Farzın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(En faziletli cihad farzları ifa etmektir.) (Herkes nafile ile meşgul iken, siz farzları yapmaya çalışın!) (Farzı yapmakla Allaha yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz.) Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer''e yaptığı vasıyette buyurdu ki: (Allahın gece yapman gereken hakkını gündüz yapsan ve gündüz yapman gerekeni de gece yapsan kabul etmez. Üzerine farz olan ibadetleri ödemeden nafile ibadetini kabul etmez.) [Kitab-ül Harac]
İmam-ı Rabbanî hazretleri, (Nafilenin farzın yanındaki değeri, okyanus yanında bir damla gibi bile değildir.) buyuruyor. Şu hâlde, bir insanın bir milyon lira zekât borcu olsa, bu farz borcunu ödemeden, bir milyon cami yaptırsa, milyonlarca sadaka verse kabul olmaz. Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa kabul olmaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Bu konuda Peygamber efendimiz, (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) buyuruyor. Abdülkadir-i Geylanî hazretleri de buyurdu ki: ("Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurması yakın hamileye benzer. Doğumu yakınken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu da böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allah, nafile namazlarını kabul etmez" hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafile ile iştigal ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin, bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafileler ise kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz.) [Fütuh-ul-gayb]
Sefere çıkarken iki rekat namaz kılmalı! Kazası varsa, kaza kılmalı! Çünkü kaza borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şira risalesi)
Abdülhakim Arvasî hazretleri, (Yıllarca kaza borcu olan, sünnetleri kılarken, kazaya niyet ederek kılmalı. Böyle niyet etmek, dört mezhepte de gerekir) buyuruyor. Sünnetleri kılarken kaza namazına da niyet etmek gerektiği, Trablus Fetva emini Ramiz-ül-mülk''ün, Eşşihab''daki fetvasında da yazılıdır. Tatarhaniyye''de, (Sünnet kılarken kaza namazına da niyet etmek daha iyidir) deniyor. (Uyun-ül-besair) Sünnetleri kılarken, kazaya niyet edilirse, sünnetler de kabul olur. (Fetava-i kübra)
Sünnet yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmaz. Fakat sünnetin sevabına kavuşmak için, kazayı kılarken, sünneti kılmaya da niyet etmelidir. Vaktin farzını kılarken, sünnete de niyet edilirse, sünnet sahih olmaz. Fakat, kaza kılarken sünnete de niyet etmek sahih olur. (Eşbah)
Büyük âlim İbni Nüceym''e soruldu ki, kaza namazı olan, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederek kılsa, sünnetleri terk etmiş olur mu? Cevabında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetleri kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.) [Nevadir-i fıkhiyye s. 36]
Dürr-ül-muhtar''ın, (Nafile kılmak isteyen, önce namaz kılmayı adamalı, sonra, nafile yerine, bu adak namazı kılmalıdır. Sünnet namazları nezr ettikten sonra kılan, bu sünnetleri kılmış olur) ifadesini, İbni Abidin hazretleri açıklarken, (Nezr edilen namazı kılmak vacip olduğu için, vacip sevabı hasıl olur. Sünnet yerine, nezr olunan namaz kılınınca, sünnet de kılınmış olur) buyuruyor. Bir kimse, öğle sünnetini kılmadan önce (Dört rekat namaz kılmak nezrim olsun) dese, sonra adak olarak niyet edip, kılsa, hem vacip sevabı kazanır, hem de öğle namazının sünnetini kılmış olur. Kulun, kendine vacip ettiği namazı kılması ile, sünnet terk edilmiş olmayınca, Allahın farz kıldığı kaza namazı kılınınca, sünnet terk edilmiş olmaz. (Halebi, Tahtavî)

