MURAT ÖZTEKİN

İlk örnekleri nükleer felaketler üzerine kurulu o filmlerde yıllar geçtikçe mevzu, su kirliliklerine ve nihayet global ısınmaya uzandı. Korku ve gerilimle farkındalık meydana getirilen eserler, belki de çevreye en çok zarar veren Batı’nın, sinema endüstrisi yoluyla günah çıkarmasıydı... Her neyse, gelin o filmleri yeniden hatırlayalım...

AÇLIK
Hollywood’da çevreye odaklanan filmler elli sene önceye kadar gidiyor. İlklerden biri olan Richard Fleischer imzalı “Açlık” (Soylent Green-1973) çevre kirliliği sebebiyle insanların natürel gıdalar bulamadığı bir gelecekte geçiyor. (Filmdeki yıl 2022). Böyle bir zamanda “soylent” isimli gıda ise her şeyi değiştiriyor... Polisiye tarafı güçlü eser, ders verici mahiyette. Neyse ki dünyamız henüz filmdeki gibi değil!

DÜNYANIN KADERİ
Nükleer santralde yaşanan bir kazaya şahitlik eden gazetecinin hakikati duyurma kavgasına odaklanan James Bridges’in “Dünyanın Kaderi” (The China Syndrome- 1979) ise vahşi kapitalizme ağır tenkitler getiriyor. Enteresandır politik ciheti yoğun filmin ilk vizyona girdiği günlerde ABD’de meşhur “Three Mile Island Nükleer Kazası” meydana geldi; eserin vuruculuğu katlandı...

WALL-E
Yönetmen Andrew Stanton’ın meşhur “Wall-E”si (2008) de çevreye dair unutulmaz filmlerden biri... Eser, insanoğlunun bitmek tükenmek hırsıyla dünyayı dev bir çöplüğe dönüştürerek temizlik robotu Wall-E’ye bıraktığı bir gelecekten sesleniyor. Bir garip aşk hikâyesi filmin temelini meydana getirse de yönetmen Stanton çevre problemlerine ve tüketim toplumuna dair ciddi şeyler söylüyor.

GECE PLANI
Çevrecilerin bazen radikalleştiği de bir hakikat... Kelly Reichardt’ın bağımsız filmi “Gece Planı” da (2014)  biraz böyle bir hikâye anlatıyor. Üç çevre aktivistinin protesto için bir hidroelektrik santralini havaya uçurma planını ve sonrasında giriştikleri “muhasebeyi” mevzu edinen film, seyir içinse fazlaca sabır gerektiriyor. Reichardt, sıra dışı anlatım tercihine rağmen, eserine tesirli mesajlar yüklüyor...

TATLI BELA
Sinema tarihinin en üretken yönetmenlerinden biri olan Steven Soderbergh’ün kendini usta olarak ispat ettiği “Tatlı Bela” ise bir elektrik şirketinin suları zehirlediğini öğrenen Erin Brockovich adlı kadının hukuk savaşını merkezine alıyor. Julia Roberts’ın performansıyla Oscar’a uzandığı eser, feminist tarafı da olan, “vasat” örneklerden biri...

YARINDAN SONRA
Global ısınma, zaman zaman politik bir silaha dönüştüğü gibi 2000 sonrası çevre filmlerinin de merkezine yerleşti. Onların en ikoniği “Yarından Sonra” oldu.  Roland Emmerich’in direktörlüğünü yaptığı filmde, bilim adamlarının ikazlarına kulak asmayan ABD gibi gelişmiş ülkeler, Buzul Çağı felaketine duçar oluyordu. Eser, klişelerle dolu ama kendini seyrettiriyor.

BÜYÜK FELAKET
“Deepwater Horizon: Büyük Felaket” ise 2010 yılında yaşanan Amerikan tarihindeki en büyük petrol sızıntısını hikâye ediyor. 126 kişilik ekibin, okyanusun ortasındaki yangınla mücadelesi, filmde yavaş yavaş yükselen bir gerilimle tasvir edilirken dokümanter unsurlar da kullanılıyor. Eser her ne kadar realist olsa da cevaplamadığı sorular da var...

AVATAR
Görsel efektleriyle Hollywood’da çığır açan “Avatar” da yüksek çevre hassasiyetiyle meydana getirilmiş filmlerden. Yönetmen James Cameron, insanoğlunun Pandora gezegenindeki ‘Navi’lerle karşılaşması üzerinden hem Batı sömürgeciliğe hem de tabiatın talan edilmesine vurgu yapıyor. Avatar’ın ikinci filminin ise gelecek sene seyirciyle buluşması planlanıyor.

ÇEVRECİ YERLİLER
Türk sinemasında “Yol” gibi filmlerde at öldürüldüğü bile vaki ama buna rağmen çevre hassasiyeti güden eserler de var. Halit Refiğ’in “Son Darbesi”, Atıf Yılmaz’ın “Tuzak”ı, Çetin İnanç’ın başrolüne Cüneyt Arkın’ı koyduğu “Su” filmi, Orhan Oğuz’un “Manisa Tarzanı” ve Emre Yeksan’ın “Körfez”i o filmlerden öne çıkanlar arasında yer alıyor...