Her Müslüman'ın sahip olması gereken hususiyetler! Nasıl evliya oldular?
Allahü teâlânın sevgisine mazhar olanlara evliya denir. Peki ne yaptılar da bu nimete kavuştular. Ramazan ayını son derece önemli bir konuyla bitiriyoruz.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Evliya zatların asırlardır unutulmayıp, herkesçe sevilmelerinin sebeplerinden bazıları şunlardır:
1- Kendi hocalarının rızalarını kazandılar: Bütün büyükler, (Ümmeti arasında peygamber neyse, talebesi arasında hoca odur) hadîs-i şerîfine uyarlardı. Buyururlardı ki: Bizim yaptığımız bunca hizmetin ecri, sadece mübarek hocamızadır; çünkü hocamızı tanımasaydık, doğruyu bulamazdık.
2- Ömürleri iyilik etmekle geçti: Kendilerini, insanlara iyilik yapmak için adarlardı. Evlada yapılan iyilik, anaya babaya yapılmış demektir. Allahü teâlâ da, kendi kullarına yapılan iyiliği sever. Allahü teâlânın sevdiği kişiyi de herkes sever.
3- Doğruluktan hiç ayrılmadılar: Hiç kimse için kötülük düşünmezlerdi. Hak neyse, onu söyler ve yaparlardı. (Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir) hadîs-i şerîfine uygun yaşarlardı.
4- Çok sabrettiler: Öfkelenip, kalp kırmazlar, (Allahü teâlâ sabredenleri sever) ve (Sabreden, zafere kavuşur) hadîs-i şerîflerine uyarak, hep sabrederlerdi.
5- Huyları çok yumuşaktı: (Allah yumuşaklığı sever) hadîs-i şerîfine uyarak, hep tatlılıkla, şefkatle muamele ederlerdi.
6- Fitneden uzak dururlardı: Müslüman, Allah’tan başka kimseden korkmaz. Ancak kendisinden korkar. Bilir ki, benim yanlış bir hareketim, yanlış bir sözüm, bütün Müslümanlara zarar verir. Müslüman, (Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin) hadîs-i şerîfine uyar.
7- Kalb kırmaktan çok korkarlardı: Kalb kırmak, yetmiş kere Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günahtır. Kalb kırmakla küfür arasında çok ince bir perde vardır. Kalb kırmanın kapısı açılınca küfre girilebilir. Küfrün hemen yanında kalp kırmak vardır. Mümin, elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyen kimsedir.
8- Emir vermekten sakınırlardı: İnsanları felakete sürükleyecek olan huy, emir vermektir. İnsanların hücrelerinde emir vermek arzusu vardır. Bu, can çıkmadan önce, en son çıkacak huydur. İnsanlar için en büyük felaket, emir verme sevgisidir. Bu emir verme sevgisi olmayan, emir verebilir; ama bu arzu ve heves varsa, verilen her emir kul hakkına girer.
9- Kibirden çok korkarlardı: Allahü teâlâ, (Azamet ve kibriya benim hakkımdır, kim bana ortak olursa, ona hiç acımam, yakarım) buyuruyor. O hâlde küfürden sonra en kötü ahlâk, en büyük günah, kibirli olmaktır. (Kalbinde zerre kadar kibir bulunan Cennete giremez) hadîs-i şerîfine uymaya çalışmalı.
10- Hep güler yüzlüydüler: (Müslüman, tatlı dilli, güler yüzlü olur) hadîs-i şerîfine uygun hareket ederlerdi. Herkesin bir derdi vardır. Onlara yeni bir dert katmayıp, o derdi yok etmeye çalışmalıdır. Bunun da bir ibadet olduğunu bilen Müslüman, onları neşelendirir, ferahlandırmaya uğraşır.
11- Kul hakkından çok korkarlardı: Kul hakkı, İslâm ahlâkının temelidir. Ahirette herkes, kul haklarından hesaba çekilecektir. Peygamber Efendimiz, Sırat köprüsünde sorulacak yedi sualden sonuncusunun kul hakkı olduğunu, bundan peygamberlerin bile korktuklarını bildirmiştir.
12- Tevazu ehliydiler: (Allah için alçak gönüllü olanı, Allahü teâlâ yükseltir) hadîs-i şerîfine uyarak tevazu sahibiydiler. Kendini yüksek gören kimse, yalnız kendisi kendisini yüksek bilir, herkes ondan nefret eder. Kibirliyi Allahü teâlâ sevmediği gibi, insanlar da sevmez.
13- Çok cömertlerdi: Hiçbir cimri, Allah dostu olamaz. (Cömertlik öyle bir haslettir ki, insanın kötü huylarını örter. Cimrilik de, insanın iyi huylarını örter) hadîs-i şerîfine uyarak, hep vermişlerdir. Verdiği zaman, alandan daha çok sevinen, hakiki mümindir.
14- Anlaşılmaları kolaydı: (İnsanlara, akılları derecesinde konuşun) hadîs-i şerîfine uyarak, kısa, açık ve herkesin seviyesine göre konuşurlardı.
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 29
İŞTE SENİ KURTARAN KİŞİ
Ahhh annem... Sen şimdi şu toprak perdesinin ötesinde, biricik oğlun bu dünyada... Ahhh annem. Hani her dakikamı yanında geçireydim. Ben ne ettim, ne ettim! Ses versene anne, ninnilerin hâlen kulağımda. Benim saçlarımı hangi nasırlı eller okşar artık. O şefkati nerede bulurum. İnanamıyorum! O güzel gözlerin kapandı mı şimdi. Bir beyaz kefenin içinde, şu toprak mı sardı seni. Allah’ım, böyle acı var mı?
...
Annesinin mezarı başında dünyası yıkılmıştı, ağladı, ağladı...
Babası hüznünü oğlu için içine attı. Yoksa o da hayat arkadaşını kaybetmişti sonuçta. Oğlunu mezarın başından kaldırdı. Artık gece karanlığı etrafı sarmak üzereydi. Gitmek zorundalardı.
Kırık dökük bir sesle sorduğu soru üzerine babası da artık gözyaşlarını tutamadı: - Annemi orada mı bırakacağız baba... Böyle tek başına...
...
Çay ocağına koşturdu ertesi gün. Artık hocam dediği, diyebildiği o mübarek insanı görmek için sabırsızdı. Çay söyledi. Çaycı yüzünde soru işaretleriyle dolu getirdi çayını.
- Delikanlı dayanamayacağım artık, niye her seferinde iki çay söyleyip birini içiyorsun.
- Nasıl yani abi, anlayamadım! Ben bir çay istedim senden.
- Şimdiki için söylemedim. Diğer gelişlerinde sık sık bunu yaptın. İki çay söyledin.
- Ha o mu! Bir amcayla tanıştım burada. Ona da çay söyledim hâliyle. Hatta onu görmeye geldim ama bulamıyorum.
- Hangi amca?
- Beraber sohbet ettiğimiz amca! Bize çay getiriyordun ya!
- Ben senin yanında hiç öyle bir amca filan görmedim... Her seferinde de sen gittikten sonra dolu bardağı geri götürdüm...
- ....
- Delikanlı sen iyi misin!
- Nasıl görmedin abi ya. Bir hafta on gündür onunla burada sohbet ettik. Bu koltukta bu masada... Hani yeşil bir pardesüsü vardı, böyle beyaz uzun sakalı vardı.
Çaycı yüzüne garip garip baktı, hafif alaycı tebessümüyle dönüp gitti...
Bir anda 'o amcayı ikinci bir kıyafetle görmediğini’ düşündü. Ve yaşlı amcanın bazı sözleri film şeridi gibi geçti aklından...
".... bir gün kervansaraya gitmiştim..."
"... siz şimdilerde buna bunalım diyorsunuz..."
"... çay evliya içeceğidir..."
"... Ben de bunları yüzyıllar içinde öğrendim..."
Ama bu insan gelen hiçbir çayı içmemişti. Ve bunu fark etmemişti... Olamaz dedi kendi kendine.
Amcayı çaycı hiç görmemişti....
...
Geç olmuştu ve onu göremeden evine gitti. Üzgün, yaralı ve yıkılmış hâlde yatağına uzandı. Aynı rüyayı tekrar görmeye başladı. Fakat bu sefer hiç korkmuyordu. Tam düşecekken kendisini kurtaran kişi onu tutup çekti. Bu defa onu gördü: Annesiydi... Ve ona her zamanki şefkatiyle gülümseyip duruyordu.
Az ötede ise annesinin dualarıyla kavuştuğu hocası o mübarek insan vardı. Rüyasında kalbine vefat etmiş evliyalardan olduğu bildirildi.
Annesi eline ışıl ışıl parıldayan bir kitap tutuşturdu. Kitabın ismine baktı: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye...
(Bayramınızı tebrik ederim efendim. Ö.Ç.E.)
GÜNÜN SOHBETİ EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
ÖLENLER HEP İHTİYAR MI?
➱ Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın var mı?
Genç olan ölmez mi, ölenler hep ihtiyar mı?
➱ Kalbler, içi boş kaplara benzer, hayırlı olan hayırla dolu olandır.
➱ Şükredilen nimet bakileşir.
➱ Bir kimse günahını ben yapmadım diye gizlerse, yalan söylemiş olmaz, tevbe yerine geçer.
➱ Sevgi hep yüksekten aşağı gelir. Bir büyük zata biri, (Allahü teâlâ beni seviyor mu?) diye sormuş. O da (Sen Allahü teâlâyı seviyor musun?) demiş. Evet seviyorum deyince, Allahü teâlâ seni seviyor buyurmuş. Çünkü sevgi yüksekten aşağı gelir. Eğer O seni sevmeseydi sen Onu sevemezdin.
Kocası sevmezse hanım nasıl sevsin! Hocası sevmezse talebe nasıl sevsin! Onun için herkesi sevin. Siz severseniz onlar da sizi sever. Niye beni sevmiyorlar diye şikâyet etmeyin. Siz severseniz onlar da sevmese bile severler.
➱ Şiddetli sel, önüne çıkanı alır götürür. Ancak bir çınarın kovuğuna girmiş saman çöpünü götüremez. O saman çöpü, çınarın kovuğunda döner durur, sel ona bir şey yapamaz. Ahir zamanda da, küfür, şiddetli sel gibi akar. Önüne çıkanı alır götürür. Ancak, İmâm-ı Rabbâni hazretleri gibi bir Ehl-i sünnet büyüğünün, böyle yüce bir çınarın kovuğuna girenleri götüremez, bunlara bir şey yapamaz. Bu büyüklerin kovuğuna girenler, yani onları sevip yollarında olanlar seçilmiş, mübarek insanlardır. Bu kimseler, neseplerinde muhakkak ya Peygamber Efendimize ya da Eshâb-ı kirâma dayanırlar.
➱ Allahü teâlâ bir kuluna üç şekilde hidayet verir, Müslüman yapar:
1- Ezelde sevmiş nasip etmiştir.
2- Bir kul, Allahü teâlâya kavuşmak için araştırır, Allahü teâlâ, ona bütün yolları açar, İslâm’la nasiplenir.
3- Bir insana, hatta samimi olarak Allah için bir hayvana iyilik yapar, şefkat gösterirse, Allahü teâlâ, (Benim yarattığıma şefkat gösterene ben de şefkat gösteririm) der, imanı nasip eder. Allahü teâlâ, cömertleri sever... Kâfir cömerde son nefeste iman nasip olabilir.
➱ Dünya, dünyanın değil, ahiretin tarlasıdır. Bu öyle bir tarla ki, ekiyorsun; bire on, bire 700 veriyor. Bu en azı yukarısının sınırı yok. Ancak, bu tarlaya, dünyalık ekersen koca bir hiç alırsın. Aklı olan hiç ile uğraşır mı? Bunun için bu tarlaya herkesin bir şeyler ekmesi lazım. Bu tarlada, insanların dünya ve ahiret saadetlerine kavuşmaları yani Müslüman olmaları için, şunu yapmak herkese farzdır: Beden ile çalışacaksın. Bu mümkün değil ise, beden ile çalışanlara destek olup, yardım yapacaksın. Bu da mümkün değil ise onlara dua edeceksin.
➱ İnsan ruh ve bedenden yaratılmıştır. Nasıl ki insan bedenin hastalanmaması için ona iyi bakıyorsa ruhuna da iyi bakması, beslemesi gerekir. Ruhun gıdası dinî ilimdir. Bu ilmin menbaı da, Ehl-i sünnet âlimleri yani onların kıymetli kitaplarıdır. İmâm-ı Rabbâni hazretleri buyuruyor ki:
(Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur’ân ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır.)
➱ Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumayan ve dağıtmayanların imanlarında bir noksanlık vardır.
➱ Kul hakkından sakının, her şeyin çaresi var ama kul hakkından, helalleşmediğiniz müddetçe kurtulmanın imkânı yok. Ahirete bırakmayın, kim haklı kim haksız orada belli olur, bakarsınız ben haklıyım dersiniz haksız çıkabilirsiniz. Yüzde yüz haklı olsanız da, (Tamam arkadaş, ben hakkımı helal ettim) diyerek münakaşayı terk edene Cennette köşk vadediliyor. Bunu Peygamber Efendimiz vadediyor. Bu yüzden, münakaşa etmeyin, haklı olsanız da münakaşadan vazgeçin, tamam arkadaş sen haklısın deyin.
ZAMANE MANİLERİ
Bayrama erdik, coşalım
Sabah namaza koşalım
On bir ayın sultanına
Seneye de kavuşalım
HULKİ ABİ
BULMACA
Bu ayın ücretidir
Müminlerin neşesidir
Cevap: Bayram
ADNAN ŞAHİN İLE RAMAZAN SOFRASI
DOVGA ÇORBASI
MALZEMELER
>> 1 demet pazı
>> Yarım demet maydanoz
>> Yarım demet dereotu
>> Yarım demet nane
>> Yarım demet taze kişniş
>> 1 çay bardağı pirinç
>> 125 g nohut
(haşlanmış)
>> Yoğurt
>> 1 yumurta
>> 1 yemek kaşığı un
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Tencere içerisine pirinç, su ve pazı sapları eklenerek kaynatılır. Pirinç ve pazı sapları pişmeye başladığında içerisine pazıları da ilave edilerek kaynatma işlemi sürdürülür. Nane, kişniş, dereotu ve maydanoz ince ince kıyıldıktan sonra karışıma ilave edilir. Üzerine sıcak su konulduktan sonra nohut ve tuzu ekleyerek yaklaşık 10 dakika daha pişirilir. Bir yandan bir kâsenin içerisinde yoğurt, un ve yumurta karıştırılır. Üzerine çorbadan bir kepçe alınarak eklenir ve yoğurtlu karışımın ılınması sağlanır. Ardından bu karışım çorba ile yavaş yavaş buluşturularak karıştırılır. Çorba, ılık bir şekilde servise sunulur.
GALACOŞ
MALZEMELER
>> 300 g dana kıyma
>> 1 adet orta boy soğan
>> 1, 5 su bardağı yeşil mercimek
>> 2 yemek kaşığı domates biber
salçası karışımı
>> Sıvı yağ
>> 4 diş sarımsak
>> 1 çay kaşığı tuz
>> 1 çay kaşığı karabiber, pul biber
>> 1 kâse süzme yoğurt
>> 5 yemek kaşığı tereyağı
>> 3 adet tırnak pide
HAZIRLANIŞI
Pideler minik minik doğranıp üzerine eritilmiş tereyağı gezdirilerek fırında kızartılır. Kıymalı harç için yemeklik doğranan soğanlar sıvı yağ ile tavaya alınır. Üzerine salça ilave edilip kıyması konulur. Baharatları ayarlanır. Haşlanmış yeşil mercimekler de eklenip biraz daha pişirilip altı kapatılır. Diğer taraftan süzme yoğurt, su ile sulandırılır. Rendelenen sarımsaklar eklenerek çırpılır. Kızartılan pideler borcama dizilir. Üzerine yoğurdun bir kısmı dökülür. Kıymalı harç eklenir en üste kalan yoğurt dökülür. Bir yemek kaşığı salça iki yemek kaşığı tereyağında kokusu çıkana kadar kızdırılır ve yoğurdun üzerine dökülür.
