MURAT ÖZTEKİN

Yüksek bir sanat anlayışı ve eşsiz desenlere sahip tezhip, çini gibi süsleme sanatları, 16. asrın Osmanlısında zirve noktasına ulaştı. Ancak her kemalin bir zevali vardı... Tezyinî sanatlar, 20. asra geldiğinde kimliğini tamamen kaybetti, eski desenler unutuldu. Cumhuriyetin ilk yıllarına rastlayan bu devirde ise bir sanatçı çıkıp dört asır öncesinin desen kurallarını araştırarak klasik sanatların yeniden canlanmasını sağladı. İsmi az bilinen o sanatçı Feyzullah Dayıgil’den başkası değildi.

SANAT KAHRAMANI
Tanınmış tezhip ve minyatür sanatçısı Prof. Dr. Çiçek Derman ise hocasının hocası olan Dayıgil’i ilk defa kaleme alan isim oldu. Kubbealtı Neşriyat’tan çıkan “Türk Tezyînatını Canlandıran Adam: Feyzullah Dayıgil” adlı kitap, hatıralar ve belgeler ışığında sıra dışı bir sanat kahramanının hayatına odaklanıyor. İngilizce kısmıyla birlikte neşredilen eserde; Dayıgil’in hazırladığı desenlere, yayımlanmış yazıları ve hakkındaki belgelere de yer veriliyor.
Kitaptan öğrendiğimize göre; 1910’da Çırağan Sarayının yandığı gün dünyaya gelen Feyzullah Efendi, Şark Teyzini Sanatlar Mektebinde okur, sonrasında bugün adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Güzel Sanatlar Akademisinde hoca olur. Onun 1936’da başlayan hocalık serüveni, araştırmacı kişiliğini de öne çıkarır. Zira akademideki birbirinin kopyası eserler ve ders veren hocaların eksiklikleri fena hâlde canını sıkar; belki de bu sebeple tarihteki Türk desenlerini araştırmaya başlar...

TEK TEK ABİDELERİ DOLAŞTI
O yıllarda kendisinin talebesi olan meşhur sanatçı Rikkat Kunt’la birlikte İstanbul’un çini bezeli yapılarını incelemeye başlar. Topkapı Sarayı, Eyüpsultan Türbesi, Sultanahmet Camii... Tek tek dolaştığı abidevi eserlerde zamanla unutulup giden kavramları yeniden keşfeder. “İstanbul Çinilerinde Lale” isimli çalışması, bu çabalardan doğar. Dayıgil, tezyinî sanatların zirve döneminin klasik kaidelerinin yeninden hatırlanmasını sağlar. Tezhip ve çini nakışları sahasında “eskisinin taklidi olmayan yeni” uygulamaların öncüsü olur. Feyzullah Dayıgil, gerek tezhip gerekse çini desenlerinde farklı motifleri değişik tarzlarda kullanarak sıra dışı desenler ortaya çıkarır.
Ancak Dayıgil, bir akademi kıyafet balosuna çuvaldan yapılma frakla katılıp kemerine Toprak Mahsulleri Ofisi amblemi asacak kadar muzip bir karaktere sahiptir! Öte yandan sivri dilli ve alaycıdır da... Bu sebeple doğru bildikleri uğrunda Akademi’deki diğer hocalarla karşı karşıya gelir. Arası bozulduğu isimler arasında Süheyl Ünver ve Necmettin Okyay gibi üstatlar da vardır.

DESENLERİNİN ÇOĞU YOK OLDU
Ömrü çeşitli hastalıklarla geçen Dayıgil’in hayatının son yıllarında evinde bir yangın çıkar ve desenlerinin çoğu yanar. Uzun yıllar annesiyle yaşayıp yalnız bir ömür geçiren Dayıgil, yakalandığı verem hastalığından ötürü, henüz 39 yaşında 1949’da hayata gözlerini kapar... Ondan kalan az sayıdaki çini ve tezhip deseni vefatından sonra arkadaşı Emin Barın’ın koleksiyonuna ve bazı talebelerine geçer..

HAYATI GÖLGEDE KALDI
Sorularımızı cevaplayarak Türk Tezyînatını Canlandıran Adam: Feyzullah Dayıgil” kitabını anlatan Çiçek Derman “Bu çalışmam 30 seneden fazla bir zaman öncesine dayanıyor. Çünkü Feyzullah Dayıgil 39 yaşında vefat etmiş ve bir yangında birçok deseni kül olmuş. Bu sebeple hakkında çok zor belge toplayabildim. Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt Hocalarımın terekelerinden çıkanlar ile Kerim Silivrili Hoca’nın bana emanet ettiği evraklarını toplayabilmek için uzun bir zamana ihtiyacım vardı” diyor. Kitabın bir vefa borcu olduğunu vurgulayan Derman “Feyzullah Dayıgil, benim hocamın hocasıdır. Bu sebep, benim için yeterlidir. Öte yandan Feyzullah Dayıgil, son derece araştırmacı biri olarak sanatlarımızın kaybolan kaidelerini yeniden ortaya çıkarak kısa ömründe çok büyük bir hizmet gördü. Hasta bünyesine rağmen desen için en sağlam belge olan çinilerin peşine düştü. Sanatı kopyadan kurtarmak için Rikkat Hoca’mla birlikte 16. asırdan kalan örnekler üzerinden desenlerin kaidelerini ortaya koydu. İkili çalışma sonrasında eski tezhip sanatının ana kaideleri yeniden hatırlandı. Ama onun hakkında şimdiye kadar hiçbir şey yazılmamış. Çok gölgede kalmış” ifadelerini kullanıyor.