Terörsüz Türkiye, sokak köpekleri, uyuşturucuyla mücadele... Bakan Çiftçi'den Türkiye Gazetesi'ne özel açıklamalar
İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi, Türkiye Gazetesi’ne yaptığı özel açıklamalarda Terörsüz Türkiye sürecinden uyuşturucuyla mücadeleye kadar birçok konuda önemli mesajlar verdi. Sokak hayvanlarının toplanmasında ilk tespit sayılarına göre yüzde 99,9’a ulaşıldığını açıklayan Çiftçi, Diyarbakır’daki çalışmaların bu hafta tamamlanmasıyla hedefin yüzde 100’üne ulaşılacağını söyledi.
İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi, Batman ziyareti dönüşünde İhlas Holding Dijital Varlıklar Genel Müdürü Volkan Ormanlı’nın sorularını cevapladı. Terörsüz Türkiye sürecinden uyuşturucuyla mücadeleye, sokak hayvanlarına yönelik çalışmalardan vatandaş odaklı hizmet anlayışına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Çiftçi, meslek hayatına ve kişisel tecrübelerine ilişkin samimi açıklamalar da yaptı.
Sokak köpeklerinin toplanmasına ilişkin son durumu da paylaşan Çiftçi, valiliklerin ilk tespit sayılarına göre yüzde 99,9’a ulaşıldığını, Diyarbakır’daki çalışmaların önümüzdeki hafta tamamlanmasıyla hedefin yüzde 100’üne ulaşılacağını söyledi. Çiftçi, hayvanların doğum yapması veya sahipliyken sahipsiz kalması nedeniyle çalışmaların devam ettiğini de vurguladı.
Bakan Çiftçi’nin verdiği cevaplar şöyle:
“BATMAN'IN GÜNDEMİ DEĞİŞTİ”
◼️ 15-20 yılın sonunda baktığınızda büyük bir değişim vardı. Şu an Batman’ın sokaklarında yürürken ne düşünüyorsunuz? Geçmişi düşündüğünüzde ne görüyorsunuz?
Ben de uzun yıllar aradan sonra bugün ilk defa Batman'ı tekrar bir gözlemleme imkânım oldu. Meclis'te çalışırken 2017 veya 2018 yılında Batman'a gelmiştim. Sayın Meclis Başkanımızla beraber bir ziyaretimiz olmuştu. O günkü Batman'la bugünkü Batman arasında çok fark olduğunu gördük. Şehir değişmiş, gelişmiş, güzelleşmiş. Kendini bulmuş tabiri caizse. Çünkü o yıllarda bu kadar şehir güvenli değildi. Aynı zamanda bugün Terörsüz Türkiye süreciyle beraber şehrin sokaklarının daha güvenli olduğunu, insanların daha özgüvenli olduğunu fark ettim. Şehrin gündemi de değişmiş. Yani bugün artık insanlar daha çok iş peşinde, gelecek peşinde umudunu arıyor. Onun için bugün canlı, geçmişe göre çok güzel bir Batman var.
“BİTMEYE ÇOK YAKIN OLDUĞUMUZU SÖYLEYEBİLİRİM”
◼️ Sokakta bir vatandaş gelse ve “Sayın Bakanım artık bitti mi, terör konusunu artık konuşmayacağız değil mi?” diye sorsa ne dersiniz?
Terörsüz Türkiye süreci gayet başarılı şekilde yürüyor. Böyle bir soru sorulsa bitmeye çok yakın olduğumuzu söyleyebilirim. Cumhurbaşkanımız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclisimiz, Hariciye, Milli Savunma Bakanlığımız ve MİT teşkilatı başta olmak üzere devletin tüm organları görevini yapıyor. Sokaklarımız, caddelerimiz, şehirlerimiz Doğu ve Güneydoğu'da eskisine göre daha güvenli. İnsanlar artık korkmadan rahatlıkla bir yerden bir yere gidebiliyorlar. Ben bugün konuşmamda onu da anlattım. Geçmişte görev yaptığım Doğu ve Güneydoğu illerinden bahsettim. Mesela biz Erzurum'da gündüz vakti gider, gündüz vakti gelirdik Erzurum'a. Akşam olduğunda geri dönmezdik. Bugün istediğiniz yere, istediğiniz vakitte rahatlıkla gidebilirsiniz. Zaten bu güvenliğin neticesinde İçişleri Bakanlığı olarak 2063 tane kontrol noktasını kaldırdık. Yol arama noktasını kaldırdık.
“TERÖR OLMASA BİR BATMAN DAHA ORTAYA ÇIKARDI”
◼️ Eğer bu terör olayları olmasaydı Batman kim bilir hangi noktada olurdu? Sizce bu süreçte Batman ne kaybetti?
Batman en başta yatırım kaybetti. Geleceğini kaybetti. Gençler umudunu kaybettiler. Güvenin olmadığı bir yerde, huzurun olmadığı bir yerde yatırım olabilir mi? Sermaye ürkektir. Sermaye güven arar. Yani güvenin olmadığı yerde, huzurun olmadığı yerde sermaye sahibi yatırım yapmaz. Devletimiz belki istihdama, işsizliğe harcayacağı kaynaklarını, paralarını, altyapıya harcayacağı paralarını terörle mücadeleye harcadı. Bundan da bütün Doğu ve Güneydoğu illerimiz nasibini aldılar. Şu dönemlerde yapılan altyapı yatırımları, işsizlikle, istihdamla ilgili yapılan harcamalar geçmişte yapılsaydı belki Batman bugün bir Batman daha olacaktı.
“GENÇLER İŞ VE GÜVENLİ BİR GELECEK TALEP EDİYOR”
◼️ Yapılan konuşmalarda gençlerimizi uyuşturucudan kurtarmamız gerektiği vurgulanıyor. Siz Batman’daki uyuşturucu konusunu nasıl yorumluyorsunuz?
İşi ve meşgalesi olan bir insanın yanlış yollara sapması beklenmez ancak işi ve gideceği yeri olmayan bir insanın yanlış yollara sürüklenme ihtimali yüksektir. Batman’da gündemin değiştiğini gördüm; gençler artık bizden çalışabilecekleri iş, huzurlu ve güvenli bir gelecek talep ediyorlar. Terörün bitmesiyle birlikte insanların talep etmesi gereken doğal hususlar bunlardır.
“GEREKEN TÜM TEDBİRLERİ ALIYORUZ”
◼️ “Terörsüz Türkiye” sürecini sabote etmek isteyen kişilerle ilgili nasıl bir beklentiniz var, darbenin nereden gelebileceğini düşünüyorsunuz ve nasıl önlemler alıyorsunuz?
Terörsüz Türkiye süreci 2 yıldır gayet başarılı bir şekilde devam ediyor. Biz bunu il ziyaretlerimizde de görüyoruz. Ben bu süreç içerisinde bugün Batman'a gittim ama geçtiğimiz günlerde mesela Diyarbakır'a gittim, Şırnak'a gittim, Hakkari'ye gittim, Van'a gittim, Bitlis'e gittim, Ağrı'ya gittim. Yani Doğu illerimizin büyük bir kısmını ziyaret ettim. Hâlâ da ziyaret etmeye devam ediyorum.
Şimdi sürecin başarılı olmasını arzu edenler olduğu gibi içeride ve dışarıda başarısız olmasını isteyenler de var. Tabii biz şimdi onların keyfine bırakacak da değiliz. Yani süreci İçişleri Bakanlığı olarak son derece dikkatle takip ediyoruz. Ben bunu saha gözlemlerimle de yakından görebiliyorum. Dolayısıyla süreci sabote etmek isteyenler var. Sadece biz değil; Milli İstihbarat Teşkilatımızla, Milli Savunma Bakanlığımızla, devletin diğer organları da, Emniyet ve Jandarma hakeza, onlar da süreci dikkatle takip ediyorlar. 'Son şansımız' demeyelim ama boşa harcayacak zamanımız yok, enerjimiz yok. Bu sürecin de mutlak surette başarıya ulaşması lazım. Devletin, milletin buna ihtiyacı var. Onun için biz elimizden geldiği kadar sürecin akamete uğramaması noktasında gereken tedbirleri de alıyoruz.
“EN BÜYÜK RİSK PROVOKASYONLAR VE SABOTAJ GİRİŞİMLERİ”
◼️ Sürecin başarılı olmasının önündeki en büyük risk nedir sizce?
Geçmişte de yaşadık. En büyük risk provokasyonlar ve sabotaj girişimleridir. Terörden rant sağlayan kesimler ve Türkiye’nin istikrara kavuşmasını istemeyen dış güçler bu sürecin tamamlanmasından memnun olmayacaktır. Türkiye'yi karıştırmak isteyenler, dış güçler, yabancı devletler, Türkiye'nin milli birlik-beraberliğe sağlanmasını isterler mi, onlar da istemezler elbette. Düşman düşmanlığını yapacak her zaman. Onlara fırsat vermemek adına üzerimize düşeni yapacağız.
“YENİ OCAKLARA ATEŞ DÜŞMESİN”
◼️ Bir şehit annesinin yüzüne bakıp Terörsüz Türkiye sürecini ona nasıl anlatırdınız?
Devletimiz ve milletimiz 40-50 yıldır bayrağımız inmesin, vatanımız bölünmesin diye on binlerce şehit verdi. O şehitlerimiz başka evlatlar şehit olmasın, yeni ocaklara ateş düşmesin diye canlarını feda ettiler. Şehit annelerimiz de zaten “Benim yüreğim yandı, başkasının yüreği yanmasın” diyorlar. Biz de bu sürece tam olarak bu anlayışla yaklaşıyoruz.
Yeni şehitlerin gelmesini isteyen bir şehit annesi olabilir mi? Başka bir annenin yüreğine kor düşmesini isteyen bir anne olabilir mi? Zaten bize söylüyorlar; 'Benim yüreğim yandı, benim evladım şehit oldu ama başkaları aynı ateşe düşmesin, başkalarının yüreğine kor düşmesin' diye söylüyor insanlar. Dolayısıyla biz bu zaviyeden yaklaşıyoruz."
UYUŞTURUCUYLA MÜCADELEDE ŞEFKAT KALKANI
Yakın zamanda duyurduğunuz Şefkat Kalkanı Projesi’nden biraz bahseder misiniz?
Şefkat Kalkanı Projesi de Bakanlığımızın şu anda üzerinde çalıştığı projelerden birisi. Geçmişte bizim 'En İyi Narkotik Polisi Anne' diye bir projemiz vardı. Bunu epey de uyguladık. Özü şuydu; Narkotik suçlarla mücadele konusunda biz annenin, ailenin desteğini almadan bu işte polisiye tedbirlerle başarılı olamayız, öyle değil mi? Şimdi sadece polisiye tedbirlerle başarılı olsaydık zaten bugüne kadar bu işin önüne geçmiş olurduk. Ama bir annenin, babanın, ailenin, devletin diğer kurumlarının, sivil toplumun desteğini almadan bu işi nasıl başarıya ulaştıramazsak, yine aynı şekilde narkotik suçlarla mücadelede böyle, okul güvenliğiyle ilgili de aynı. Annenin şefkatini, merhametini devreye sokmadan, anneyle evladını bu noktada buluşturmadan bizim başarılı olmamız mümkün değil. Bu noktada biz annelerin de yardımına ihtiyaç duyuyoruz. Önümüzdeki günlerde bunu daha etli kemiğe büründürmüş bir halde kamuoyuna açıklayacağız inşallah.
“DEVLET İLE MİLLET ARASINDAKİ MAKAS KAPANDI”
Göreve geleli yaklaşık 8 ay oldu. Bu süreçte “İçişleri’nde şu ezberi bozduk, bunu değiştirdik” dediğiniz şey ne oldu?
Devlet olarak, İçişleri Bakanlığı olarak her zaman vatandaşımızın yanında olmak istiyoruz. Vatandaşımız bize ihtiyaç duyduğunda, devletine ihtiyaç duyduğu anda biz yanında olalım, onun derdini çözelim. Bizim inancımız 'İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır' diyor. Bir kamu görevlisinin de amacı nedir? Devletine, milletine hizmet etmektir. Eskiden İngiltere'de devlet memurlarının maaşları dağıtılırken, biliyorsunuz şimdiki gibi bankadan ödenmiyordu, zarfın içerisine konuyordu veya mutemetler maaşları elden teslim ediyorlardı. İngiltere'de de maaşları zarfın içerisine koyuyorlar, üzerine de yazıyorlarmış: 'Bu parayı millet İngiliz milletine hizmet etmeniz karşılığında size ödünç veriyor' diyorlarmış zarfların üzerine. 'Eğer güzel hizmet ederseniz, millete hizmet borcunuzu öderseniz ödeşmiş oluyorsunuz. İyi hizmet veremezseniz millet sizden alacaklı duruma geliyor. Biz de özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber böyle bir anlayış yerleştirdik 2002'den bu yana. Önceden devletle millet arasındaki makas çok açıktı ama Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakan olmasıyla, Cumhurbaşkanı olmasıyla beraber devletle millet arasındaki açıklık kapandı. Şu anda devlet sadece milletine hizmet eden bir aygıt. Zaten bunun için meşru, meşruiyetini buradan sağlıyor. AK Parti'nin yaptığı en güzel işlerden birisi devletle millet arasındaki bu farkı kapatmak. Sessiz bir devrim yaşandı. Şu anda vatandaş gerçekten vatandaş olduğunun farkında. Bu AK Parti hükümetleriyle beraber ortaya çıktı.
“SORUMLULUĞUN AĞIRLIĞINI DERİN BİR ŞEKİLDE HİSSEDİYORUM”
Görev size tebliğ edildiğinde Erzurum’dan tarifeli uçakla Ankara’ya gittiniz. O an uçağa binerken aklınızdan ne geçiyordu?
Her görev değişiminde şöyle bir duyguya kapıldım; Mesela ilk kaymakam olduğumda omuzlarıma yüklenen bir sorumluluğu hissettim. Hatta bir ara kaymakamlığı bırakıp mülkiye müfettişi olmayı düşündüm, babam ona rıza göstermedi. Ardından kaymakamlıktan sonra vali oldum, sorumluluğum daha da arttı. Çünkü artık bir ilin mülki amiri oldum. İlçe ölçeğinden il ölçeğine geçmiş olduk. Bakanlıkla beraber ölçek daha da büyüdü, yani bütün Türkiye sathına yayıldı. O sorumluluğun daha da arttığını, omuzlarıma daha büyük bir sorumluluğun yüklendediğini öğrendim. Ben mesleğe kaymakam olarak başladığım ilk gündeki kişi olarak neysem bugün de aynıyım. Yani benim çizgimde herhangi bir değişiklik yok, herhangi bir farklılık yok. Tevazumdan herhangi bir şey kaybettiğimi düşünmüyorum ama omuzlarımdaki sorumluluğun ağırlığını bugün çok daha fazla hissediyorum. Mesela bir ara kaymakamlığı bırakıp Personel Daire Başkanı olduğumda, o gün kuş gibi hafiflediğimi hissetmiştim. Çünkü omuzlarımdaki bir yük kalkmıştı. Bakanlık merkeze atandım, Daire Başkanıyım; benim üstümde Genel Müdür Yardımcısı var, Genel Müdür var, o zamanlar Müsteşar Yardımcısı var, Müsteşar var, Bakan var... Bana gelinceye kadar sorumluluk dağılıyordu. Ama şu anda ben Bakanlığın, yani özellikle güvenlikten sorumlu birinci sorumlu kişisiyim. Sorumluluğu dağıtabileceğim bu manada kimse yok.
SOKAK HAYVANLARINDA İLK TESPİT SAYILARINA GÖRE YÜZDE 99,9’A ULAŞILDI
Sokak köpekleri konusu... Bu bir tarafı tedirgin eden konulardan bir tanesi tabii ki. Erzurum’dayken bunu yaptınız. Ülkemizde de birçok yerde çocuklara saldıran köpekleri görüyoruz. Göreve geldikten sonra da Türkiye genelinde bu işi bir an önce halledeceğinizi söylemiştiniz. Bu konuda hangi aşamadayız? Bundan sonraki süreçle ilgili neler yapmayı planlıyorsunuz?
Erzurum’dayken 2025 yılının Kasım ayı itibarıyla (Ekim sonu, Kasım başı gibi) oradaki bütün sokak hayvanlarını toplayıp hayvan barınağına ve doğal yaşam alanına almıştık. Bizden önce sadece Mardin bunu yapmıştı; ikinci olarak Erzurum gerçekleştirdi.
Erzurum’da bir çocuğumuzun köpeklerin saldırısına uğradığını görmüş ve hastanede ziyaret ettiğimde başına dikişler atıldığını bizzat gözlerimle görmüştüm. Problemi ciddiye alarak Erzurum’da çalışmalara hız verdik. Yaşlıların camiye, çocukların okula gidemediği, kadınların sokağa çıkamadığı ve köpek sürülerinin çeteleştiği bu tablo toplumun önemli bir sorunuydu.
Bakanlık görevine gelince, önceki bakanımız döneminde başlatılan çalışmayı hızlandırdık ve bugün itibarıyla tüm Türkiye genelinde %99,9 oranına geldik. Neredeyse bitmeye yakın; şu an sadece Diyarbakır’da çalışmalar sürüyor, orada da önümüzdeki hafta bitince %100’e ulaşmış olacağız.
“HEDEF SAYI” AÇIKLAMASI: SÜREÇ DİNAMİK OLARAK DEVAM EDİYOR
Burada açıklığa kavuşturulması gereken önemli bir nokta var: “Hedef sayıya ulaştık” derken kastettiğimiz rakamlar, sürecin başında valiliklerden talep edilen ilk tespit sayılarıdır. Sahadaki çalışmalarla bu rakamlar güncellendi; örneğin Erzurum’da ilk başta 12.000 denilen sayı 6.000-7.000 seviyesine düştü. Bazen tek tük saldırı haberleri çıktığında “Hani hepsi toplanmıştı?” itirazları olabiliyor. Ancak hayvanların doğum yapması veya sahipliyken sahipsiz duruma düşmesi nedeniyle süreç dinamik olarak devam etmektedir.
İSMAİL KAHRAMAN’IN YANINDA HAYATA BAKIŞI DEĞİŞTİ
Çok uzun yıllar mülki idarede çalışmış biri olarak hayatınızda sizi tamamen değiştiren bir kırılma noktası oldu mu?
15 sene kaymakamlık yaptım Türkiye'nin değişik yerlerinde. Sonra Personel Daire Başkanı oldum. Ardından da İsmail Kahraman Başkanımın Özel Kalem Müdürlüğüne geldim. Personel Daire Başkanlığından Meclise geçtim. O anda hayatımın yönü de akışı da değişti. Çünkü önceden sadece bir bürokrattım, sadece beni bağlayan mevzuat vardı, mevzuata göre hareket ediyordum. Artık siyaset kurumuyla da tanışmış oldum Mecliste görev yapmamla beraber. İsmail Kahraman Başkanım da 60 yılını siyasette geçirmiş bir devlet ve millet adamıydı. Ondan çok etkilendim, yani onun uygulamalarından çok etkilendim.
Mesela örnek vereyim: İsmail Kahraman Başkanım sabah Meclise makamına geldiği zaman arabadan indiğinde bize selam veriyordu. Biz karşılıyorduk kendisini Genel Sekreterle beraber makamına doğru gidiyorduk. Karşısına koruma polisleri, yakın korumaları denk geliyor, onlara selam veriyor. Odasına gireceği zaman orada servis görevlileri var, onlara selam veriyor.
Ben şöyle bir karşılaştırma yaptım: Dedim ki 'Ben 15 yıl kaymakamlık yaptım, hiç böyle bir uygulamam olmadı. Bu ne güzel bir uygulamaymış.' Çünkü orada kendisine selam verdiğiniz polis memuru, kendisine selam verdiğiniz servis görevlisi daha bir motive oluyor, daha bir heyecanla, aşkla çalışıyor. Yani kendisinin de fark edildiğini görüyor orada. İsmail Kahraman Başkanımla geçirdiğim o 2,5-3 senelik dönem benim hayatımda bir kırılma noktası oldu. Önceden bir bürokrattım; daha sonra siyaset adamlarını da görünce işin tek bir boyutunun olmadığını, masanın bir de öbür tarafı olduğunu, farklı bir bakış olduğunu gördüm. Zaten ondan sonra valiliğe gitmem veya bu göreve gelmem benim hayata bakışımı da etkiledi.
“KENDİ AİLENİZE NASIL HİZMET EDİLMESİNİ İSTİYORSANIZ…”
Sade bir vatandaş gözüyle bugün Türkiye’nin her yerinde görev yapan polis ve askerlerimize ne söylemek istersiniz?
Kamu görevine gelen vatandaşlar başkasının annesi, babası veya evladıdır; kendi ailenize nasıl hizmet edilmesini istiyorsanız vatandaşa da öyle davranın. Polisimiz ve jandarmamız da halkımızı korurken bir başkasının annesini, babasını koruduğu bilinciyle ve aynı ihtimamla görev yapmalıdır.
“SABRI VE İNSANLARI DAHA ÇOK DİNLEMEYİ TAVSİYE EDERDİM”
Çocukluğunuza dönseniz kendinize nasıl bir tavsiyede bulunurdunuz?
İnsan çocukluk dönemlerinde, gençlik dönemlerinde daha heyecanlı oluyor, daha atak oluyor, daha idealist oluyor. Belki o yaşların hani 'delikanlı' tabiri de bizdedir, kanı deli akan manasında; bir adım sonrasını hesap etmeme, anlık yaşama, tepkisel davranma gibi. Şimdi gençliğime, çocukluğuma bakıyorum; ben de böyle kanımın deli aktığı zamanlarda fevri davranışlarım olmuş. Belki yapmamam gereken davranışlar olduğunu görüyorum ama şimdiki olgunlukla geriye bakıp döndüğümde bunları söyleyebiliyorum. Belki o zamanlarda o yaptıklarım kendime göre doğruydu. Bizde 40 yaş olgunluk yaşıdır. İnsan 40 yaşına geldiği zaman olgunluk dönemine ulaşmış ve daha ağırbaşlı, daha sakin, hayatı daha dingin değerlendirme şansı, imkanı oluyor. O yüzden kendime her zaman mesela en başta sabrı tavsiye ediyorum. İnsanları daha fazla dinlemeyi tavsiye ediyorum. O zamanlar insan dünyanın kendi etrafında şekillendiğini düşünüyor, daha çok kendi merkezli olarak düşünüyor. Ama şimdi geldiğimiz, yaptığımız görev itibariyle daha vatandaş odaklı düşünüyoruz. Onları dinlemeye daha fazla özen gösteriyoruz, ihtimam gösteriyoruz. Öyle olunca aslında çözüm de kendiliğinden geliyor.
“BABAMA SEVDİĞİMİ HİÇ SÖYLEYEMEDİM”
Keşkeleriniz var mı Sayın Bakanım?
Keşkelerim var. Yani her insanın hayatında olduğu gibi benim hayatımda da keşkeler var. Mesela onlardan bir tanesi; Ben babamı çok seviyordum. Babam benim için hayattaki en büyük insanlardan birisiydi, rol model insanlardan birisiydi. Onu kaybetmekten de korkuyordum. Yani bunu dışarıya söyleyemiyordum ama kendi kendime itiraf edebiliyordum, 'Bir gün babamı kaybedersem ne yaparım?' diye. O yüzden de mesela babama hayattayken sevdiğimi hiç söyleyemedim. Gençler bazı şeyleri yarına bırakmasınlar, belki yarın hiç gelmeyebilir. Annelerimiz, babalarımız bizim için son derece kıymetli, onlar hayatımızdaki en güzel varlıklar. Zaman zaman annemize, babamıza onları sevdiğimizi söylemeli, kıymet verdiğimizi söylemeli ve sarılmalıyız. Belki yarın geç olabilir.
