MURAT ÖZTEKİN

KADIN DAYANIŞMASI
James Bond’un kadın bir karakterle karşımıza çıkma ihtimalinin konuşulduğu bugünlerde, sinemada çok şeyin değiştiği (veya değiştirildiği) aşikâr. “Charlie’s Angels”, “Ocean’s 8” ve “Hayalet Avcıları: Bu Çağrıya Cevap Ver” gibi meşhur eserlere, kadın karakterlerle yapılan ilaveler, Hollywood’da ticari bir furyaya dönüşmüşken, yönetmen Simon Kinberg de duruma başka bir şekilde dâhil oluyor. Bugün gösterime giren ve adını George Washington devrindeki kim olduğu bilinmeyen bir kadın ajandan alan “Kod 355”, tanındık casus filmlerinin üslubuyla, kadın ajanları bir araya getiriyor. Üstelik ekibin oldukça “orijinal” bir hedefi var: Tehlikeli bir “silahtan” dünyayı kurtarmak!

KADINLAR MİKROÇİPİN PEŞİNDE
Bol yıldızlı oyuncu kadrosuna sahip eserde; Jessica Chastain, Penélope Cruz, Bingbing Fan, Diane Kruger, Lupita Nyong’o, Édgar Ramirez ve Sebastian Stan başrollerde yer alıyor. Hikâye Kolombiya’dan açılıyor. Mafya tipli bir adam, dünyadaki dijital olan hemen her şeyi kontrol edebilen, bir veri anahtarlı mikroçipe sahip olduğunu anlatıyor. Bunu pazarladığı adamın gözleri önünde bir yolcu uçağını düşürüp, ardından gülümsüyor. Derken bir hengame çıkıyor ve bu “tehlikeli silah” ortadan kayboluyor. Mikroçipin ortaya çıkarılması içinse CIA’in kadın ajanlarından Mason vazifelendiriliyor. Ancak dünyayı alt üst edebilecek bu silahın peşinde olan Alman ajan Marie işleri karıştırıyor. Hadiseye MI6’in bilgisayar uzmanı Khadijah ve Kolombiyalı psikolog Graciela da dâhil olunca, kadınlar biraz didiştikten sonra ortak düşmana karşı birlikte hareket etmeye karar veriyor. Kendilerine Çinli bir kadın ajanın da yardım ettiği ekip, Paris’ten Fas’a, Şanghay’dan Washington’a uzanan bu macerada erkek düşmanlarının elindeki sürücünün peşine düşüyorlar…

CASUSLUK KOKTEYLİ!
“James Bond”, “Bourne” ve “Görevimiz Tehlike” gibi namlı casusluk ve aksiyon serilerinin karışımının kadın versiyonu gibi duran “Kod 355”, Hollywood’un âdeta kutsal vazife addettiği kadın meselesini işlemenin “cesaretiyle” çekilmiş. Mesela Penélope Cruz’un canlandırdığı iki çocuk annesi Graciela “James Bond hiçbir zaman gerçek hayatla uğraşmak zorunda kalmadı” diyor. Galiba yönetmen Kinberg, sadece eşitlik mesajları vererek tesirli bir aksiyon meydana getireceğini düşünmüş. Ancak ortaya orijinal bir şey çıkmamış.

TANIDIK AMA SÜRATLİ HİKÂYE
Evet, filmde ajanların birbirine balıkla vurduğu sahneler gibi saç saça, baş başa kadın kavgalarını andıran sahnelerin yanında sizi bağlayan aksiyonlu anlar da var. Hikâye yenilikçi bir ruhtan mahrum olsa da bir yere kadar seyirciyi sürüklüyor. Bütün bunlar ise tam her şey bitti derken yeniden başlıyor.
Oyunculukların filmin kalitesiyle aynı düzeyde olduğu esere, Penélope Cruz psikolog karakteriyle renk, Diane Kruger ise en sert ajan olarak hareket katıyor. Ancak eserdeki ajan karakterleri filmden önce meselelerini çoktan halletmişler gibi görünüyor; dolayısıyla derinlikleri sınırlı. Öte yandan ticari endişelerle “üniversal” kılınmaya çalışılan filmde, bu yüzden farklı milletlerden karakterler, garip şekillerde sunuluyor. Mesela Khadijah, MI6’e çalışan Müslüman kökenli bir kadın kılığında! Zaman zaman oryantalist tabloların çizildiği filmde aynı kadın karakter örtüler içerisine girerek, ayetlerle mesaj veriyor ve sonra eski hâline dönüyor.
Hasılı eser bol yıldızlı kadrosu ve eğlencesine rağmen tıpkı meşhur serilere yapılan kadın karakterli ilaveler gibi yeterince başarılı olamıyor.

HOSODA’DAN YENİ ANİMASYON
Sanal dünyada peri masalı

Metaverse gibi sanal evrenlerin çok konuşulduğu bugünlerde, gündeme uygun bir animasyon seyirciyle buluşuyor... Anime dünyasının en tanınmış isimlerinden Japon Mamoru Hosoda, son animasyon filmi “Bella”da sanal evrende geçen “Güzel ve Çirkin” benzeri bir peri masalı anlatıyor. Yaralı bir kız olan Suzu, taşrada lise okumaktadır. Zamanının çoğunu tek başına geçiren genç kız, beş milyar kullanıcılı sanal dünya “U”ya dâhil olur. Burada kendi avatarını meydana getiren Suzu, kısa zamanda dünya çapında sevilen bir şarkıcı olur. Bir gün konseri, korkunç bir yaratık tarafından kesintiye uğrar ve genç kız, bu gizemli “canavar”ın kimliğini ortaya çıkarmak için duygusal bir maceraya atılır... İlk gösterimini geçen sene Cannes Film Festivali’nde yapan film, göz alıcı görselliği kadar feminist alt metinleriyle de dikkat çekiyor.

SERİYE 5. HALKA
‘Çığlık’ yeniden kopuyor

Yazar Kevin Williamson ve yönetmen Wes Craven tarafından 1996’da başlatılan “Çığlık” (Scream) serisi, meşhur hayalet maskeli katiliyle bir devrin popüler korku filmlerinden oldu. 2011’de dördüncü filmi çekilen serinin, beşinci halkası ise 11 sene sonra beyazperdeye geliyor... Tyler Gillett ve Matt Bettinelli-Olpin’in yönetmenliğini yaptığı ve orijinal ilk filme dönme iddiasındaki “Çığlık”; oyuncu kadrosunda Neve Campbell, Courtney Cox, Jenna Ortega, David Arquette ve Marley Shelton’ı buluşturuyor.  Woodsboro kasabasını sarsan cinayet zincirinden 25 yıl sonra yeni bir katil, o meşhur hayalet maskesini takar ve kasabanın ölümcül geçmişine ait sırlarını yeniden canlandırmak için bir grup genci hedef alır. Yıllar önce benzer şeyler yaşayan Sidney ise seri cinayetleri çözmek için Woodsboro’ya geri döner...

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
> Benden Ne Olur?
> Karlar Kralı Norm 2
> Düş Peşine
> Oğul
> Cin Perdesi

EN ÇOK SEYREDİLENLER
> “Kesişme - İyi ki Varsın Eren” 240 bin 237
> “Aslan Hürkuş Kayıp Elmas” 178 bin 489
> “Örümcek-Adam: Eve Dönüş Yok” 108 bin 592
> “Aykut Enişte 2” 35 bin 840
> “The Matrix Resurrections” 32 bin 753

Sinemada bu hafta | 7 Ocak Sinemada bu hafta | 7 Ocak Ajan filmlerini tiye alan “King’s Man” serisi bu defa oldukça ciddi bir üçüncü halkayla seyirciye merhaba diyor. Elit istihbarat ajansının nasıl ortaya çıktığının anlatıldığı eserde Anglosakson bakışlı bir alternatif tarih yazılıyor.
Sinemada bu hafta | 31 Aralık Sinemada bu hafta | 31 Aralık Trabzon Maçka’da PKK’lı teröristlerle Mehmetçiğin girdiği çatışmada dört sene evvel şehit olan Eren Bülbül’ün kısa hayat hikâyesi film oldu…