ZERRUK

Ebü'l-Abbas Şihabüddin Ahmed bin Ahmed bin Muhammed bin İsa el-Bernusî el-Haddarî el-Fậsî' Malikî fıkıh âlimi ve Mağrib evliyasının büyüklerinden.
A- A+

Malikî fıkıh âlimi ve Mağrib evliyasının büyüklerinden. İsmi Ebü'l-Abbas Şihabüddin Ahmed bin Ahmed bin Muhammed bin İsa el-Bernusî el-Haddarî el-Fậsî'dir. Mavi gözlü olduğu için Zerruk denilen dedesinin ünvanıyla tanınmıştır. Bernus (Beranis), Mağrib'in Fes şehri civarında yaşayan bir Berberî kabilesidir. Haddar, Tilivan yakınlarında babasının medfun bulunduğu bir vadinin adıdır. 22 Muharrem 846 (7 Haziran 1442) tarihinde Fes'in Bernus mıntıkasında dünyaya geldi. 899 (m. 1493) senesinde Misrata denilen yerde vefat etti.

Babası âlim değil, fakat takva sahibi ve muhterem bir zat idi. Ahmed Zerruk, doğumunun hemen ardından Cumartesi günü annesini, Çarşamba günü de babasını taundan kaybetti. Ahmed Zerruk'un müridleri, babasının kabri çevresine türbe ve külliye inşa ettiler. Babası, oğluna büyükannesini vasi tayin etmişti. Ümmü'l-Benin diye anılan bu Fatıma hanım saliha ve fakih bir hanım idi. Bir defasında rüyasında torununu deryaya gark olmuş tarzda gördü. Rüyasını tabir ettirdi. İlim deryasına gark olan bir çocuk veya torunu olacağı söylendi. Bir defasında da ninesine rüyasında yazılı altın bir levha verildi. Bu da ilim sahibi bir toruna sahip olacağı şeklinde tabir olundu. O günlerde annesi Zerruk'a hamile kaldı. Ahmed Zerruk daha iki yaşında iken büyükannesini hayrete düşüren manevî tecelliler cereyan etti. Bütün bunlar, büyükannesinin torununun tahsiline ayrı bir ehemmiyet vermesine sebep oldu. Namaza alışmasına gayret etti. Namazlarını vaktinde kıldığında çocuğa para verirdi. Ahmed iyi bir talebe idi. Nasihatları dinler, derslerini sıkı ezberlerdi. Bu arada bir kunduracının yanına çırak verildi. On yaşında Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Bu sene büyükannesini kaybetti. Akrabalarından birisi çocuğun bakımını üstlendi. Kısa bir zaman sonra elinin emeği ile geçinmeye başladı.

On altı yaşına geldiğinde kunduracılığı fazla devam ettiremeyeceğini anladı. Çünkü zamanın âlimlerinin derslerine merak sarmıştı. Fes bu bakımdan elverişli bir yerdi. Dini ilimlere dair eserleri bulup mütalaa etmeye koyuldu. Bu devirdeki kitap merakını kendisi şöyle anlatmaktadır: “Buluğa erdikten sonra altı yaşımdayken Ali es-Sitti ve Abdullah el-Fehhar'ın risalelerini okudum. Okuma faaliyetlerini sürdürüp araştırma, inceleme ve tahkik çabasına büründüm. El-Karavî, El-Mecasî ve Ez-Zerhunî gibi isimlerden ders aldım. Tasavvuf ve kelam ilimlerine ilgi duydum. Şeyh Abdurrahman el-Mecdulî'nin yanında ErRisaletü'l-Kudsiyye ve Akaidü't-Tusî'yi okudum. El-Kavrî'nin yanında Buharî dersleri aldım. Onun yanında Abdülhak es-Süğra'nın El-Ahkamü's-Süğra'sına dair fıkhi derinliklere vakıf oldum ve Tirmizî'nin Camiî'ni okudum. Burada ismini sayamayacağım kadar çok sayıdaki fakih ve sufiden faydalandım.”

Ahmed Zerruk, gençlik devresinde Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim, Camiu't-Tirmizî, Risaletü İbni Ebu Zeyd el-Kayrevanî, İmam Gazalî'nin Risaletü'l-Kudsiyye, Akaidü't-Tusî, Abdülhak el-İşbilî'nin El-Ahkamü's-Süğra, İbn-i Ataullah'ın Et-Tenvir fi İskati't-Tedbir adlı eserlerini mütalaa etti. Zamanının değerli âlimlerinden ders aldı. Fıkıhta Abdullah bin Muhammed elKavrî, tasavvufta Ez-Zeytunî bunların en önde gelenleridir. Zerruk, hayatının ilk devresinde fıkıh ilmini ön planda tutmuş; hayatının son devresinde ise tasavvufa ağırlık vermiştir. Ahmed Zerruk hazretlerinin Mescid'inin yeri. Buradaki mescit ve türbe Selefî-Vehhabîler tarafından yıkılmıştır. Ahmed Zerruk'un kabrinin yıkılmadan önceki hâli. Bu bakımdan İmam Gazalî'ye benzer. Zerruk'un diğer hocaları da şunlardır: Salih Abdullah bin Muhammed bin Kasım El-Kavrî, Ahmed bin Muhammed El-Feştalî, Ebu Muhammed Abdullah bin Muhammed bin Musa El-Abdusî, ninesiyle evlenmiş olan Beyda kadısı Ebü'l-Abbas Ahmed bin Acel El-Vizruvalî, Karaviyyin Camii hatibi Ebü'l-Abbas Ahmed bin Said El-Miknasî el-Fasî, Cami'ül-Endülüs hatibi Ebü'lHasan Ali bin Ahmed bin Abdirrahman El-Enfasî, İbn-i Emlal adıyla tanınan ve Karavî'den sonra fetva makamına getirilen Ebu Abdullah Muhammed, Annaniye imamı ve Karaviyyin Medresesinde müderris Ebu Ali Hasan bin Mendil El-Mağilî, Ebü'l-Abbas Ahmed bin Ali bin Salih, Zerruk'un teyzesinin zevci Ebu Abdullah El-Attar, Ebu Zekeriya Yahya, Ebu Abdullah Muhammed Süleyman el-Cezulî El-Hasenî, Ebu Abdullah Ahmed bin Abdullah Ez-Zeytunî, Fes Şazelî tekkesi şeyhi Abdullah Et-Tecibî, Ebu Sâlim İbrahim EtTazî, Muhammed bin Hasan Serrac, Muhammed bin Kasım Rasa', Ümmî Hani El-Abdusiyye, Ebu Abdullah Muhammed El-Mişdalî, Abdurrahman El-Mecdulî, Abdullah El-Fehhar, Abdurrahman ElMecasî, Ali es-Sitti, İsa El-Mevasî, Ebu Zekeriya. Zerruk, bu âlimlerden okudu.

Ahmed Zerruk hazretlerinin kabrinin Vehhabiler tarafından tahribinden sonraki hâli (sağda) ve kabrin bulunduğu odanın hali (solda). 870 (m. 1466) senesine kadar Abdullah Et-Tecibî tekkesine hizmet etti. Bu sene kırk beş günlüğüne Tlemsan ve Cezayir'e gitti. Burada bir çok büyük âlimin sohbetine iştirak etti. Bunlar: Ebu Zeyd Abdurrahman Salebî El-Cezairî, Salebî'nin talebesi İbn-i Abdullah Ez-Zevavî El-Cezairî, Ebu Abdullah Muhammed bin Abdülcelil Tunusî, Ebu Abdullah Muhammed bin Yusuf El-Hasenî Es-Senusî, Ebü'l-Abbas Ahmed bin Zikri Tlemsanî, Ebu Abdullah Muhammed bin Ebü'l-Fadl bin Sa'd et-Tlemsanî.

Zerruk, 873 (m. 1468) senesinde hacca gitmek üzere Mağrib'den ayrıldı. Bir sene Kahire'de kaldı. Ertesi sene haccını ifa ettikten sonra bir sene Medine-i Münevvere'de mücavir olarak bulundu. 887 (m. 1482) senesinde tekrar Kahire'ye uğrayıp bir sene kaldı. Kahire'de Camiü'l-Ezher'de ders halkalarına iştirak etti ve meşhur âlimlerden ders aldı. Bunlar: Muhammed Es-Sehavî, Ahmed EşŞevabitî, Şemseddin Cevcerî, Abdurrahman Kabbanî, Muhyiddin Dimeşkî, Muhammed Kuraşî, Ahmed bin Hacer, Abdullah bin Muhammed Muvakkit, Ahmed Eş-Şavî, Ebü'l-Mecd (İbn-i Ebü'l-Mecd), Nureddin Senhurî, Ebu İshak Tenuhî, Şihabeddin Ebşihî, İbrahim Demirî, Ahmed bin Ukbeti'l-Hadramî.

Zerruk'un hem Mağrib'de, hem de Kahire'de ders aldığı âlimler zülcenaheyn, yani hem fıkıh, hem de tasavvuf âlimi idi. Bu sebeple Ahmed Zerruk da her ikisini de ihmal etmemiştir. Bu bakımdan Mağrib'de şeriat ile tarikati birleştiren zat olarak tanınmıştır. Aslında bu ikisi birbirinden ayrı değildir. Ancak birini ihmal eden, diğerinden de mahrum kalır. Nitekim Merecü'l-Bahreyn adlı eserde, Ahmed Zerruk'dan alarak diyor ki, İmam Malik, “Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at sahibi olur. Her ikisini edinen, hakikate varır.” buyurdu.

Ahmed Zerruk hazretlerinin Kavaidü'tTasavvuf diye de bilinen Usulü'l-Kavaid fi'tTarikati's-Sufiyyeti adlı eserinin Mektebetü'rReşidiyye kütüphanesinde bulunan yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının ilk sayfası (solda). Zerruk ilk tasavvuf terbiyesini Fes'de Şazilî şeyhi Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah EzZeytunî'den aldı. Kendisine 870 (m. 1466) senesinde intisap etti. Bir müddet sonra bir imtihana düştü. Bunu şöyle anlatıyor: “Üstadım, bana bir sırrını söylemişti. Sonra beni bu sırrı ifşa ile itham etti. Kimselere söylememiştim ama ispat edemedim. Dünya bana dar geldi. Tlemsan'da Ebu Medyen hazretlerini ziyaret etmeye, Fes'i terk edip Tlemsan'a yerleşmeye karar verdim. Yolda çok sıkıntılar çektim. Ama o hazretin makamına varınca rahatladım. O makamda manevî hallere büründüm”.

Bu sıralar Fas'ta Merinî hanedanı hüküm sürüyordu. Sultan Abdülhak'tan memnun olmayanlar çoktu. 869 (m. 1465) senesinde Ebu Faris Viryakilî'nin fetvası ile sultan tahttan indirilmeye teşebbüs olundu. Viryakilî, fetvasına, Şeyh Zeytunî ve diğer Fes ulemasını da dahil etti. Zerruk, Müslüman kanı döküleceğinden korktuğu için bu hareketi doğru bulmadı. Hatta Ehl-i Sünnetin ulü'lemre isyan etmeme prensibine aykırı davrandığı gerekçesiyle Viryakilî'nin arkasında namaz kılmamaya başladı. Bu sefer hocasıyla da arasına mesafe girdi. Sonra yukarıda zikredilen imtihan cereyan etti. Tlemsan'dan Mağrib'e döndüğünde hocası ile aradaki soğukluğu giderdi. Nitekim Zerruk, üstadını yedi abdalın başı saymaktadır.

Zerruk, Tlemsan dönüşü üç sene Fes'te kaldı. Sonra Şark seyahatine çıktı. Hac dönüşü 876 (m. 1471) senesinde Kahire'de Ahmed bin Ukbe Hadramî ile karşılaştı. Zerruk'un, ender makamlara sahip ve en güzel ahlakla müzeyyen biri olarak tanıttığı Hadramî, Kahire'de pek rağbet görmemekte idi. Ancak Mağribli iki müridi şeyhin ümitlerini alevlendirdi: Bunlar, Ahmed Zerruk ve Muhammed Hassasî idi. Zerruk, sekiz ay şeyhi ile beraber kaldı. Onun en samimi müridi oldu. Öyle ki hocası kendisine danışmadan hiçbir şey yapmazdı. Zerruk, 877 (m. 1472) senesinde Mağrib'e dönmeye karar verdi. Bir sene kadar Trablusgarb'da kaldı. Burada Halvelu adıyla tanınan Malikî Kadısı Ebü'l-Abbas Ahmed bin Abdirrahman el-Yezliti el-Karavi ve Ebu Ahmed bin Yunus elKostantınî'den ders aldı. Sonra 878 (m. 1473) senesinde Tunus ve Bicậye'ye gitti. Tunus'ta Ebu Abdullah Muhammed bin Kasım er-Rassa'dan, Bicaye'de Ebü'l-Hasan Kalsadî'den ders aldı. Yedi sene sonra Fes'e döndü. Fes'te dört sene kaldı. Ancak bir takım yanlış anlamalar neticesinde ulemanın menfi reaksiyonu yüzünden burayı terk etmeye mecbur oldu.

Huzur içinde yaşayacağı bir yer aradı. Bicaye'yi düşündü. Buradan 884 (m. 1479) senesinde Kahire'deki üstadı Hadramî'den sert ve ikazlarla dolu bir mektup aldı. Hocası Fes'teki hadiseleri işitmişti. Bunun üzerine Zerruk 884 (m. 1479) senesinde Kahire'ye gitti. Yedi ay kadar şeyhi ile kaldı. Burada Sehavî ve Şeyhu'd-Deymî'den ilim icazeti aldı. İkinci defa olarak hacca gitti. Sonra yine Kahire'ye döndü. Burada çok meşhur oldu. İlim meclisi talebelerle dolup taştı. Bunun üzerine tekrar Mağrib'e dönmek üzere 886 (m. 1481) senesinde Kahire'den ayrıldı. Ayrılırken şeyhi kendisine şöyle nasihat etti: “İnsanlar arasında isimsiz bir kahraman gibi yaşa. Haline şükret ki dinin ve dünyan selamete ersin. Halkın rağbetine düşkün olanlar, dinini kurtaramaz, hareketlilik ve sükunet arasında gidip gelirler.”

Zerruk, aradığı huzur ve sükunu Trablusgarb şehirlerinden Mısrata'da bulup 886 (m. 1481) senesinde buraya yerleşti. Burası ticaret yolu üzerinde, ancak sade ve sakin bir bedevi şehri idi. Temiz ve dindar bir halkı vardı. Mısrata bugün Trablusgarb ve Bingazi'den sonra Libya'nın en büyük üçüncü şehridir. Zerruk burada evlendi. Ebü'l-Feth Ahmed ve Ebül'-Fadl Ahmed adında iki oğlu, Ayşe adında bir kızı oldu. Mağrib'de evlendiği zevcesi Fatıma ez-Zelaiyye'den Ahmedü'l-Kebir ve Ahmedü's-Sagir adında iki oğlu dünyaya gelmişti. Zerruk, Mısrata'da ilim ve irşat faaliyetinde bulundu. Evinin yanındaki mescidde ders verirdi. Çok sayıda talebe ilim halkasında toplandı. Bunlardan bir kısmı kendisinden tasavvuf terbiyesi aldı. Talebe ve müridlerinin önde gelenleri şunlardır:

1- Abdullah el-Mağravî, Zerruk'un Mağrib halifesi idi. 2- Ebu Ali Mansur bin Ahmed el-Becaî: Şeyhi ile Bicaye'de tanışmış; vefatına kadar da yanından ayrılmayarak vefatından sonra şeyhinin yanına defnolunmuştur. 3- Abdurrahman Fasî. 4- Abdülvehhab Zekkak. 5- Zerruku's-Sağir adıyla tanınan Tahir bin Ziyad Ez-Zevavî. 6- Muhammed Ebü'l-Fadl Harufü'l-Ensarî Tunusî. 7- Ebu Abdullah Muhammed bin Ebu Cum'ati'l-Hebtî. 8- Abdülvahid Venşerisî. 9- El-Harubî Cezairî. 10- Ebu Muhammed Abdurrahman Kantarî Süfyanî Fasî. 11- Ahmed Mencur. 12- Es-Seninî. 13- Ebü'l-Abbas Kastallanî. 14- Şemseddin Muhammed bin Hasan Lekanî. Zerruk ile Kahire'de tanışıp, Misrậta'ya giderek intisap etmiştir. Vefatına kadar şeyhinden ayrılmamış; vefatından sonra da medrese ve tekke faaliyetini devam ettirmiştir. 15- Nasıruddin Hasan Lekanî. 16- Ebu Muhammed Ali Harubî Trablusî. 17- Ebu Abdullah Muhammed Harubî. 18- Muhammed bin Abdurrahman Hattab Er-Ruaynî. 19- Ebü'l-Berekat b. Muhammed Hattab Ruaynî. 20- Ebü'l-Abbas Ahmed bin Yusuf Raşidî. 21- Ebü'l-Hasan Bekrî El-Mısrî. Zerruk ile ikinci haccında tanışmıştır. Zerruk'un talebelerinin en meşhurlarından ve Mısır'da Zerrukıyye'nin kollarından biri olan Bekriyye tarikatının kurucusudur. 22- Ebü's-Seadat Muhammed bin Ebü'l-Kasım Ahmed Mekkî. 23- Ahmed Eş-Şernubî. 24- Abdülkerim Bermunî.

Ahmed Zerruk'un yazdığı Şerhu Hizbi'l-Bahr'ın yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi HAP Kısmı No: 131/1'de kayıtlıdır. Zerruk, Misrậta'da dört sene yaşadı. 18 Safer 899 (m. 1493) tarihinde halvette iken vefat etti. Vefatında elli dört yaşında idi. Kabri ders verdiği caminin yanındadır. Bu cami zamanla harap olmuşsa da 1970 senesinde Libya hükumeti enkazı üzerine küçük bir mescid bina etmiştir. Kabri de buradadır. Bugün de ziyaretgahtır.

Eserleri:

1- Usulü'l-Kavaid fi't-Tarikati's-Sufiyyeti. Eser Kavaidü't-Tasavvuf diye de bilinir. Zerruk'un en meşhur eseridir. Tasavvuf usulünden bahsedilmektedir. 14 bab 217 kaideden oluşmaktadır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Kısmı No: 16248'de kayıtlıdır. Eser 1318'de Mısır'da basılmıştır. 2- Ahkamü'l-Hac, 3. İanetü'l-müteveccihi'lMiskin ila tariki'l-fethi ve't-temkin, 4- Usulü't-Tarika: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi İzmirli İsmail Hakkı Kısmında vardır. 5- Usulü't-Tarika ve üsüsü'l-hakika, 6- El-Usulü'l-bediatü ve'l-cevamiu'r-rafiatü, 7- El-Üns fî Şerhi Uyubi'n-Nefs, 8- Te'sisü'l-Kavaid, 9- Ta'lik ale'l-Buharî, 10- Tefsiru'l-Kur'ani'l-Kerim. 11- Tuhfetü'l-Mürid, 12- Takyid fî Hasaisi Esmaillahi'l-Hüsna: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Carullah Kısmı'nda vardır. 13- Er-Rıhle, 14- Ravzatü'l-Ezhar, 15- Şerhu'l-Gafikıyye, 16- Şerhu'l-Fatiha, 17- Şerhu'l-Hakimi't Tirmizî, 18- Şerhu Hızbi'l-Berr, 19- Şerhu Hizbi'l-Bahr, 20- Şerhu'l-Hakaiki ve'd-Dekaik. 21- Şerhu'l-İrşad, 22- Şerhu'l-Kasideti'd-Dimyatiyye, 23- Şerhu Akideti'l-Gazalî, 24- Şerhu Delaili'l-Hayrat, 25- Şerhu'l-Mebahisi'l-Asliyye, 26- Şerhu'ş-Şerişiyye, 27- Şerhu Kavaidi Iyaz, 28- Şerhu'l-Hikemi'l-Ataiyye: İbn-i Ataullah İskenderanî'nin eserini bablara ayırarak şerh etmiştir. En mühim eserlerinden birisi budur. Süleymaniye Kütüphanesi Şazeli Tekkesi Kısmında bir nüshası vardır. 29- Uddetü'l-Müridi's-Sadık: Bu eseri 1998'de Muhammediyye'de basılmıştır. 30- Teysiru'l-Meram fî Şerhi Umdeti'l-Ahkam. 31- Takyidün fî Havassi'ş-Şeyh ed-Dimyatî, 32- Ta'lik ala Tariki't-Tasavvuf, 33- El-Hafiza, 34- Haşiyetü ala Müslim, 35- Dua, 36- Risaletün fî Tahdidi Mustalahi'l-Hadis. 37- Risaletün fi'r-Reddi ala Ehli'l-Bid'e, 38- Risale, 39- Er-Resailü'l-Mısraıyye, 40- Risaletün fî Ahvali't-Tasavvuf, 41- Risaletün fi Ahvali'z-Zaman, 42- Risaletün fi'l-Vaaz. 43- Fusul Mücmele. 44- El-Mukaddimetü'l-Kurtubiyye. 45- Vasiyyet. 46- Şerhu Risaleti İbni Zeyd Kayrevanî. 47- Şerhu'l-Mukaddimeti-l Vaylisiyye.

Zerruk, bulunduğu mıntıkada Şazilî tarikatine göre tasavvuf hizmetinde bulunmuştur. Ayrı bir tekkesi bulunmamakta; ders verdiği ve vakit namazlarını kıldığı mescidde aynı zamanda irşat faaliyetlerini yürütürdü. Caminin bir köşesinde kendisine mahsus bir hücresi vardı. Kitapları, yazı takımı burada idi. Halvete de burada girerdi. Kabrini ziyarete gelen herkesde burada teberrüken namaz kılardı. Halifesi Ahmed Abdürrahim Mısrata'ya yerleştiği zaman; “Buraya bir zaviye kursak da vakıflar tahsis etsek olmaz mı?” diye sorduğunda, “Ahmed! Meskende dinlenecek kadar vaktimiz yok. Toprağın altında bir yerde karar kılarız.” cevabını vermişti.

Ahmed Zerruk hazretlerinin Takyid fî Hasaisi Esmaillahi'l-Hüsna adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi HAP Kısmı No: 120/5'de kayıtlıdır.

Zerruk'un evi Huveyra köyüne yakın bir tepede idi. Bunu muhiblerinden birisi kendisine hediye etmişti. Zerruk vefat ettikten yirmi sene sonra talebeleri Mısrata zaviyesini inşa ettiler. Tekkenin müridleri artınca Ahmed Abdürrahim bir cami, sonra da Sidi Ahmed Zerruk Zaviyesi'ni inşa ettirdi. Çok itibar kazanan bu tekkeyi hükumet vergiden muaf tuttu. Ahmed Zerruk'a intisap eden kabilesi Bernus'un yaşadığı yerde de halifelerinden birisi Tilivan Zaviyesi'ni inşa ettirdi. Cezayir civarındaki Evlad-ı Tarif Zaviyesi de Ahmed Zerruk hazretlerinin bağlılarının yaptırdığı bir tekkedir. Oğlu Ahmedü'l-Kebir'in veya Zerruk'un iki talebesi Tahir bin Zeyyan El-Kostantınî ve Ebu Faris Abdülaziz El-Kostantınî tarafından kurulduğu rivayet edilir. Zerrukıye tarikati batı ve kuzey Afrika'da çok yayıldı. Ahmed bin Abdüssaduk'a nisbet edilen Sadukıyye Zaviyesi, Şeyh Ebü'l-Kasım El-Gazî'ye nisbet edilen Gaziyye Zaviyesi, Şeyh Muhammed bin Nasır Ed-Der'î'ye nisbet edilen Nasıriyye Zaviyesi hep Zerrukıyye'den çıkmış tarikat kollarının zaviyeleridir. Ahmed Zerruk'un yazdığı Fusul Mücmele adlı eserinin yazma nüshasının ilk sayfası. Eser Tokyo Üniversitesi Şark Yazmaları Enstitüsü Kütüphanesi No: 1535'de kayıtlıdır. Ahmed Zerruk'un yazdığı Şerhu'l-Hikemi'l-Ataiyye adlı eserin Köprülü Kütüphanesi No: 734'de kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası.

İmam-ı Şa'ranî, Zerrukiye'ye mensup idi. Zerruk'a Mekke-i Mükerreme'de intisap eden talebesi Ebü'l-Hasan Bekrî'nin tesis ettiği Bekriyye kolu, sonraki devirlerde Fransız işgaline karşı mukavemette mühim bir rol oynamıştır. Zerrukıye'ye dayanan bir başka kol da Medeniyye tarikatidir. Muhammed bin Hasan Zafir El-Medenî tarafından kurulan bu tarikat kolu çok meşhurdur. Muhammed Zafir, Fes'in şimalinde El-Arabî Ed-Darkavî'ye intisap edip sonra Medine-i Münevvere'ye dönmüştü. Şeyhi Darkavî vefat edince, onun yerine geçip Misrậta'da yaşadı. Burada vefat etti. Yerine oğlu ve halifesi Muhammed Zafir geçip, Kuzey Afrika, Hicaz ve Anadolu'ya talebelerini göndererek tarikatin çok yayılmasını temin etti. Sultan İkinci Abdülhamid'in de şeyhidir. Tunus'un Binzart şehrinde dünyaya gelen ve Mısrata'da Şeyh Medenî'ye intisap eden Nureddin Yeşrutî'nin kurduğu Yeşrutiyye kolu da Zerrukıye'den çıkmıştır. Ahmed Zerruk diyor ki, Ebül'Abbas-ı Hadramî hazretleri bana sordu ki, “Diri olan veli mi, yoksa ölü olan mı daha çok yardım eder?” “Herkes, diri olan diyor. Ben ise, ölü olan daha çok yardım eder diyorum” dedim. “Doğru söylûyorsun. Çünki, diri iken, kullar arasındadır. Öldükden sonra ise, Hakkın huzurundadır:” buyurdu.

Ahmed Zerruk'un yazdığı Uddetü'l-Müridi's-Sadık adlı eserin Melik Suud Üniversitesi Kütüphanesi 1096 numarada kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (sağda), aynı mecmuadaki Tuhfetü'lmürid adlı eserin ilk iki sayfası (solda).

Ahmed Zerruk buyuruyor ki:

“Vecd ve hal sahipleri, şuurlarını kaybederlerse, sözlerinde ve işlerinde mazur olurlar. Sima' esnasında raks etmek, bağırmak da böyledir. Deli gibidirler. Fakat, bu tasavvuf sarhoşluğu kendiliğinden olmayıp, akılları başlarında ise, şuurları var ise, mazur olmazlar. Günaha girerler. Şuursuz oldukları zaman, ibadetleri kaçırmaları günah olmaz ise de, akılları başlarına gelince, kaçırdıkları ibadetleri hemen kaza etmeleri lazımdır. Çünki, bu şuursuzluğa kendileri sebep olmuştur. Böyle tasavvuf sarhoşlarının, şeriate uymayan sözlerine ve işlerine, başkalarının uymaları caiz değildir. Kendileri günaha girmezlerse de, bunlara uyanlar, günaha girerler.“

Masum olmak, kusursuz olmak, Peygamberlere mahsustur. Velinin masum olması şart değildir. Israr ve devam olmadan, büyük günah işlemek, vilayeti bozmaz. Veli, günahından vazgeçer ve tevbe eder. Günah işlemek, insanı helak etmez. Günaha devam etmek, tevbeyi terk etmek, helak eder. Adem aleyhisselamın zellesi ile, İblisin ısyanı, bundan dolayı farklı oldular.”

Ahmed Zerruk hazretleri, hayatı boyunca, takva, sünnete ittiba, mahlukata bel bağlamama, münazaradan kaçınma, Allahü tealada hoşnut ve razı olup O'na yönelmeyi şiar edinmiştir. Müntesiplerinden de tarikatının esasları çerçevesinde konuşmalarını istemiştir. Tarikatının esaslarını; gizli ve açık her halde takvayı şiar edinmek, söz ve fiillerinde sünnete uymak, halkın medh ve zemmine itibar etmemek, Allahü tealanın verdiklerinden az da olsa çok da olsa razı olmak, darlık zamanında da bolluk zamanında da Allah'a yönelmek şeklinde saymaktadır. Sünnete yapışmak, güzel ahlak sahibi olmak ve sünnetlerin gereğini yerine getirmekle; yaratılmışlara itibar etmemek tevekkülle; Allahü tealadan razı olmak, kanaat ve gayret ehli olmakla; Allah'a dönüş, darlık ve bolluk zamanında O'na sığınmak, şükretmek ve cehdetmek suretiyle hậsıl olur. Himmetini yüce tutan kişinin mertebesi yüksek olur. Allah'ın hukukuna riayet edenin namus ve şerefini de Allahü teala muhafaza eder. Güzel bir şekilde hizmet eden kişide kerậmetler husule gelir. Niyetinde karar kılanın hidayeti daim olur. Nimeti üstün tutanın Hak nazarında şükrü yerine gelmiş olur. Allah'ın nimetlerine şükredene Allah da nimetlerini artırır.

Ahmed Zerruk, iyiliği ikame etmek için ilmi talep etmeyi, teberrükte bulunabilmek için meşayıh ve ihvanın sohbetine katılmayı, manevî himaye altına girebilmek için ruhsatları ve te'vili terk etmeyi, manevî huzura erebilmek için evrậd ve evkata riayet etmeyi, heva ve heveslerden kurtulmak için her hususta nefsi itham etmeyi sevenlerine tavsiye ederdi. Kendisine intisap eden müritlerinden az yemek suretiyle midelerini hafif tutmalarını, karşılaştıkları her sıkıntıda Allah'a sığınmalarını, korktuklarından emin olmak için her durumda salavật getirip istiğfarda bulunmalarını ve sohbeti şiar edinmelerini istemiştir.

Devrinin tasavvuf ehlinden gözüken bazılarının yanlış hareketlerine de dikkat çekerdi. Kimi derviş zümrelerin ilmi bırakıp cehalete maruz kaldıklarını, gürültü ve şamataya kapıldıklarını, tasavvufu hafife aldıklarını, tarikat ve cemaatleri ile avunduklarını, gereğini yerine getirmeden fütuhat beklentisine koyulduklarını, sünneti bırakıp bid'ate yöneldiklerini, Hak ehline değil, batıl zümrelere uyduklarını, her işte heva ve heveslerine göre hareket ettiklerini, hakikatleri bırakıp genişlik ve rahat bir yaşam sevdasına düştüklerini, davalarına sadık kalmadıklarını söylerdi. İbadetlere vesvesenin karışması, tasavvufun merasime dönüştürülmesi, her defasında toplantı düzenlenmesi, itibar görmek istenmesi, tarikat erbabının halleri ve menkıbeleri ile avunulması tasavvuf zümrelerinin hastalıklarındandır, derdi. Çünkü vesvese, bidattir ve aslı sünneti bilmemek ve aklın zayıflığıdır. Tövbe, mahluklardan medet ummamak ve Hakk'a yönelmekti. Bid'atçilere kulak vermek, din ve dünya için bir zulmet ve utanç halidir. Halkın seçkinleri ve manevî mertebesi yüksek kişilerle beraber olmak, en uygun harekettir, buyururdu. Vücudunun azaları ile Allah'a isyan eden, Allah'a zoraki itaat eden, Allah'ın kullarının elindekine tamah eden, Allah dostları hakkında katı tutum sergileyen, Müslümanlara hürmet ve saygı göstermeyen kişi, Allahü teala ile hususi hali olduğunu iddia etse de iddiasında yalancıdır, derdi.

Sekizinci Hicrî asrın sonunda Endülüs sufileri ile fukarası arasında bir münazara meydana gelmişti. Bunun aslı, “Mürşid edinmek gerekli midir, değil midir? Rüsum ehli olmak ve tasavvuf kitaplarını okumak hakikatin telakkisi için yeterli olabilir mi?” çerçevesinde cereyan ediyordu. Ahmed Zerruk hazretleri bu münazara meyanında müstakil bir eser kaleme alan İbn-i Haldun ve İbn-i Ubbad Rundî başta olmak üzere Mağrib ulemasından bazılarının bu fikirlerine gereken cevabı vermişti. Müridle şeyh arasındaki kurulması gereken münasebetin ruhanî beraberlik olduğuna dikkat çekmiş; “Aralarındaki yakınlık o kadar hakikîdir ki, herhangi bir tenkide mahal bırakmaz ve vazgeçiş bahis mevzuu olmaz. Şeyhe hürmet ve onu tebcil etmek, süluk esnasında kendisinden gereğince faydalanmak, müridin yükselmesi için çok mühimdir.” buyurmuştur.

Ahmed Zerruk hazretleri buyuruyor ki: Hak tealayı tanımak için O'nu zatı ile değil esma ve sıfatları ile tefekkür etmek gerekir. Esma-i hüsna tevkifidir (yani ancak şeraitin bildirmesiyle bilinebilir). Namazda ya da duada manaları dışında kullanılmaz. Tasavvutta yetişmek zordur. Bu zorlukları aşarken mürid nefsinden emin değildir. İşte bu noktada sünnete uyan ve marifet sahibi bir şeyhin terbiyesine ihtiyaç vardır. Mürid onu örnek almalıdır. Karşılaşılan ve arzu edilen hususlarda ona müracaat edilir. Nefsin Kur'an-ı Kerim ahlakı ile ahlaklanması, ancak düzgün tavrı ile örnek olan nasihat ehli bir şeyh ve salih bir kardeşle mümkündür.

Ahmed Zerruk'un Şerhu Risaleti İbni Zeyd Kayrevanî adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Şerhu'l-Mukaddimeti'lVaglisiyye adlı eserinin yazma nüshasının ilk sayfası (solda). Eser Ezher Kütüphanesi No: 95246'da kayıtlıdır. Ahmed Zerruk'un El-Mukaddimetü'l-Kurtubiyye adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının ilk sayfası (solda). Yazma nüsha Melik Suud Üniversitesi Kütüphanesi No: 5188'de kayıtlıdır. Şeyh, devadan ümidi kesen, dermansız derde duçar olan ve çareler arayışında bulunan hastaların defalarca kapısını çaldığı doktora benzer. Devamlı şeyhin huzuruna varmak, dergahına yüz sürmek ve kendisi ile irtibat içinde olmak suretiyle hastalıkların tedavisi sağlanır. Çaresiz kalan hastanın mahir doktora güvenmesi ve kendisini ona teslim etmesi gibi müridin de onulmaz dertlerinin dermanı için şeyhine teslim olması, kendine ona vermesi, irşadına güvenmesi ve tavsiyelerine kulak vermesi gerekir.

Hazreti Peygamber, eshabını her zaman terbiye ederdi. Abdullah bin Amr hazretlerine sürekli oruç tutmayı yasaklamış, Ebu Hüreyre hazretlerine ihtiyacı kadar uyumasını tavsiye etmiş, Ebu Bekir hazretlerine namazda sesini yükseltmesini, Ömer hazretlerine ise sesini kısmasını emretmiş, Huzeyfe hazretlerine sırrını açmıştır. Ahmed Zerruk'un Vasiyyet'inin ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi HAP Kısmı No: 131/2'de kayıtlıdır.

Hicrî üçüncü asrın sonuna kadar marifetin kemali, tehzib ve tasfiyenin husulü için sohbet ve mülakat kafi idi. Ancak daha sonra kalblerin zulmete bürünüp katılaştığı bir devir geldi. Bunu gidermek için ıslah yolları ihdas edildi. Bu devirde artık himmet ve hâlin sadece adı kaldı. Herhangi bir ilave ve çıkarımda bulunmadan Kur'an ve sünnete uymak gerekmektedir. Kendisini gereğince terbiye edecek ve tarikat esaslarını öğretecek bir şeyhe bağlanmayan kişiler yanlış yoldadır. Bayezıd-i Bistamî, “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Ve Ebu Ali ed-Dekkak; “Yetiştireni ve dikeni olmadan kendi kendine yetişen ağaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Tedrici bir surette tarikatın adabını öğretecek bir üstada sahip olmayan müridin hâli de böyledir. O heva ve hevesine tapar, kurtuluş yolu da bulamaz.” buyurmuştur. O halde sünnete uymayı salık veren ve irfan sahibi olan bir şeyhe uymak esastır. Böylesi bir şeyhe tabi olunursa, fayda görülür ve murada erişilir.

Şeyhler üç kısımdır: Tâlim şeyhi, terbiye şeyhi, hırka şeyhi. Her birinin şartları vardır. Her türlü günah, şehvet ve gafletin aslı nefisten razı olmaktır. Her türlü taat, iffet ve yakazanın aslı da nefisten razı olmamaktır. Nefisten razı olmanın üç alameti vardır: İnsanın kendi nefsini görmesi, nefsine şefkat duyması ve nefsinin kusurlarını tevil yoluyla güzel görmeye çalışmasıdır. Kişinin nefsinden hoşnut olmayışının alametleri de şunlardır: Nefsini itham etmesi, nefsinin afetlerinden sakınması ve onun her dönemde bir kötülüğü şiar edindiğini bilmesidir. Her türlü şer ve ayıbın kaynağı nefistir. Sufî olmasa da her insanın nefsinin kusurlarını bilmesi, onun aldatma ve hilesinden emin olana kadar nefsine karşı mesafe koyması gerekir. O zaman kişi iç dünyasını tasfiye etmiş ve Rabbini tanımış olur. Gereğince düşünüldüğünde ve süluk terbiyesi alıp işin aslı idrak edildiğinde nefsin iki yüzden fazla ayıbı bulunmaktadır. Sufîlerin nefsin ayıplarına dair hususî ilimleri vardır. Nefsin kötü huylarını öğrenmeye itina ederler. Nefislerini tedavi ve terbiye ederler. Nefsanî kötülüklerin gözden kaçan gizli hâllerini ve püf noktalarını tanırlar.

Nefs-i mutmaine, kendisi ile hidayet bulunan bir nurdur. Nefs-i levvame ise bu nurun kendisinde bulunmadığı nefistir. Bir hatadan diğerine sürüklenir. Nefs-i emmarenin ise ne vefası ne de ahdi olur. Hak ve hakikat kendisine siklet oluşturur. Devamlı boş işlere meyleder. Sürekli aykırı hareket etmeye çaba sarfeder. Tarikata yeni intisap etmiş mübtedi müritler için sohbetî zaruri görür. Zira müridin sohbete devam etmesi tarikat adabındandır. Müridler, kendilerini beğenen ve kendilerinin övülmesinden hoşlanan karilerle, cahil sufîlerle ve gafil zorbalarla beraber olmamalıdır. Salikin dostlarını iyi seçmesi, zarafet ehli ve pişmanlık duymayacağı kişilerle dost olmasını lazımdır. Sufîler arasında sohbet yolu ile uzlet yolunu tercih etme konusunda farklılıklar vardır. Ama sohbeti uzlete tercih edilir. Zira dosttan mahrumiyet, salikin buhran ve vahşete duçar olmasına yol açar. Beklentilerini gerçekleştiremez ve hedeflediği yola koyulmaz. Arkadaşlık şu üç hususiyetin gerçekleşmesi için arzulanır: Nasihat, şefkat ve yardımlaşma. Kendini beğenmeyen bir cahille beraber olmak, nefsine bende olan âlimle dostluktan daha hayırlıdır. Çünkü nefsinden razı olmayan kişi cahil de olsa üç hususiyeti uhdesinde toplamıştır: Nefsinin şerrinden kendini kurtarmak, Allah'ın kullarına karşı alçakgönüllü olmak, samimi olarak Hakk'ı talep etmek. Bu hususiyetlere sahip bir kişi ile sohbet etmenin üç kazancı vardır: Kişi dostunun dini üzerine olduğu için dostundaki güzellikleri edinmiş olur, yakın ilişkilerde ten birlikteliği ile gönül beraberliği sağlanmış olur, sorumluluk bilincinin gerçekleşmesi ile dünyevî ve dinî selamet gerçekleşir.

Nefsinden hoşnut olan kişinin üç hastalığı vardır: Kibir, haddini bilmezlik, baş olma sevdası. Böylesi bir kişi ile beraber olmanın üç felaketi vardır: Kendisine kul köle ettirmesi, sıkıntı ve yük olması, sonu olmayan ve hayır getirmeyen münasebet. Hâli ile sana eziyet eden ve sözleri ile seni Allah yoluna sevk etmeyen kişi ile sohbet etme! Sohbete layık olmayan kişinin vasıflarını şunlardır: Hâli ile sana eziyet eden ve sözleri ile de seni Hak'tan alıkoyan kişi, hakikatlere ulaşamamış, başkasına el açmaktan ve yaratılmışlara yük olmaktan kurtulamamıştır. O kendi nefsinden hoşnut bir tip olarak daima hemcinslerinden kendini üstün görmeye çalışmış, bilgi ve davranışları ile caka satmaya, tasdik veya reddiyeleri ile kendini övmeye kalkışmıştır. Ebü'l-Hasan eş-Şazilî de bu gerçeği ifade sadedinde şöyle demektedir: 'Kendini sana kabullendirmek isteyen kişi ile dost olma. Çünkü o kınanmış kişidir. Sana nefsi için ilgi gösteren kişi ile de dost olma. Zira onun dostluğu devamlı değildir. Allah'ı zikredip O'nunla zenginlik kazanan kişi ile dost ol. Onun zikri kalbinin nuru, müşahedesi gayb aleminin anahtarlarıdır.' Arif bir şeyhin sohbetinde bulunmak, kişinin havatırını, şüphelerini ve vehimlerini ortadan kaldırır.

 Ahmed Zerruk'un yazdığı Şerhu'l Kasideti'd Dimyatiyye adlı eserin Köprülü Kütüphanesi HAP Kısmı No: 128/3'de kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası