Bakan Çiftçi hayatındaki kırılma noktasını ve en büyük pişmanlığını anlattı: “Hayatımın yönü de akışı da değişti”
Batman ziyareti dönüşünde konuşan İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi, meslek hayatını değiştiren tecrübelerini anlatırken babasına duyduğu özlemi ve içinde kalan bir pişmanlığını da paylaştı. “Babama hayattayken sevdiğimi hiç söyleyemedim” diyen Çiftçi, gençlere anne ve babalarına sevgilerini göstermeleri, onlara sarılmaları tavsiyesinde bulundu: “Gençler bazı şeyleri yarına bırakmasınlar, belki yarın hiç gelmeyebilir.”
İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi, İhlas Holding Dijital Varlıklar Genel Müdürü Volkan Ormanlı’ya meslek hayatındaki dönüm noktalarını ve keşkelerini anlattı. Hayata bakışını değiştiren tecrübelerini paylaşan Çiftçi, babasına ilişkin içinde kalan duygularını dile getirirken gençlere ve kamu görevlilerine de tavsiyelerde bulundu.
“SORUMLULUĞUN AĞIRLIĞINI DERİN BİR ŞEKİLDE HİSSEDİYORUM”
◼️ Görev size tebliğ edildiğinde Erzurum’dan tarifeli uçakla Ankara’ya gittiniz. O an uçağa binerken aklınızdan ne geçiyordu?
Her görev değişiminde şöyle bir duyguya kapıldım; Mesela ilk kaymakam olduğumda omuzlarıma yüklenen bir sorumluluğu hissettim. Hatta bir ara kaymakamlığı bırakıp mülkiye müfettişi olmayı düşündüm, babam ona rıza göstermedi. Ardından kaymakamlıktan sonra vali oldum, sorumluluğum daha da arttı. Çünkü artık bir ilin mülki amiri oldum. İlçe ölçeğinden il ölçeğine geçmiş olduk. Bakanlıkla beraber ölçek daha da büyüdü, yani bütün Türkiye sathına yayıldı. O sorumluluğun daha da arttığını, omuzlarıma daha büyük bir sorumluluğun yüklendediğini öğrendim. Ben mesleğe kaymakam olarak başladığım ilk gündeki kişi olarak neysem bugün de aynıyım. Yani benim çizgimde herhangi bir değişiklik yok, herhangi bir farklılık yok. Tevazumdan herhangi bir şey kaybettiğimi düşünmüyorum ama omuzlarımdaki sorumluluğun ağırlığını bugün çok daha fazla hissediyorum. Mesela bir ara kaymakamlığı bırakıp Personel Daire Başkanı olduğumda, o gün kuş gibi hafiflediğimi hissetmiştim. Çünkü omuzlarımdaki bir yük kalkmıştı. Bakanlık merkeze atandım, Daire Başkanıyım; benim üstümde Genel Müdür Yardımcısı var, Genel Müdür var, o zamanlar Müsteşar Yardımcısı var, Müsteşar var, Bakan var... Bana gelinceye kadar sorumluluk dağılıyordu. Ama şu anda ben Bakanlığın, yani özellikle güvenlikten sorumlu birinci sorumlu kişisiyim. Sorumluluğu dağıtabileceğim bu manada kimse yok.
İSMAİL KAHRAMAN’IN YANINDA HAYATA BAKIŞI DEĞİŞTİ
◼️ Çok uzun yıllar mülki idarede çalışmış biri olarak hayatınızda sizi tamamen değiştiren bir kırılma noktası oldu mu?
15 sene kaymakamlık yaptım Türkiye'nin değişik yerlerinde. Sonra Personel Daire Başkanı oldum. Ardından da İsmail Kahraman Başkanımın Özel Kalem Müdürlüğüne geldim. Personel Daire Başkanlığından Meclise geçtim. O anda hayatımın yönü de akışı da değişti. Çünkü önceden sadece bir bürokrattım, sadece beni bağlayan mevzuat vardı, mevzuata göre hareket ediyordum. Artık siyaset kurumuyla da tanışmış oldum Mecliste görev yapmamla beraber. İsmail Kahraman Başkanım da 60 yılını siyasette geçirmiş bir devlet ve millet adamıydı. Ondan çok etkilendim, yani onun uygulamalarından çok etkilendim.
Mesela örnek vereyim: İsmail Kahraman Başkanım sabah Meclise makamına geldiği zaman arabadan indiğinde bize selam veriyordu. Biz karşılıyorduk kendisini Genel Sekreterle beraber makamına doğru gidiyorduk. Karşısına koruma polisleri, yakın korumaları denk geliyor, onlara selam veriyor. Odasına gireceği zaman orada servis görevlileri var, onlara selam veriyor.
Ben şöyle bir karşılaştırma yaptım: Dedim ki 'Ben 15 yıl kaymakamlık yaptım, hiç böyle bir uygulamam olmadı. Bu ne güzel bir uygulamaymış.' Çünkü orada kendisine selam verdiğiniz polis memuru, kendisine selam verdiğiniz servis görevlisi daha bir motive oluyor, daha bir heyecanla, aşkla çalışıyor. Yani kendisinin de fark edildiğini görüyor orada. İsmail Kahraman Başkanımla geçirdiğim o 2,5-3 senelik dönem benim hayatımda bir kırılma noktası oldu. Önceden bir bürokrattım; daha sonra siyaset adamlarını da görünce işin tek bir boyutunun olmadığını, masanın bir de öbür tarafı olduğunu, farklı bir bakış olduğunu gördüm. Zaten ondan sonra valiliğe gitmem veya bu göreve gelmem benim hayata bakışımı da etkiledi.
“KENDİ AİLENİZE NASIL HİZMET EDİLMESİNİ İSTİYORSANIZ…”
◼️ Sade bir vatandaş gözüyle bugün Türkiye’nin her yerinde görev yapan polis ve askerlerimize ne söylemek istersiniz?
Kamu görevine gelen vatandaşlar başkasının annesi, babası veya evladıdır; kendi ailenize nasıl hizmet edilmesini istiyorsanız vatandaşa da öyle davranın. Polisimiz ve jandarmamız da halkımızı korurken bir başkasının annesini, babasını koruduğu bilinciyle ve aynı ihtimamla görev yapmalıdır.
“SABRI VE İNSANLARI DAHA ÇOK DİNLEMEYİ TAVSİYE EDERDİM”
◼️ Çocukluğunuza dönseniz kendinize nasıl bir tavsiyede bulunurdunuz?
İnsan çocukluk dönemlerinde, gençlik dönemlerinde daha heyecanlı oluyor, daha atak oluyor, daha idealist oluyor. Belki o yaşların hani 'delikanlı' tabiri de bizdedir, kanı deli akan manasında; bir adım sonrasını hesap etmeme, anlık yaşama, tepkisel davranma gibi. Şimdi gençliğime, çocukluğuma bakıyorum; ben de böyle kanımın deli aktığı zamanlarda fevri davranışlarım olmuş. Belki yapmamam gereken davranışlar olduğunu görüyorum ama şimdiki olgunlukla geriye bakıp döndüğümde bunları söyleyebiliyorum. Belki o zamanlarda o yaptıklarım kendime göre doğruydu. Bizde 40 yaş olgunluk yaşıdır. İnsan 40 yaşına geldiği zaman olgunluk dönemine ulaşmış ve daha ağırbaşlı, daha sakin, hayatı daha dingin değerlendirme şansı, imkanı oluyor. O yüzden kendime her zaman mesela en başta sabrı tavsiye ediyorum. İnsanları daha fazla dinlemeyi tavsiye ediyorum. O zamanlar insan dünyanın kendi etrafında şekillendiğini düşünüyor, daha çok kendi merkezli olarak düşünüyor. Ama şimdi geldiğimiz, yaptığımız görev itibariyle daha vatandaş odaklı düşünüyoruz. Onları dinlemeye daha fazla özen gösteriyoruz, ihtimam gösteriyoruz. Öyle olunca aslında çözüm de kendiliğinden geliyor.
“BABAMA SEVDİĞİMİ HİÇ SÖYLEYEMEDİM”
◼️ Keşkeleriniz var mı Sayın Bakanım?
Keşkelerim var. Yani her insanın hayatında olduğu gibi benim hayatımda da keşkeler var. Mesela onlardan bir tanesi; Ben babamı çok seviyordum. Babam benim için hayattaki en büyük insanlardan birisiydi, rol model insanlardan birisiydi. Onu kaybetmekten de korkuyordum. Yani bunu dışarıya söyleyemiyordum ama kendi kendime itiraf edebiliyordum, 'Bir gün babamı kaybedersem ne yaparım?' diye. O yüzden de mesela babama hayattayken sevdiğimi hiç söyleyemedim. Gençler bazı şeyleri yarına bırakmasınlar, belki yarın hiç gelmeyebilir. Annelerimiz, babalarımız bizim için son derece kıymetli, onlar hayatımızdaki en güzel varlıklar. Zaman zaman annemize, babamıza onları sevdiğimizi söylemeli, kıymet verdiğimizi söylemeli ve sarılmalıyız. Belki yarın geç olabilir.
