Allahü teâlânın gönderdiği bütün dinlerde, iman bilgileri aynı idi. Her dinde Allahın var ve bir olduğu, cennet, cehennem ve ahiret hayatı bildiriliyordu. Bunlarda değişiklik olmaz. Hindistan ulemasından Rahmetullah Efendi diyor ki: Nesh, peygamber kıssaları ile cennet ve cehennemden haber veren ayetlerde olmaz. Yalnız, emir ve yasakların bazılarında olur. Nesh; bazı emir ve yasakları değiştirmek demek değildir. Bunların yürürlük zamanlarının bittiğini haber vermek demektir. Kur''an-ı kerim, Tevrat ve İncil''i nesh etmiş, yürürlükten kaldırmıştır. (Beyan-ül-hak) İslâmiyetin emir ve yasakları tedricî olarak bildirilmiştir. Mesela Kur''an-ı kerimde, önce içkinin büyük günahı yanında, bazı faydalarının da bulunduğu, fakat günahının faydasından büyük olduğu bildirilmişti. Daha sonra, içkiden uzak duranın kurtulacağı, şeytanın içki yolu ile düşmanlık ve kin sokacağı, Allahı anmaktan ve namazdan alıkoyacağı bildirilerek vazgeçilmesi emredilmektedir. (Maide 90, 91) Müslümanların dinî vazifelerini daha kolay bir şekle sokmak için, nesh olmuştur. Nitekim Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki: (Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden bir ayeti neshetmez veya unutturmayız.) [2/ 106] Hz. Hûd, Ad kavmine; Hz. Salih, Semud kavmine; Hz. Musa, Benî İsraile gönderilmiştir. Peygamberlerden Harun, Davud, Süleyman, Zekeriyya ve Yahya "aleyhimüsselam" da, yine Benî İsraile gönderilmiştir. Fakat, bunların ayrı dini olmayıp, Benî İsraili, Hz. Musa''nın dinine davet etmişlerdi. Hz. Davud''a inen Zebur''da ahkâm, emir ve ibadet yoktu. Vaaz ve nasihatle dolu idi. Tevrat''ı neshetmedi, yani, yürürlükten kaldırmadı, onu kuvvetlendirdi. Bunun için Hz. Musa''nın dini, Hz. İsa zamanına kadar devam etti. Fakat Hz. İsa gelince, bunun dini, Hz. Musa''nın dinini neshetti. Yani Tevrat''ın hükmü kalmadı ve bundan sonra, Hz. Musa''nın dinine uymak câiz olmayıp, Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, Hz. İsa''nın dinine uymak lazım oldu. Fakat, Benî İsrailin çoğu, "Biz Tevrat''a uyarız" diyerek, Hz. İsa''ya iman etmedi. İşte Yahûdilik ile Nasaralık [İsevîlik] böylece ayrıldı.
İsa aleyhisselam, Beyt-ül-lahm''de doğdu. Sonra Mısır''a gidip, 12 yıl kaldı. Nasıra''ya gelip yerleşti. Burada 30 yaşında nebî oldu. Bunun için, İsa aleyhisselama iman edene Nasranî ve hepsine Nasara denir. Yahudiler, "Hz. Musa''nın dinine uyup, Tevrat ve Zebur okuyoruz" diyor. Nasara da, "Hz. İsa''nın dinine uyup, İncil okuyoruz" diyor. Halbuki, bütün âlemlere peygamber olarak gönderilen Muhammed aleyhisselamın dini ki, din-i İslâmdır, bütün dinleri neshetmiştir. Bu dinin hükmü kıyamete kadar süreceğinden, dünyanın hiçbir yerinde, Onun dininden başka bir dinde bulunmak câiz olmaz. Ondan sonra, hiç peygamber gelmeyecektir. Kur''an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Muhammed aleyhisselam, Allahın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] Semavî dinlerde iman Allahü teâlânın var ve bir olduğunu bildiren İlâhi dinlerin hepsi, insanlar tarafından bozulmadan önce, inanılacak şeyler bakımından birbirinin aynı idi. Aralarında fark yok idi. Musevîlik ve İsevîlik de, Allahü teâlânın bir olduğunu ve Allahü teâlânın peygamberlerinin bir insan olduğunu bildirmiştir. Ancak Yahûdiler, Hz. İsa''ya inanmadılar. Hıristiyanlar da putlara tapınmaktan kurtulamadılar ve Hz. İsa, (Ben de sizin gibi bir insanım. Allahın oğlu değilim) dediği hâlde, Baba, Oğul ve Ruh-ul Kuds ismi ile 3 ayrı ilâha tapındılar. Bunun yanlış olduğunu anlıyan ve düzeltmeye uğraşanlar arasında Papa Honorius da vardır.
Bu yanlış inançları, ancak Allahü teâlâ, son peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtası ile düzeltmiştir. O hâlde, bu dinleri, içerlerine sokulmuş olan hurafelerden temizleyen hakiki, doğru dinin, İslâm dini olduğu pek açıktır. Müslüman olan İngiliz Fellowes, şöyle diyor: (Hıristiyanlığın yanlış inançlarını düzeltmeye kalkan Martin Luther, ne yazık ki İslâmiyet ile bu kusurların düzeltildiğini bilmiyordu.)

