Müslüman olarak yaşlanan kimse, nimete kavuşur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, 40 yaşına gelen Müslümanı, cinnet, cüzzam, baras gibi hastalıklardan korur. 50''ye gelince hesabını hafifletir. 60''a ulaşınca onu keremiyle rızıklandırır. 70''e gelince, gök ehline onu sevdirir. 80''e gelince, iyiliklerine mükâfat verir, kötülüklerini affeder. 90 yaşına varınca, onun geçmiş ve gelecek günahlarını magfiret eder ve kendisini, aile halkına şefaatçi kılar ve bir melek onun için, "Bu, Allahın himayesine girmiş bir kimsedir" der.)
(Bir kimsenin Müslüman olarak ağaran her kılı, kıyamette kendisi için bir nur olur. O kıl sebebiyle, bir günahı affolur, bir sevap yazılır.)
(Müslüman yaşlıya ikram eden, Nuh peygambere ikram etmiş gibi sevap alır. Nuh''a ikram eden de Allaha ikram etmiş olur.)
(Saçını, sakalını Müslüman olarak ağartan affolur.)
(Tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha faziletli kimse yoktur.) [Tekbir; Allahü ekber, tahmid; elhamdülillah, tesbih; sübhanallah, tehlil ise; lâ ilâhe illallah, demektir.] (Allahü teâlâ buyurdu ki: İhtiyarlık, nurumdur. Nuruma narım [cehennem ateşi] ile azap etmekten hayâ ederim. O hâlde siz de benden hayâ edin!) Resulullah efendimiz, Allahü teâlânın, "Müslüman olarak yaşlanana azap etmekten hayâ ederim" buyurduğunu bildirdikten sonra, ağladı. Sebebi sorulunca, (Allahü teâlâ, kendisinden hayâ ettiği hâlde, Ondan haya etmeyen için ağlıyorum) buyurdu. [Burada bildirilenler kul hakkı ve farz borçları hariç diğer günahlar içindir.] İnsanın başına, büyük küçük bir sıkıntı, bir bela gelince veya işi ters gidip beklediği neticeye kavuşamayınca, (Hakkımızda hayırlısı böyleymiş. Vaki olanda hayır vardır) deniyor. Bazı kimseler, (Bunun hayırlı olduğu nereden biliniyor da böyle söyleniyor? Bela için hayırlı oldu denir mi) diyerek bu söze itiraz ediyorlar. Halbuki, müminin başına gelen her bela faydalı olduğu için öyle söyleniyor. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Müslüman için Allahü teâlânın her hükmü hayırdır. Allahın kazası, herkes için hayır değil, sadece Müslüman için hayırdır.)
(Her bela, affedilecek bir günah için gelir.)
(Mümine gelen her bela, günahlarına kefaret olur
(Müminin günahları affoluncaya kadar bela gelir.)
(Belayı nimet saymayan, kâmil mümin değildir.)
Müslüman Allahın dostudur. Dostluğun alameti ise, dostun belalarına, sıkıntılarına sabretmektir. Kur''an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Sabredenlere, mükâfatlar hesapsız olarak verilir.) [Zümer 10] (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] Hz. Ömer buyurdu ki:
Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim: 1- Belayı Allahü teâlâ göndermiştir. Sevgili gönderdiği için tatlı olur. 2- Allahü teâlâya, bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim.
3- Allahü teâlâ, insanlara boş yere, faydasız birşey göndermez. Bir belaya karşılık, ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise, sonsuz olduğundan, gelen belalara sevinirim.

