakkında yazılmış eserlerle de meşgul oldu. Megazi, siyer, umumî tarih, mu'cemat hakkında hocalarından çok şey dinledi. Asrındaki âlimlerden; Cemaleddin Ebü'l-Haccac Yusuf, Alemüddin Ebu Muhammed Kasım ile de görüştü ve uzun zaman onların derslerini dinledi.
Zehebî, ders aldığı İbn-i Teymiyye'ye bazı itikat ve fıkıh meselelerinde uymayıp muhalefet etti ve ona bazı nasihatlarda bulundu. Bazı görüşlerinin yanlış olduğunu söyledi. 729 (m. 1328) senesi Cemaziyelahir ayının onyedisinde, Zahiriyye hadis külliyesine müderris oldu. 739 (m. 1338)'de, Medrese-i Nefisiyye'de ders okuttu. Ayrıca Meşhed-i Urve, Darülhadisi't-Tenkiziyye, Darülhadisi'l-Fadıliyye ve Ümmü Salih Mescidi gibi yerlerde hadis bölümü başkanlığı yaptı.
Zehebî, çeşitli ilimlerde meşhur olması yanında, züht, vera ve sağlam itikat sahibiydi. Zaman zaman tasavvuf erbabı ile görüştü. Onların sohbetlerinde bulundu. Talebesi Takıyyüddin ibni Rafi' esselami; “Zehebî, salih, hayırlı, mütevazı, güzel ahlâk sahibi, sohbeti tatlı bir zattı. Zamanlarını, eser yazmak ve ibadetle geçirdi. Çok cömertti.” diye bildirdi. Zerkeşî; “Zehebî, züht ve isar sahibi ve hayırlı işlere koşan bir zat olup ömrünü, Resul-i Ekrem'in hadis-i şeriflerini öğrenmekle geçirdi.” dedi. İbn-i Kadı, Şühbetü'l-Esedî isimli eserinde; “Zehebî'den; Sübkî, el-Birzalî, el-Alaî, İbn-i Kesir, İbn-i Rafi' İbn-i Receb ve birçok âlim hadis-i şerif dinledi ve rivayette bulundular.” diye yazmaktadır. Refiki ve hocası Alemüddin el-Birzalî onun hakkında; “Zehebî, faziletli, hafızası kuvvetli bir zattı. İlimle meşgul oldu. İlim öğrenmek ve hadis-i şerif dinlemek için çok yerler dolaştı. Çeşitli ilim dallarında birçok eser yazdı. Kıraat âlimleri hakkında bilgisi çoktu.” dediler. Talebesi Selahaddin Safedî; “Hocam Zehebî, allame ve hafızdı. Hadis-i şerifler ve hadis ricali hakkında bilgisi çoktu. Üstün bir zekası vardı. Çok kitap yazdı. Çok kimseler ondan ilim öğrendi. Muhaddisü'l-asr (asrının büyük hadis âlimi) idi. Çok kimseler ondan hadis-i şerif dinledi. Gece gündüz hadis-i şerif ilmine hizmet etti. Dil ve kalemini bu uğurda kullandı.” demektedir. Talebesi el-Hüseynî ise; “Hocam Zehebî, allame, Şeyhü'l-muhaddisîn, Muhaddisü'ş-Şam olup büyük tarih âlimiydi.” dedi. Diğer bir talebesi olan İbn-i Kesir de; “Hocam Zehebî, Şeyhü'l-muhaddisîn, İslam tarihçisi ve hadis hafızı idi. Büyük âlim Ebu Abdullah Muhammed bin Muhammed el-Musulî, Şam'a geldiğinde, Zehebî'den ilim öğrendi.” demektedir. Hafız İbn-i Nasireddin; “Zehebî, hafız, büyük âlim ve İslam tarihçisi idi.” İbn-i Hacer el-Askalanî; “Zehebî, zamanının büyüğü, anlayışı ve zihni kuvvetli idi. Cerh ve tadil hususlarında büyük bir bilgiye sahipti. Taceddin Sübkî'nin dediği gibi; sanki bütün ümmet bir saha üzerinde toplanmış, Zehebî de onları gözden geçirmiş, teker teker incelemiş, sonra onlara dair birer birer malumat vermeye başlamıştır.” dediler.
Eserleri: Zehebî, çeşitli ilimlere ait birçok eser yazdı. Yazdığı eserler, zamanında ve daha sonraki asırlarda okundu. Eserlerinden bazıları şunlardır:
1- Et-Telvihat fî ilmi'l-kıraat: Bu eser, Zehebî'nin kıraat ilmine dair yazmış olduğu tek eseridir. Kaynaklarda belirtilen bu eserin bir nüshasına, kütüphanelerde rastlanmamıştır. 2- El-Erbaune'l-Büldaniyye: Taberanî'nin Mu'cemü's-sagîr'inden derlenmiştir. Birçok kütüphanede nüshaları vardır. 3- Es-Selasune'l-Büldaniyye. 4- Tarikü'l-hadis “Men küntü Mevlahü fe Aliyyün Mevlahü” 5- El-Kelamü alâ hadisi't-tayr, 6- El-Müstedrek alâ Müstedreki'l-Hakim, 7- Kitabü'z-ziyadeti'l-muttaribe, 8- Tariku ehadisi'n-Nüzul, 9- El-Azbü'l-silsel fi'l-hadisi'l-müselsel, 10- Meniyyetü't-talib li eazzi'l-metalib. 11- El-Mulazatü fî ilmi müstelahi'l-hadis: Hadis ıstılahlarından bahseden bir eserdir. Brockelmann'ın; “Bu kitap, hadis âlimlerinin vefatına dairdir.” iddiası yanlıştır. Bu kitabın Paris'te ve Kahire'de birer nüshası vardır. Kahire nüshası iki varak eksiktir. 12- Ehadisü's-sıfat, 13- El-Erba'un fî sıfatı Rabbilalemîn, 14- Cüz'ün fi'ş-Şefaati, 15- Cüzanı fî sıfati'n-nari, 16- Er-Risaleti'z-zehebiyye ila İbn-i Teymiyye: Zehebî, hocası ve arkadaşı olan İbn-i Teymiyye'ye nasihat etmekte ve bazı hareketlerini ayıplamaktadır. 17- Er-Rav'u ve'l-evcal fî nebei'l-mesihi'd-Deccal, 18- Kitabu Rü'yeti'l-Barî, 19- Kitabü'l-Arş, 20- El-Ulüvvü li'l-aliyyi'l-Gaffar.
21- Kitabü'l-kebair: Büyük günahlara dairdir. Matbudur. 22- Kitabu ma ba'del mevt, 23- Kitabu mesele deva mi'n-Nar, 24- Kitabu meseleti'l-gaybeti, 25- Kitabu meseleti'l-vaid, 26- Kitabu meseleti'l-ictihad, 27- Kitabu meseleti haberi'l-vahid, 28- Tahrimü edbari'n-nisa, 29- Teşbihü'l-hasis bi ehli'l-hamis, 30- Cüz'ün fi'l-hidab. 31- Cüz'ün fî salati't-teşbih, 32- Cüz'ün fi'l-kahkahati, 33- Hukukü'l-car: Komşu haklarını toplamıştır. Bir nüshası Köprülü Kütüphanesi, 1584/3 numarada kayıtlıdır. 34- Kitabu fedaili'l-hac ve ef'alihi, 35- Kitabü'l-libas, 36- Kitabu meseleti's-sima', 37- Kitabü'l-vitr, 38- Cüz fî mehabbeti's-salihîn, 39- Kitabu duai'l-makrub, 40- Kitabu Zikri'l-vildan. 41- Et-Taziyetü'l-hasenetü bi'l-eizzeti, 42- Keşfü'l-kürbeti inde fakdi'l-ehibbeti, 43- Ahbarü's-Seddi, 44- Ahbaru Kudat-ı Dımaşk, 45- Esmaü men aşe Semanine sene ba'de Şeyh evi ba'de tarihi Sina', 46- Muhtasaru sinniyi'l-hicre ev Vefeyatü'l-a'yan: Bu eserde hicrî 700 senesine kadar vefat eden meşhur zatların hâl tercümeleri anlatılmaktadır. 47- El-İ'lam bi-vefeyati'l-a'lam. 48- El-Emsar zevciti'l-asar, 49- Ehlü'l-mieti fesaiden, 50- Kitabü'l-beyan an ismi İbn-i Fülan.
Zehebî'nin Kitabü'l-kebair adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda). Teşbihü'l-hasis bi ehli'l-hamis adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Hukukü'l-car adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve ilk sayfası (solda).
51- Tarihü'l-İslam ve vefeyatü'l-meşahiri ve'l-a'lam: İslam'ın başlangıcından, sekizinci asrın başlarına kadar, sene sene vakalar anlatılmıştır. Kitabını yetmiş tabakaya bölmüş, her tabakanın sonunda meşhur kimselerin hâl tercümelerini de vermiştir. Zehebî'nin en meşhur eserlerindendir. Eserine birçok nadir rivayetleri de kaydetmiştir. Bu eser matbudur. 52- Et-Tarihü'l-mümetti. 53- Tezkiratü'l-huffaz: Zehebî'nin en meşhur eserlerindendir. Birçok kere baskıları yapılmıştır. Zehebî bu eserinde, meşhur hadis hafızlarını tabakalara göre zikretmiştir. Kitabını yirmibir tabakaya ayırmış ve ilk olarak Hazreti Ebu Bekr'den başlamış, son olarak da Hocası Ebü'l-Haccac el-Müza ile bitirmiştir. Bu kitapta, hâl tercümesi verilen zatların sayısı 1176'ya ulaşmıştır. Bazı zatları anlatırken, anlatılan zatın vefat ettiği tarihte, vefat eden âlimleri de zikretmiştir. Zehebî'nin bu kitabına çok çeşitli zeyller yapılmıştır. İmam-ı Süyutî, Tezkiratü'l-huffaz'ı zeylleri ile beraber kısaltmıştır. Zehebî bu eserini, Siyer-i a'lami'n-Nübela'sından derlemiştir. 54- Teracimü ricali rava anhüm Muhammed bin İshak, 55- Tesmiyetü ricali sahih-i Müslim, 56- Kitabü Takyidi'l-mühmil, 57- Kitabü't-telvih bimen sebeka ve lehika, 58- Cüz' Teasaru, 59- Düvelü'l-İslam: Zehebî bu eserini, Tarih'inden derlemiştir. Tarihü's-sagîr diye de tanınır. Matbudur. 60- Divanü'd-duafai ve'l-metrukin.
61- Zikru men istehera bi künyetihi mine'l-a'yan, 62- Zikru men yü'temen kavlühu fi'l-cerh ve't-tadil, 63- Zeylü'l-İşareti ila vefeyati'l-a'yan, 64- Zeylü düveli'l-İslam 65- Zeylü siyeru a'lami'n-Nübela, 66- Zeylü Divanü'd-duafai Libni'l-cevzî, 67- Ez-Zeylü alâ zeyli'd-duafai İbni'l-cevzî, 68- Zeylü'l-İber fî haberi men aber, 69- Er-Reddü alâ İbni'l-Kattan, 70- Kitabü'z-zilazil. 71- Siyeru a'lamü'n-Nübela: Zehebî'nin en meşhur eserlerindendir. Zehebî, bu eserini de tabakalara göre tertip etmiştir. İslamiyetin başlangıcından, hicrî 700 senesine kadar yazmıştır. Peygamber Efendimizi ve Hulefa-i Raşidîn'i ayrı iki cilt hâlinde yazmıştır. Bu eseri son zamanlarda neşredilmiştir. İslam tarihi araştırmaları için mühim bir kaynaktır. 72- Tabakatü'ş-şüyuh, 73- El-Ababü fi't-tarih, 74- El-İberu fî haberi men abera: Bu eserini de Tarihü'l-kebir'inden derlemiştir. Tarihü'l-evsat diye de bilinir. Bu esere bazı ilavelerde bulunmuştur. Daha sonra bu tarihine bir de zeyl yazmıştır. 75- Ünvanü's-siyer fî zikri's-Sahabeti, 76- El-Mürtecil fi'l-küna, 77- El-Müstebih fi'r-rical, 78- Mu'cemü'ş-şüyuhi'l-kebir, 79- Mu'cemü'ş-şüyuhi'l-evsat, 80- Mu'cemü'ş-şüyuhi's-sagîr.
81- El-Mu'cemü'l-muhtas bi muhadi'l-asr, 82- Kitabu marifeti Âl-i Mende, 83- Marifetü'l-kurrai'l-kibar ale't-Tabakati ve'l-a'sar: Kıraat âlimlerinin hâl tercümelerini ihtiva eder. Yine tabakalara göre anlatılmıştır. Matbudur. 84- El-Muinu fî Tabakati'l-muhaddisîn, 85- El-Mugnî fi'd-duafai, 86- El-Mukaddimetü zatü'n-nikat fi'l-elkab, 87- Cüz fimen tekelleme fihi ve hüve musik, 88- Mizanü'l-itidal fî nakdi'r-rical: Zehebî bu eserinde, hadis-i şerif ravilerini, cerh ve tadile tâbi tutmuştur. En faydalı ve en çok basılan kitabıdır. Bir kitabında, birçok eserleri tarayarak hadis-i şerif ravilerini incelemiştir. Bu eser matbudur. Harf sırasına göre tertip edilmiştir. 89- Halelü'l-bedri fî adedi Ehl-i Bedr, 90- Ahbaru Ebu Müslim Horasanî. 91- Ahbaru Ümmi'l-Müminîn Aişe, 92- Et-Tıbyan fî menakıb-ı Osman, 93- Tercümetü İbn-i Ukde el-Kufî, 94- Menakıbü'l-İmam Ebu Hanife. 95- Tercemetü Ebu Yusuf el-Kadî, 96- Tercemetü Ahmed bin Hanbel. 97- Tercemetü'l-Hıdr, 98- Tercemetü's-Silefî, 99- Tercemetü'ş-Şafiî, 100- Tercemetü'ş-Şeyh el-Muvaffak.
101- Tercemetü Malik bin Enes, 102- Tercemetü Muhammed bin Hasan eş-Şeybanî, 103- Tevkifü ehli't-Tevfik alâ menakıbi's-Sıddîk, 104- Siretü'l-Hallac, 105- Siretü Ebi'l-Kasım et-Taberanî, 106- Siretü Sa'id bin Müseyyib, 107- Siretü Ömer bin Abdülaziz, 108- Es-Siretü'n-Nebevî, 109- Fethü'l-metalib fî menakıbı Ali bin Ebu Talib, 110- Menakıbü'l-Buharî veya Cüz fihi Tercemetü'l-Buharî. 111- Siretü li nefsihi, 112- Beyanü zaglil ilmi ve't-talebi, 113- Cüz fihi't-temessükü bi's-süneni, 114- Cüz'ü fî fadli Ayete'l-kürsi, 115- Et-Tıbbü'n-Nebevî: Çok faydalı bir eserdir, İbrahim Ezrak'ın yazmış olduğu Teshilü'l-menafi kenarında Mısır'da basılmış ve ayrıca 1396 (m. 1976) yılında ofset yolu ile Hakikat Kitabevi tarafından basılmıştır. 116- Ehadisü Muhtara mine'l-mevduati mine'l-ebadil li'l-Cevrakanî, 117- Bülbülü'r-ravd, 118- Tecridü esmai's-Sahabeti, 119- Tehzibü't-tehzib, 120- Tertibü'l-mevduat İbni'l-Cevzî.
121- Muhtasaru Kitabi'l-ba'si ve'n-nüşur li'l-Beyhekî, 122- Muhtasaru Tarih-i Bağdat li'l-Hatibi'l-Bağdadî, 123- Muhtasaru Tarih-i Dımaşk li-İbni'l-Asakir, 124- Muhtasaru't-Tekmile li kitabi's-sıla, 125- Muhtasaru't-tekmile li vefeyati'n-nakile, 126- Muhtasaru kitab-ı Zühd li'l-Beyhekî: Matbu olup Kütüb-i Sitte ravilerinin hâl tercümelerini anlatır. 127- El-Mühezzeb fi ihtisari's-Süneni'l-kebir li'l-Beyhekî, 128- Muhtasaru Tehzibi'l-Kemal li'l-Müzzî.
Er-Risaleti'z-zehebiyyeti ila İbn-i Teymiyye adlı risalenin tercümesi şöyledir:
“Hamd, Allahü tealaya mahsustur. Ya Rabbî! Hata edersem bana merhamet eyle! Sürçersem beni kaldır! Benim imanımı koru! Ah, gamsızlığıma ne kadar üzülürüm! Sünnete ve sünnet ehlinin kalmamasına ne kadar yanarım vah!.. Ağlamak için bana yardımcı olacak Mümin kardeşlere ne kadar müştakım!.. İlmin kandilleri, ehli takva ve hayratın defineleri olan insanları kaybetmemize üzülüyorum! Ah!.. Helal bir dirhem, munis bir kardeş bulabilsem! Ne mutlu kendi kusuru, âlemin kusurlarını görmekten alıkoyana! Ne yazık âlemin kusurları, kendi kusurlarını görmeye mâni olana! Ey adam, kendi gözündeki çöp parçasını unutarak, din kardeşinin gözündeki çapağı ne zamana kadar görecek, ne zamana kadar fesahatını ve sözlerini övecek, ulemayı zemmedecek ve başkalarının kusurlarını araştıracaksın? Halbuki Resul-i Ekrem'in bunu yasak ettiğini bilirsin. Server-i âlem; “Ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle anmayın.” buyurdu. Hayır! Bilirim bana; “Sen kendini kurtar. Benim zemmim, ancak şu İslam'ın kokusunu duymayanlara, Muhammed Aleyhisselam'ın getirdiğini bilmeyenlere mahsustur.” diyeceksin. Hayır! Vallahi onlar, bir kulun amel ettiği zaman, muhakkak kurtulacağı şeylerden pek çok hayrı bildiler. Kendilerini alakadar etmeyen şeylerden de birçoğunu bilmediler. Zaten kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.
Ey insan! Sana Allah aşkına yalvarıyorum. İslam âlimlerine dil uzatmaktan vazgeç. Zira sen, çok bilmiş iddiasında olan bir adamsın. Yerinde durmaz ve uyumazsın. Dinde mugalata sayılan şeylerden sakın! Peygamberimiz, çok soru sormayı uygun görmemiş ve çok sual sormayı yasak ederek; “Gerçekten ümmetim için en ziyade korktuğum şey, bilgili münafıktır.” buyurmuştur. Delilsiz birçok söz, helal ve harama dair olursa kalbi katılaştırır. Acaba filozofların yazıları ve inkârları hakkında olursa ne buyurulur? Vallahi şu âlemde gülünç olduk. Acaba biz ret cevabı verelim diye, felsefî inkârların inceliklerini ne zamana kadar ortaya atıp duracaksın?.. Ey insan! Filozofların zehirlerini ve acı eserlerini yuttun! Zehirleri çok kullanmakla, vücut ona alışır ve Allahü tealaya yemin ederim ki o zehir vücutta gizlenir. Ah! İçerisinde Allahü tealanın zikredildiği ve tefekkürle sükut bulunan bir meclise ne kadar hasretim! Ah! Öyle bir meclis ki içinde iyiler anılır. Rahmet de iyiler anıldığı zaman iner. İftira ve tahkirle zikredilen iyiler anıldığı zaman, rahmet inmez. Haccac'ın kılıcı ile İbn-i Hazm'in dili kardeş idiler. Sen berikisi ile de kardeş oldun! Perşembe bidatini ve hububat yemeğini anmaktan vazgeçiniz, (ölümü takip eden ilk Perşembe akşamı bazı yerlerde ölen için çadır kurmak, yemekler vermek âdet olmuştur. Perşembe bidati budur. Hububat bidati de; ölünün arkasından keşkek yapmak, helva dağıtmak gibi şeylerdir.) Bizim vaktiyle doğrudan doğruya sapıklık saydığımız bidatleri, hâlis sünnet ve tevhidin esası saydın. Bunları bilmeyen, ya inançsız veya hayvandır. Kim bidatleri güzel görürse o Firavun'dan da aşağıdır. Vallahi, kalblerde şüpheler var. Eğer Kelime-i şehadet ile imanın sağlam kaldıysa mesutsun! Vay sana tâbi olanın hüsranına! Zira o zındıklığa ve bozulmaya maruzdur. Hele de ilmi ve dini az, şehvetperest ve batıla ise!.. Ekseriyetle sana bağlananlar, hareketsiz, hafif; akıllı veya yalancı cahiller, aklı ermezler, hilesi kuvvetli veya yavan, iyi fakat anlayışsız kimselerdir. Şayet beni tasdik etmezsen, onları bir teftiş et, adaletle tart!
Ey nefsine aldanmış adam! Kendini meth için edindiğin şehvet merkebini bana doğru çevir! Onu daha ne kadar tasdik edecek ve iyilere düşmanlıkta bulunacaksın? Ona ne zamana kadar esir olacak ve iyilere tahkirde bulunacaksın? Onu ne zamana kadar tazim edecek, Allah'ın kullarını küçülteceksin? Ne zamana kadar onunla dost olacak, zahitlere buğz edeceksin? Kendi sözünü ne zamana kadar methedeceksin? Öyle ki Buharî ve Müslim'deki hadis-i şerifleri bile vallahi o kadar methetmiyorsun. Keşke Buharî ve Müslim'deki hadis-i şerifler senden kurtulsaydılar. Özellikle sen, her zaman zayıf çıkarmak, heder saymak veya tevil ve inkârla onlara hücum ediyorsun. Senin için daha tövbe etme zamanı gelmedi mi? Bak, artık yetmişli yaşlardasın. Ahiret yolculuğu yaklaşmıştır. Vallahi sanmıyorum ki sen ölümü hatırlayasın. Belki ölümü hatırlayanı tahrik edersin. Zannetmem ki benim sözümü kabul edesin, vaazıma kulak asasın. Biliyorum ki sen, kat'î olarak sustum diyene kadar hep benim üstüme gelmeye çalışacaksın. Bana karşı hâlin bu olunca düşmanların nazarında hâlin nice olur? Halbuki düşmanların içinde vallahi salihler, akıllılar ve fazilet sahibi büyük zatlar var. Dostlarının içinde de facirler, yalancılar, cahiller, bozuklar, işe yaramazlar ve şaşkınlar vardır. Senin bana aşikâre olarak sövmene, gizliden gizliye de sözümden istifade etmene ben razıyım. Bana kusurlarımı söyleyen kimseye, Allahü teala rahmet eylesin. Zira ben kusurları çok, günahları fazla bir kimseyim, eğer tövbe etmezsem vay hâlime! Benim ilacım; Allahü tealanın affı, müsamahası, tevfik ve hidayetidir. Hamd, âlemlerin rabbi olan Allahü tealaya mahsustur. Allahü teala, Peygamberlerin sonu olan Muhammed Aleyhisselam'a ve Eshabının cümlesine salat eylesin.”
Kitabü'l-kebair adlı eserinden bazı bölümler:
Büyük günahlar: Kur'an-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem'in hadis-i şeriflerinde ve Selef-i salihîn'in bildirdiği haberlerde yapılması yasaklanan şeylerdir. Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de, büyük günahlardan ve haramlardan sakınan kimselerin küçük günahlarını affedeceğini vaat etmekte ve Nisa suresi 31. ayet-i kerimesinde mealen; “Eğer siz, yasak edildiğiniz günahların büyüklerinden sakınırsanız, sizden diğer kabahatlerinizi örteriz ve sizi iyi bir gidişata sokarız.” buyurmaktadır. Yine Allahü teala, büyük günahlardan sakınan kimseleri Cennet'e sokacağına kefil olmakta ve Şûra suresi 37. ayet-i kerimesinde mealen; “O kimselerdir ki büyük günahlardan ve açık rezaletlerden kaçınırlar, öfkelendikleri zaman da, onlar kusur bağışlarlar.” buyurmaktadır.
Müslümanların kaçınması lazım olan büyük günahları araştırdığımızda, âlimlerin bu konuda ihtilaf ettiklerini görüyoruz. Bazı âlimler dediler ki: “Büyük günahlar yedidir.” Bu konuda, Resulullah Efendimizin şu hadis-i şerifini delil gösterdiler: “Helak edici şu yedi şeyden kaçınınız: Allahü tealaya ortak koşmaktan, sihirden, haklı durum hariç, Allahü tealanın haram kıldığı cana kıymaktan, faiz yemekten, yetim malı yemekten, savaş günü harpten kaçmaktan, namuslu Mümin hanımlara iftira etmekten.” Bu hadis-i şerifi, hadis imamları ittifakla bildirdiler. İbn-i Abbas; “Büyük günahların sayısı yetmişe ulaştı.” buyurdu. Yukardaki hadis-i şerif, büyük günahların sayısını sınırlamamaktadır. Bu hadis-i şerif; zina etmek, adam öldürmek, hırsızlık yapmak gibi büyük günahlardan birini işleyen kimsenin, ahirette azaba, gazab-ı İlahiye uğrayacağı hususuna delil olmaktadır. Yine bu hadis-i şerif, bu yedi büyük günahı işleyenlerin, Resul-i Ekrem'in diliyle lanete uğrayacaklarına delil olmaktadır.
Bazı büyük günahlar, diğerlerinden daha büyüktür. Görmüyor musunuz Resulullah Efendimiz, Allahü tealaya ortak koşmayı büyük günahlardan saymıştır. Allahü tealaya ortak koşan, ebedî olarak Cehennem'de kalacak, ebedî olarak bağışlanmayacaktır. Nisa suresi 116. ayet-i kerimesinde, Allahü teala mealen; “Şirki, yani küfrü, yani imanı bozuk olanı, asla affetmeyeceğim. Diğer bütün günahları istediğim kimselerden affederim.” buyuruyor. Büyük günahların ilki, Allahü tealaya şirk koşmak olup günahların en büyüğüdür. İki kısma ayrılır. Birincisi; Allahü tealaya ortak koşmak ve taşa, ağaca, Güneş'e, Ay'a, peygambere, yıldıza veya Allahü tealadan başka herhangi bir şeye tapmak ve ibadet etmektir. Bu, Allahü tealanın Nisa suresi 116. ayet-i kerimesinde zikrettiği en büyük şirktir.
Allahü teala, yine Maide suresinin 72. ayet-i kerimesinde mealen; “Meryem'in oğlu Mesih (İsa) muhakkak Allah'ın kendisidir diyenler, ant olsun kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Zira kim Allah'a şirk koşarsa ona Allah Cennet'ini haram etmiştir ve barınacağı yer de Cehennem'dir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” buyuruyor. Bu mevzuda ayet-i kerimeler çoktur. Kim Allahü tealaya şirk koşar, sonra müşrik olarak ölürse ebedî olarak Cehennem'de kalır. Allahü tealaya iman eden ve Mümin olarak vefat eden kimse, Cehennem'de azap görse bile, Cennet ehlidir. Resulullah Efendimiz, bir gün üç defa; “Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi?” buyurdu. Eshab-ı Kiram; “Evet bildir ya Resulallah!” dediler. Resul-i Ekrem; “Allahü tealaya şirktir, ana ve babaya ezadır.” buyurdu. Yine bir hadis-i şerifte, Resulullah buyurdu ki: “Helak edici şu yedi şeyden sakınınız.” Resul-i Ekrem, Allahü tealaya şirk koşmayı bu yedi şeyin başında saydı. Resul-i Ekrem, diğer bir hadis-i şerifte; “Kim dinini değiştirirse onu hemen öldürünüz.” buyurdu.
Şirkin ikincisi, amellerde olan riyadır. Allahü teala, Kehf suresinin 110. ayet-i kerimesinde mealen; “Onlara de ki; ben de ancak sizin gibi bir insanım. Ama bana Rabbimin tek bir ilah olduğu vahyolunmuştur. Rabbine kavuşmak isteyen bir kimse, ancak salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.” buyurdu. Yani, ameli ile kimseye gösteriş yapmasın demektir. Server-i âlem; “Küçük şirkten korununuz!” buyurunca, Eshab-ı Kiram; “Küçük şirk nedir?” diye sordular. “Riyadır.” buyurdu. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Kulların amellerinin karşılığını görecekleri günde Allahü teala buyurur ki: Dünyada amellerinizi kime göstermek için yaptınızsa onların yanına gidiniz. Bakın bakalım onların indinde amellerinize karşılık var mı?” Diğer bir hadis-i şerifte, Resul-i Ekrem buyurdu ki: “Allahü teala buyurur ki: Kim bir amel işler de onda bana başkasını ortak koşarsa ben ondan ve şirk koştuğu şeyden uzağım.” Yine bir hadis-i şerifte; “Kim işlediği bir hayrı, ikbal için halka duyurursa Allah onun gizli işlerini duyurur. Her kim de işlediği hayrı gösterirse Allahü teala da onun riyakârlığını teşhir eder.” buyuruldu. Başka bir hadis-i şerifte, Server-i âlem; “Çok oruç tutan vardır ki orucundan kendisine faydası, yalnız açlık ve susuzluk çekmesidir. Nice gece namazı kılanlar vardır ki gece namazının kendisine faydası, yalnız uykusuz kalmasıdır.” buyurdu. Yani namaz ve oruç, Allah rızası için olmazsa sevap verilmez.
Yine Fahr-i Âlem Efendimiz buyurdu ki: “Gösteriş ve şöhret için amel işleyen kimse, kesesini çakıl taşları ile dolduran bir kimse gibidir. Bu kimse, bunlarla bir şeyler satın almak için çarşıya gider. Satıcının önünde kese açıldığında bir de ne görsünler, çakıl taşları! Satıcı, bu çakıl taşlarını onun yüzüne çarpar. Bu kimsenin kesesinde, insanların kendisi hakkında söyledikleri sözlerden başka bir şey yoktur. Bu kese, bir şey kazandırmaz ve ona bir şey getirmez. İşte, riya ve şöhret için amel edenlerin durumu da böyledir. Onların böyle olan amellerinden kazançları, sadece insanların sözüdür. Ahirette böyle amellere sevap verilmez.” Allahü teala, Furkan suresinin 23. ayet-i kerimesinde mealen; “Kıyamet günü onların iyi işlerini, bizim için yapmadıklarından, kimler için yaptılar ise onlara doğru saçılan ince toz hâline getiririz.” buyuruyor.
Adî bin Hatem'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resul-i Ekrem; “Kıyamet günü bir cemaate, Cennet'e gitmeleri emredilir. Cemaat, Cennet'e yaklaşır. Nihayet Cennet'in kokusunu duyarlar. Cennet'in köşklerini ve Cennet ehli için hazırlanmış olan nimetleri görürler. Bu esnada; “Onları oradan geri döndürünüz. Zira onların Cennet'te nasipleri yoktur.” nidası gelir. Pişmanlıkla ve üzgün bir şekilde geri dönerler. Bunlar gibi hiç kimse geri çevrilmezler. Bunlar derler ki: “Ya Rabbî! Biz...