Kaydet
|

Yanlış bir şey yaptığını, bir anlık dalgınlıkla arkadaşlarını unuttuğunu düşünen Gülşah, hemen sustu. Daha dikkatli olmaya gayret etti artık...

Gülşah, nikâhlısını hemen yanı başında görünce, elinde olmadan; "Doğan Bey! Doğan Bey!" diye haykırdı. Kızlar Gülşah’ın acemi davranışına ve aceleciliğine gülüştüler. Ayıp ettiğini, yanlış bir şey yaptığını, bir anlık dalgınlıkla arkadaşlarını unuttuğunu düşünen Gülşah, hemen sustu. Daha dikkatli olmaya gayret etti artık...

Kervan, Beyaz Konağın bahçe duvarına kadar iyice yaklaşmıştı. Diğer akıncıların yanı başında yakınları, etten bir duvar örmüştü. Gülüşmeler, bir şey verip, almalar hâlâ devam ediyordu. En önde gelen Doğan Bey, grubun önünde tek başına heybetle yürüyordu. Onun için de Doğan’ını çok rahat görüyordu Gülşah.

Durmadan sağa, sola bakarak gülümsüyordu yiğidi. Giyimine, kuşamına, üstündeki silahlara dikkat etti. “Biraz zayıflamış” dedi. Esir olduğu günleri, çektiği işkenceleri aklına geldi. Üzüldü. Kısa zamanda kendini topladı. Kalbi, küt küt atıyordu. Elini, başına götürdü. Olmadı sağ işaret parmağını ağzına aldı, canını acıtacak kadar ısırdı. Bağırsa, “Doğan!” dese, duyabileceği bir mesafedeydi. Ama diyemiyordu işte. “Eminim ki O da şimdi aynı şeyleri düşünüyordur” diye geçirdi içinden.

Arkadaşlarından ve oradakilerden utanmasaydı. Fırlayacak, gidip boynuna sarılacaktı ve sonra da; “Hoş geldin yiğidim, sefalar getirdin…” diyecekti ki Doğan Bey, Maria’ya işaret ederek konağa yöneldi. Bu beklenmedik hareket karşısında Gülşah’ın nefesi kesildi. Gözlerine inanamadı. Acaba rüya mı görüyordu? Oysa güneş tepede, insanlar yollara dökülmüştü. Gördüğü düş falan değil, gerçeğin tâ kendisiydi. Sevinçten ve hayretten dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Onlardan önce eve varmak için var gücüyle koştu. Kızlar oldukları yerde kalmış, olanlara bakıyordu.

Dostların düşman olur, hep kötülük edersen,

Düşmanların dost olur, hep iyilik edersen!

***

Kasım ayının bu güneşli gününde, Büyük Câmi’nin bütün kapıları, pencereleri açık tutulmuştu. Kıble tarafındaki duvarı kaplayan kufi hat altında, rahle başında oturan Emîr Sultan hazretleri, beyaz, kibar eliyle padişahın fermanını ve Mevlid-i şerifin yazılı olduğu bazı sarı sayfaları okşar gibi, nazikçe çevirdi. Önündeki işlemeli ceviz rahleye tutunarak ayağa kalktı. Elindeki beyaz mendille alnında biriken terlerini sildi ve kısa bir konuşma yaptı.

Padişah Yıldırım Han’ın fermanını ise Beyazıd Paşa okudu. Câminin içindeki ve dışındaki cemaat ayakta edeple, muhabbetle dinledi her ikisini de. Aşırı izdiham ve kalabalık da dile getirilerek cemaatin saflarını sıklaştırmaları ve sonra oturmaları gerektiği istendi.

Evdeki hesap, çarşıya uymaz,

Danışan insan, pişmanlık duymaz.

Doğan Bey, Maria’yı Gülşah’ına teslim etmiş, duygularını içine atarak, hasretini yüreğine gömerek, vakit kaybetmeden geri dönüp yerine geçmişti. Kervan, Ulucâmi-i Şerif’e doğru meraklı bakışlar altında ilerlerken, gittikçe kalabalıkta artıyordu. Halktan birçoğu gelenleri gayet yakinen tanımıştı.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.