MURAT ÖZTEKİN

En büyük membaı İstanbul olan geleneksel hat sanatı, dünyanın sıra dışı yerlerinde de yaşatılıyor… Hattat Nuria Garcia Masip de bu kadim sanatı, eşiyle birlikte Avrupa’nın kalbi Paris’te icra ediyor. Yıllar evvel Müslümanlığı seçen İspanyol bir ailenin kızı olan Masip, enteresan bir serüvenin sonunda hat sanatıyla tanışmış; hâliyle yolu İstanbul’da Hasan Çelebi ve Davut Bektaş’la kesişmiş. Biz de kendisinden sanat yolculuğunu dinledik…

BİZİM HİKÂYEMİZ: KISMET
∂ Ailecek İspanyolsunuz ama İslam dinine inanıyorsunuz. Nasıl bir hikâyesi var bunun?
Babam Madridli, annem Valencialı... Onlar ben doğmadan evvel, 1960’larda İbiza Adası’nda yaşıyorlarmış. O zamanlar adada hippilik yaygınmış; çeşitli dinî ve mistik gruplar birlikte yaşıyormuş. Ebeveynlerim bazı kitapları okuyarak, özellikle tasavvuf sayesinde Müslümanlığı seçmişler. Tabii, bu her şeyin ötesinde bir kısmet...

∂ Peki sizin hat sanatıyla tanışmanız nasıl oldu?                 
George Washington Üniversitesi’nde okurken İslam sanatları hakkında araştırmalar yapmaya başladım. Üniversiteyi tamamladıktan sonra da İslam sanatlarını öğrenmek için Fas’a gittim. Orada geleneksel sanatlar hâlâ canlıydı. Metotlu bir öğretim olmasa da hat sanatı da yapılıyordu. O zaman fark ettim ki hat çok güzel bir sanat.

∂ Hat sanatının sizi çeken tarafı neydi, nasıl ilerlediniz?
Hat sanatında sadece mürekkep, kâğıt ve kalemle çok güzel bir sanat ortaya çıkarabiliyorsunuz. Bu yüzden bu sanatı öğrenmek için bir hat hocasına ihtiyacım olduğunu düşündüm. Bir arkadaşım ABD’de yaşayan Muhammed Zekeriya’yı tavsiye etti. Fas’tan Washington’a döndüm ve iki sene Zekeriya ile çalıştım. İnanılmaz bir hoca olan Zekeriya, çok saygı duyduğu geleneksel Osmanlı hat sanatını bana öğretti.

∂ Nasıl oldu da yolunuz İstanbul’a uzandı?
Aslında bunu bana Muammed Zekeriya tavsiye etti. Beni, kendisinin de hocası olan Hasan Çelebi’ye yönlendirdi. Ben de öyle yapıp 2004’te İstanbul’a geldim ama Hasan Çelebi çok yaşlı olduğunu söyleyerek beni talebesi olan Davut Bektaş’a yönlendirdi. Ama Hasan Hoca da yaptıklarımı ara ara takip etti. 2007’de üç hocadan imzalı icazet aldım.

TÜRKÇEYİ HAT İÇİN ÖĞRENDİM
∂ Türkçeniz gayet iyi. Bunu neye borçlusunuz?
Sadece hat sanatı için Türkçe öğrendim diyebilirim. Çünkü tercüme ile sanat öğrenmek zordu. Sonra, bu sanat sadece harf yazmak değil; bir adap ve usulü de var.

∂ Bir “adap” diyorsunuz. Hat hocalarından sanatın dışında ne öğrendiniz?
Hat hocaları çok az konuşuyorlar ama insanın ruhunu eğitiyorlar. Çünkü bu sanat için çok sabırlı, alçak gönüllü ve çalışkan olmak gerekiyor. Bunları hat sanatı ve hoca sayesine bir şekilde öğreniyorsunuz. Hem de hiç konuşmadan... Modern sanatlarda bunlar yok.

∂ Peki, hat bir sanat mı, yoksa bir hayat tarzı mı?
Ben bu sanata çok gençken, 20 yaşımda başladım. O zamandan beri vakitlerim tek başıma çalışarak geçiyor. Ben de öğrencilerime “Tek başınıza 8 saat masa başında kalabilir misiniz?” diye soruyorum.

FRANSIZLAR HAT SANATINA ÇOK SAYGILI
∂ İstanbul, hat sanatı için asırlardır merkez oldu. Siz ne buluyorsunuz bu şehirde?
İstanbul hat sanatı için her zaman çok önemli bir merkez. Çünkü Osmanlı İslam dünyasının son imparatorluğuydu. Bunun için en büyük hattatlar 19. asırda Osmanlıda yaşadı. Bize çok yakın. Onun için İstanbul’da her şey çok taze. Bu şehir sayesinde Arap dünyasında da hat sanatı canlandı. Ben de sık sık İstanbul’ a geliyorum. Bana ilham verdiği gibi, hocalarımla irtibat kurmama da yarıyor.

∂ Şu an Paris’te çalışmalarınızı yürütüyorsunuz. Hat sanatı yolculuğunuz nasıl devam ediyor?
Paris’te çok Müslüman var ama İslam sanatları hakkında çok az şey biliyorlar. Bu yüzden Batı’da en önemli şey hat sanatını tanıtmak. Ben de hem sanatımı icra ediyorum hem de dersler veriyorum. Ben öğrencilerime ilk önce hat sanatının adabını öğretmeye çalışıyorum. Müslüman olmayanlardan hat sanatına ilgi duyanlar da var. Hatta Fransızların bazıları hat sanatına daha çok saygılılar. Bazen Fransız öğrenciler çok daha çalışkan olabiliyor.

∂ Hat gibi İslami bir sanatı, Fransa gibi bir Batı ülkesinde çalışmak nasıl bir his?
Aslında bu, kendimi nehirde akıntıya karşı yüzen bir balık gibi hissetmeme sebep oluyor. Hakikaten hat sanatını insanlara tanıtmak için çok çalışıyorum. Atölyelerde dersler veriyorum, workshoplar yapıyorum, üniversitede araştırma gerçekleştiriyorum. Ama hat sanatı Fransız kültürüne uzak olduğu için yaptığım iş çok zor. Eşimin hattat olması ise benim için büyük bir şans. Atölyemizde beraber çalışıyoruz. O klasik İran hattı yapıyor ben de Osmanlı usulü işler yapıyorum. Birbirimizi tamamlıyoruz.