MURAT ÖZTEKİN

Sultan III. Selim zamanında bir Mevlevi dervişi, Beykoz sırtlarına cam atölyesi açar. Mehmed Dede diye anılan bu zat, Padişah’ın emriyle gittiği Venedik’te opal cam yapımını öğrenmiş, Osmanlılara tanıtmaya başlamıştır. Yüreğindeki manevi aşkın şiddetinden midir bilinmez, üflediği camlar pek güzel şekil alır, namı yayılır. Yapılan cam eserler de Mevlevi külahlarına benzer. Derken Sultan Abdülmecid zamanında da bölgede “Beykoz Cam ve Billurat Fabrika-i Hümayunu” adıyla bir de cam fabrikası faaliyete başlar. Sonrasında cam atölyeleri peşi sıra belirir Beykoz’da. Öyle ki “Beykoz işi” diye sıfat çıkar ortaya... Envaiçeşit nesne imal edilir camla; renk renk eserler yapılır saraylara, konaklara... Kâbe gibi mukaddes mekânların cam işleri de Beykoz’da imal olunur... Semt günümüzde de camla anılır...
İşte böyle bir maziye sahip Beykoz, bugünlerde Türkiye’nin en zengin cam müzesine ev sahipliği yapmaya başladı. Millî Sarayların Abraham Paşa Korusu’ndaki ahırları restore ederek meydana getirdiği Beykoz Cam ve Billur Müzesi, geçtiğimiz haftalarda kapılarını ziyarete açtı. Kapıların ardında ise oldukça ışıltılı bir dünya vardı...

1.500 ESER TEŞHİRDE
360 dönümlük arazinin içindeki müze, 12 tematik kısımdan meydana geliyor ki, 1.500 eserle cama dair her şey var burada. Türkiye’nin farklı saray ve müzelerinden taşınan eserlerle meydana getirilen müzede, ışıltılı ve ihtişamlı eserlerle camın Türk tarihindeki izlerini de sürebiliyorsunuz. Koleksiyonun en kadim eserlerinden biri Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad’ın Kubadabad Sarayı’nın kazılarından çıkarılan 700 senelik cam tabak. Neredeyse hiç hasar görmemiş Memlûk kandilleri, hat sanatıyla süslenmiş kandiller, Osmanlı revzenleri, Osmanlı Sultanlarından yadigâr cam nesneler ve Avrupa’daki cam örnekleri de müzede dikkat çekiyor. Cam atölyesi ve cam sanatına dair kütüphane de müzede meraklılarına sunuluyor.

MÜZENİN MAZİSİ RENKLİ
Ziyaretimizde bize refakat eden Millî Saraylar Anadolu Yakası Daire Başkanı Osman Celâlettin Urhan, “Topkapı Sarayı’nın depolarında teşhir edemediğimiz birçok cam eser vardı. Cumhurbaşkanı’mızın da tavsiyeleriyle böyle bir müze fikri oluştu. Camla özdeşleşen Beykoz’daki Abraham Paşa Korusu’nu seçtik. Türkiye’de bir ilk olsun diyerek bu müzeyi meydana getirdik” diyerek müzenin ortaya çıkış hikâyesini aktarıyor.
Abraham Paşa Köşkü’nden kalan ahırlardaki üç senelik restorasyondan sonra müzeyi hazır hâle getirdiklerini aktaran Urhan “Millî Saraylar envanteri dışında Kültür ve Turizm Bakanlığının da bize katkıları oldu. Adıyaman Müzesi, Konya Müzesi ve Mardin Müzesi gibi Türkiye’nin çeşitli yerlerinden az sayıda da olsa eserler aldık. 13. asırdan başlayıp 19. asra kadar uzanan eserlerle camın Türk tarihindeki 600 yıllık kronolojik bir hikâyesi gibi burası…” şeklinde konuşuyor. Camın Türk kültüründeki yerine temas eden Urhan “Cam, ihtişamı ve zarafeti beraberinde getirdiği için eski kültürümüzde oldukça değer verilmiş. Camilerden kütüphanelere kadar cam sanatı hayatın merkezinde yer almış. Dolayısıyla geçmişle irtibatı sağlamada cam ışıltılı bir vasıta olabilir” diye konuşuyor.

KORUNUN İÇİNDEKİ HAZİNE
Sultan Abdülaziz devrinde vezirliğe kadar yükselen Abraham Paşa’nın korusunda bir zamanlar köşkler, kuşhaneler, havuzlar, tiyatro binası gibi yapılar bulunmaktaydı. Sultan Abdülhamid zamanında bu arazi satın alınarak “Hürriyet Bahçesi” adıyla halka açıldı... Korunun sadece ahırları günümüze ulaştı.