Devrim Erbil: Sanat Batı’dan doğmadı

Düzenleyen: /
Devrim Erbil: Sanat  Batı’dan doğmadı
Haber

KÜLTüR - SANAT Haberleri

Usta ressam Devrim Erbil “Eskiden akademi, bir Fransız akademisi gibiydi. Neredeyse bazı hocalar sanatı Rönesans’la başlatırlardı. Hâlbuki sanat Batı’yla başlamadı, insanlık kadar eski…” diyor.

MURAT ÖZTEKİN

Devrim Erbil Türk resim sanatının yaşayan efsanelerinden biri… İstanbul’u merkezine aldığı, buram buram geleneksel sanatlar kokan eserleriyle namı bütün dünyaya yayılan sanatçı, artık çok sevdiği İstanbul’da değil, Bodrum’da yaşıyor. Ancak sergilerle şehre dönmeyi ihmal etmiyor. Sanatçının “Renkler ve Teknikler” adlı sergisi 1 Ekim’de AKM’de kapılarını açacak. Erbil, tuval resimlerinin yanı sıra, eserlerinden üretilmiş halıları da sergileyecek. Usta sanatçı bu vesileyle sorularıma cevap verdi…

> Bir müddettir çok sevdiğiniz İstanbul yerine Bodrum’da üretiyorsunuz. Sanat için biraz uzlete mi ihtiyaç duydunuz?

65 sene İstanbul’da yaşadıktan sonra pandemide buraya geldim. Tabii, insan biraz da kendi içerisine dönmek, benliğiyle baş başa kalmak istiyor. Burada çok farklı bir hayat var ve beni Balıkesir’de bağ bahçe içerisinde yaşadığım çocukluk günlerime götürüyor.

Devrim Erbil: Sanat  Batı’dan doğmadı

RESİMLERİM DEĞİŞİYOR

> Aslında “İstanbul ressamı” olarak anılıyorsunuz. Taşraya yerleştikten sonra resimlerinizin odak noktası değişti mi?

Tabii, resimlerim de değişiyor. Başka temalar, anılar içerisine giriyor. Bu arada büyükşehirleri de resmediyorum. Bunlar arasında Londra, Paris, Bakü, New York gibi yerler var.

> İstanbul’dan çıkıp biraz dünyaya mı açıldınız artık?

İstanbul her zaman benim içimde. Bir şehri resmetmek için altmış sene orada yaşamanın yeterli olacağını düşünüyorum! (Gülüyor)

> Şehre olan aşkınız, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi yıllarınıza mı dayanıyor?

İstanbul’u tanıdıkça sevdim. Çocukken şehri görmüştüm ama akademide okurken keşfetme hırsım farklıydı. Mesela Türk ve İslam Eserleri Müzesini keşfettiğim zaman nasıl büyük bir heyecan verdiğini anlatamam. Keza Topkapı Sarayı ve diğer tarihî yapıları ilk ziyaretlerim de öyle oldu. Kazancılar Yokuşu’ndan Taksim’e çıkardık. Bu yol akademiyi, kültür ve sanat ortamlarına bağlayan bir yoldu.

> O yıllarda Türkiye’de nasıl bir sanat ortamı vardı?

Türkiye’de sanat, belirli yerlerde, belirli kişiler tarafından yapılabilen bir olaydı. Âdeta bir lükstü… Ben de akademide Bedir Rahmi, Cemal Tollu ve Cevat Dereli olmak üzere üç atölyeye asistanlık yapıyordum. Kadro çok zayıftı. Fakat o günün şartlarında sanatçılar akademide maaş alarak, sanat yapma imkânı buluyordu. O sebeple akademi, Türkiye’deki sanatçıların sığınağıydı.       

Devrim Erbil: Sanat  Batı’dan doğmadı
Devrim Erbil’in Beyoğlu Kültür Yolu Festivali çerçevesinde 1 Ekim’de İstanbul’daki AKM’de açılacak “Renkler ve Teknikler” sergisi, 23 Ekim’e kadar görülebilecek.

PICASSO HATTA HAYRANDI

> Eskiden akademide sanat atölyeleri nasıl olurdu?

Akademideki atölyeler disiplinliydi ama o derece de özgür değildi. Hiçbir şeyi tartışamazdınız. Öğrencilere bir bakardınız; hepsi aynı şeyi yapmış. Çünkü akademi, bir Fransız akademisi gibiydi. Neredeyse bazı hocalar sanatı Rönesans’la başlatırlardı. Hâlbuki sanat Batı’yla başlamadı, insanlık kadar eski… Sonra, akademide Batı sanatının dışındakiler ciddiye alınmazdı. Mesela Nurullah Berk, minyatürleri anımsatan şeyler yapardı ama bu sanatları küçük görürdü.

> Enteresan…

Hâlbuki Nurullah Berk bana bizzat anlattı; Picasso Paris’te kendisine “Hat sanatını iyi incelediniz mi?” diye sormuş. Çünkü Picasso dünyanın neresinde ne olduğunu biliyordu. Sanatın bütün kurallarını taşıyan hat sanatına ve minyatüre hayran olmaması mümkün değildi. O hayranlığından dolayı sordu. Bu, bir eleştiri mahiyeti de taşıyordu. Yani bir kişinin kültürünü tanıması gerekiyor.

> Ancak siz farklı bir yoldan ilerlediniz; geleneksel sanatlardan ilham alan eserler vermeye başladınız. Nasıl oldu?

Ben daha akademi yıllarından itibaren Türk ve İslam Eserleri Müzesine giderdim. Müze müdürü Can Kerametli kültürümüzü öğrenmek istediğimi görünce, bana sıcak davranır, teşhirde olmayan minyatürleri gösterirdi. Hat sanatını orada tanıdım. Hem hat sanatının hem de minyatürün değerlerini çok seviyorum. Eserlerimde ikisi ayrı ayrı veya birleştiren bakış açılarım olabilir.

TÜRK SANATININ KÖKLERİ TANINMALI

> Bugün Türk resmi, Batı etkisinden uzaklaşıp kendi kimliğini buldu mu?

Türk resmi hâlâ kendini oluşturmanın doğum sancılarını yaşıyor. Değerli Türk sanatçıları yetişecektir. Genlerimizde kültürlerin birikimi var. Herkesin Türk sanatının köklerini iyi tanıması gerekiyor. Siyaset bir başka yerde kalmalı, sanat için bu yapılmalı.

> Peki, genç ressamlara ne gibi tavsiyeleriniz oluyor?

Sanatı delicesine sevmek gerekir. Başka türlü olmaz. Ben hâlâ yatarken ertesi gün hangi resmi yapacağımı düşünüyorum; yapacağım resimler rüyama bile giriyor.

> Hâlâ hayalini kurup, yapamadığınız yerler var mı?

Mesela hep Sivas’taki Divriği Ulu Cami’nin resmini yapmak istedim. Özellikle portalinin verdiği heyecanı bir gün Devrim Erbil çizgisiyle göstermek istiyorum.         

ŞEHİRLERİMİZ RENKSİZ

> AKM’de açılacak yeni serginize sözü getirirsek; “Renkler ve Teknikler” diyorsunuz. Neye odaklandınız?

Bu serginin başlığında özellikle renk kelimesini kullandım. Çünkü farkında olmasak da renklerin etkisi altındayız. Mesela bir kırmızı duvara baktığımızda ister istemez kanımız süratle akar. Bu konuda eksiklik var. Mesela kentlerimiz kişiliksiz renklerin bir toplamı oldu. Renksiz bir dünya, hayatın tatsız olduğu bir dünyadır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
Sonraki Haber Yükleniyor...