MURAT ÖZTEKİN

Ruhsar Özer, yaklaşık yarım asrını minyatüre adamış bir sanatçı. Genç bir kız iken klasik sanatların duayen ismi Ord. Prof. Süheyl Ünver’in atölyesine adım atan Özer, yaklaşık yedi sene ondan eğitim aldı. Eserlerine “bugünü” katan sanatçı Özer, değişik ülkelerde çok sayıda sergi açıp minyatür sanatıyla çizgi roman imal etti. Aslında bir psikolog olan Ruhsar Özer, eserlerini İTÜ Sanat Galerisinde açılan “Zamandan Zamana Yolculuk” sergisinde bir araya getirdi. Biz de kendisinden hocası Süheyl Ünver’i ve sanat yolculuğunu dinledik...

SÜHEYL ÜNVER’İN ODASI KÜLTÜR EVİ GİBİYDİ
Aslında bir psikologsunuz. Nasıl tanıştınız klasik sanatlarla?
Klasik sanatlarla 1970’lerde, bu işlerin meşhur üstadı Süheyl Ünver sayesinde tanıştım. Liseden sonra haftada iki gün kendisinden ders alıyordum. Süheyl Hoca, Cerrahpaşa Üniversitesinde Tıp Tarihi Kürsüsünde dersler veriyordu. Odasını ise bir sanat atölyesine çevirmişti. Orada daha çok tezhip çalışılıyordu, resme kabiliyetli olanlar ise minyatüre yönlendiriliyordu. Ben de yedi seneye yakın kendisinden ders aldım. Orası bir kültür evi gibiydi. Sadece sanat dersi alanlar değil, dışarıdan insanlar da Süheyl Bey’i dinlemeye gelirdi. Kendisi masaların arasında dolaşır, devamlı bir şeyler anlatırdı.

Neler anlatırdı?
Devamlı okumamızı ve bir şeylerle meşgul olmamızı tavsiye ederdi. “Hayat bize verilmiş bir şans, boş zaman geçirmemek lazım. Ben yolda yürürken bile ya yapacağım bir şeyi hayal ederim ya etrafı incelerim veya Ayete’l-Kürsi okurum” derdi. Malumunuz Süheyl Ünver; cami, çeşme gibi İstanbul’un kültürünü kayıt altına alarak, yok olmamaları için elinden geleni yaptı.

MAZİYE KÖPRÜ OLDU
O yıllarda klasik sanatlara rağbetin düşük olmasına rağmen canlı bir ortam vardı sanırım Ünver’in atölyesine?

O senelerde klasik sanatlarda bir boşluk devri yaşanıyordu. Bu yüzden minyatür gibi klasik sanatlar hakkında çok az kimsenin bilgisi vardı.  Ama Süheyl Bey ise Osmanlıda klasik sanat eğitimi alan son isimlerdendi. Hem doktor hem de sanatkârdı. Hoca Ali Rıza’nın talebesiydi. Kendisi atölyesinde geçmişle gelecek arasında bir köprü vazifesi gördü. İslam sanatlarının yok olmayıp devam etmesini sağladı. 

Kendisi klasik sanatlarda yapılan yeniliklere nasıl bakardı?
Süheyl Bey her şeyin doğru ve zamanında yapılması gerektiğini düşünürdü. Yeni şeylere karşı değildi. Ancak yeniliklerin sanatın mihenk taşlarına oturtularak yapılması gerektiğini söylerdi.

Peki, siz ne buluyorsunuz minyatür sanatında?
Kırk yedi senedir minyatür sanatını icra ediyorum. Bu sanat daha çok iki boyutlu olarak yapılıyor ama isterseniz üçüncü boyut da dâhil olabiliyor. Minyatür, Osmanlı gibi Uygurlar ve Selçuklular devrinde de canlı olmuş bir Türk resim sanatı. Stilize resim gibi bir şey ve bu yüzden çok seviyorum. Minyatür dünde kalmış bir sanatı değil. İnsan var ise minyatür de vardır. Bu sanat dün de vardı, bugün de var yarın da olacak...

KLASİK SANATLA ÇİZGİ ROMAN BİLE YAPTIM
Siz eserlerinize bugünden neler katıyorsunuz?
Minyatürlerimde aktüel her şey yer alabilir. Mesela ben bugün görülebilen Menteşeoğlullarının harabelerini bile minyatüre taşıdım. Şimdi ne oluyorsa minyatür de yer almalı. Hayal dünyası da minyatürün temel mevzularından. Sanatımın ilk yıllarında minyatürden çizgi roman bile yapmıştım.

Peki, klasik sanatların hızla yayılmasına nasıl bakıyorsunuz? Kemiyet ile keyfiyet aynı derecede mi?
Geleneksel sanatlarımızın popüler olması güzel bir şey. Herkes yapabildiğini yapsın. Doğru olanlar zaten yükselecektir diye düşünüyorum.

Son serginizde nasıl bir tema var?
Minyatür çok detaylı bir çalışma. Tek bir tema yok. Hayal ve mitolojiyi bir araya getirdim çoğu zaman. Yunus Emre ve Karacaoğlan’ın dâhil birçok klasik şey çalışmalarıma yansıdı.