MURAT ÖZTEKİN

UNESCO’nun ihdas ettiği “Dünya Sanat Günü” her sene nisan ayının 15’inde kutlanıyor… Biz de dün Türkiye’de çeşitli sergi ve faaliyetlerle hatırlanan gün vesilesiyle sanatçılardan ziyade sanat dünyasına odaklanan filmleri mercek altına aldık. Bazıları sanat yoluyla işlenen kara para aklamalarını merkezine alıyordu, kimi “sanatsal” bir dolandırıcılığı, bazıları da sanatı kutsallaştıran gariplikleri… 

DUVARDAKİ MUZ GİBİ
Kara mizah dozu yüksek filmleriyle adından söz ettiren Arjantinli yönetmen Gastón Duprat’ın “Şaheserim” (My Masterpiece) adlı filmi, bir ressamın yaşadıkları üzerinden çağdaş sanat dünyasının dehlizlerinde dolaşıyor. Eser, demode olan Ressam Renzo’nun, sanat simsarı arkadaşı Arturo’nun “oyunuyla” yeniden popüler olmasını işliyor. Çağdaş sanat âleminin kirli çamaşırlarını ortaya döken eser, Maurizio Cattelan’ın duvara yapıştırdığı “muz” gibi ciddi bir taşlama mahiyetinde!

DUYGULAR MI SAHTE, YOKSA RESİMLER Mİ?
Usta İtalyan yönetmen Giuseppe Tornatore, “En İyi Teklif”te (The Best Offer) bir müzayedecinin hırsları üzerinden sanat piyasasına bakış atıyor… Seyirciyi peşinden sürükleyen olaylar silsilesi Virgil Oldman adlı müzayedecinin eserlerine kıymet biçmek için bir kadının evine gitmesiyle başlıyor. “İnsan duyguları sanat eserleri gibidir; taklitler tamamen orijinal gibi gözükebilir” gibi diyalogları barındıran eser, bir adamın duygusal dönüşümüne odaklanırken sanattaki “sahtekârlıklar” hakkında da düşündüren sekanslar ortaya koyuyor.

SANAT İŞİN NERESİNDE?
Netflix’in çok konuşulan filmi “Velvet Buzzsaw” da güncel sanatın garipliklerine savaş açan filmlerden… Yönetmenliğini Dan Gilroy’un üstlenip başrollerinde Jake Gyllenhaal, Billy Magnussen ve Toni Collette gibi isimlerin yer aldığı eser, hassas bir sanat simsarı ve elemanının, dairesinde ölü bulunan bir ressamın eserlerine ulaşmasıyla yaşanan hadiseleri merkezine alıyor. Korku türündeki film, Los Angeles sanat camiasında dönen dolapları başarıyla hicvederken sıra dışı bir anlatım sunuyor. Sanat galerisinde kolu koparak ölen bir kadının sanat eseri sanılması, filmin ironik sahnelerinden biri…

“KARE” İÇİNDE OYUN
İsveçli yönetmen Ruben Östlund’un Altın Palmiyeli filmi “Kare” (The Square) seyircisini “Sanat nedir?” sorusu üzerine düşünmeye iten eserlerden…  Kare adlı enstalasyon çalışması hazırlığında olan bir müze küratörünün başına gelenler, çağdaş sanat eleştirisine dönüştürülüyor. Yönetmen Östlund, kendine has bir mizahla güncel sanatın gariplikleriyle kıyasıya alay ediyor. Öte yandan mülteci problemi üzerinden Batı insanının çarpık portresi çiziliyor…

ÇAĞDAŞ SANATIN İNTİKAMI
Şimdilerde yönetmenliğe soyunan meşhur moda tasarımcısı Tom Ford’un “Gece Hayvanları” da nispeten sanatsal çerçeve içine sığdırabilecek filmlerden. Eserde bir adamın sanat galerisi sahibesi eski eşinden enteresan bir kitapla intikam almasına odaklanılıyor. Bu hikâyenin arka planına ise çağdaş sanatın dilemmaları ve sathi kalan yönleri yerleştiriliyor.

TENET’TEKİ SANAT
Christopher Nolan’ın son filmi “Tenet” her ne kadar dünyaya kurtarmaya çalışan gizli bir ajanın zamanda raksını mevzu edinse de sanat piyasasına dokunan eserlerden. Filmde, “Kahraman” kod adlı ajan, Rus mafya babası Sator’a, meşhur ressam Francis Goya’nın sahte bir tablosuyla ulaşıyor. Suçluların resim koleksiyoncusu olmaları, sanat eserlerinin yüksek fiyata satılmalarının arka planı ve vergisiz bölgeler filmde aydınlığa kavuşturuluyor.