Demircinin isteği: Hayrette bırakan bir hadise
Demirci “Acaba kıyamet gününde, bunca insanın hâli ne olur? Bunu düşünmekten, buna yanmaktan başka derdim yok” dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri şöyle anlatır: “Benim zamanımda binlerce veli vardı. Hepsi de ibadet, riyazet, keşif ve keramet sahibi idi. Fakat asrın kutupluğu, ümmî bir demircinin üzerinde idi. Ben bu işin sır ve hikmetine karşı hayretler içindeydim. Çoluk çocuğunun nafakası için geceli gündüzlü örs başından ayrılmayan demirciyi görmek istedim. Bir gün dükkanına gittim. Selâm verdim. Beni görünce, çocuklar gibi sevindi. Ellerime sarıldı, uzun uzun öptü ve benden dua rica etti. Henüz keşif âlemine girmemiş olduğu için kendi makamından habersizdi. Benden dua isteyince dedim ki: “Ben senin ellerinden öpeyim de, sen bana dua et! Sizin duanıza muhtaç olan benim!”
BENİM DERDİM HAFİFLEMEZ
O ise şöyle cevap verdi: “Benim sana dua etmemle, içimdeki dert hafiflemez ki!” Bunun üzerine ben de “Derdin nedir? Söyle bir çare arayalım?” dedim. “Acaba kıyamet gününde, bunca insanın hâli ne olur? Bunu düşünmekten, buna yanmaktan başka derdim yok” dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Beni de ağlattı. O vakit içimden bir nidâ duydum: “Bunlar nefsim, nefsim diyenlerden değil, ümmetim ümmetim diyenlerdendir.”
Hemen içimdeki hayret silindi. Kutupluk makamının bu demirciye niçin verildiğini sezdim. Anladım ki, böyleleri, sevgili Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kalbine her an bağlıdır. Onun hakikatine mazhardır. Demirciye dedim ki: “İnsanların azap çekmesinden sana ne?” Demirci de, “Bana mı ne? Benim fıtratımın mayası, şefkat suyuyla yoğurulmuştur. Cehennem ehlinin bütün azabını bana yükleseler de, onları bağışlasalar, ben saadete ererim ve derdimden kurtulurum” dedi.
KIRK YILLIK DERECELERE KAVUŞTUM
O demirci, namazda okunmak için, farz miktarından fazla sûre ve âyet bilmiyordu. Bilmediklerini öğrettim. Ben de, kırk yıldır elde edemediğim manevî derecelere yükseldim, içim feyz-i ilâhi ile doldu. O vakit iyice anladım ki; “Kutupluk sırrı başka bir manâ imiş.”
BU KARINCALARI YUVALARINDAN AYIRDIM!
Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri bir sene hac dönüşünde Hemedan’a uğrayıp, oradan bir miktar tohum satın alır. Bistâm’a gelip, Hemedan’dan aldığı tohum torbasını açınca içinde birkaç adet de karınca bulunduğunu görür. Bunları yuvalarından ayırmanın münasip olmayacağını düşünüp, tekrar Hemedan’a gider. Tohumu aldığı yere bırakıp, ondan sonra Bistâm’a döner. Bu mesafe yaklaşık 700 kilometrelik yoldur. (devam edecek)
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 14
NİYE ONU GÖREMİYORUM!
Bu amca samimi birine benziyordu. Ve ömrünce duymadığı şeyler söylüyordu. Vakti boşa geçirmemek, cevabı lüzumsuz yere uzatmamak. Bunlar güzel şeylerdi. Hele onun için uğraşacak olması. Hâlbuki kendisine para pul verecek değildi. Oysa psikolojisinin onunla görüştükçe rahatladığını hissediyordu.
Üstüne üstlük, söyleyeceği şeyleri kabul edip etmemenin kendisine kaldığını belirtmişti. Yani bu yaşlı insan bilgisinin yanı sıra anlayışlı ve fikir namusuna sahip biriydi.
Gencin önünde şimdi sağlam bir yol açılmıştı. Kendi gerekçelerini ve verdiği kararları ona kabul ettirebilirdi. Yani karşısındaki insan inat edecek biri değildi ki bu yolu kendisi özellikle tembihlemişti.
O gece kendisini rahatsız eden konuları kısa cümleler hâlinde cep telefonundaki dokümanlara kaydetmeye başladı. Sorarken bu kısa cümleleri detaylandırarak soracaktı. Bu amcanın bir güzel huyu daha vardı. Sözünü hiç kesmiyordu, sonuna kadar bitirmesini bekliyordu ve hiç acele etmiyordu. İçinden, "Dengeli bir insan" diye geçirdi. Fakat bir yandan da böyle düşündüğü için kendini suçladı. Zamanında iyi sandığı birçok insanın sonrasında indirdiği maskeleri düşündü. Acele etmemeliydi. Kimin ne olacağı belli olmuyordu bu hayatta...
Ve yine oldu. Üçüncü gecede de aynı rüyayı görüyordu. Yine son anda düşecekken arkasından bir el onu içeri çekiyor ve kurtuluyordu. Yine kan ter içinde kalmış ve çok korkmuştu. Bu kendisini geri çeken kimdi? Niye bir türlü onu göremiyordu?
Hayatında ilk defa böyle bir şey ile karşılaşıyordu. Kendisi çok rüya gören biri de değildi hâlbuki! (devam edecek)
ESHAB-I KİRAM
BİLÂL-İ HABEŞÎ HAZRETLERİNİN BİR VAZİFESİ DAHA VARDI
ANAZE MIZRAĞI
Hazret-i Bilâl-i Habeşî’nin (radıyallahü anh) sesi gür çok güzel ve pek tesirliydi. O, ezan okumaya başlayınca, herkes büyük bir aşk ve vecd içinde dinler kendinden geçerdi. Ezan okurken herkesi ağlatırdı. Peygamberimizin (aleyhisselâm) vefatına kadar müezzinlik yapmıştır. Bilâl-i Habeşî Medine’de bulunmadığı zaman Ebû Mahzûre (radıyallahü anh), o da bulunmazsa Abdullah bin Ümmî Mektûm (radıyallahü anh) müezzinlik yapardı. Bilâl-i Habeşî’nin müezzinlikten başka bir vazifesi daha vardı. O da bayram namazlarında “Anaze” denilen mızrağı taşırdı. Bu asayı Peygamberimiz (aleyhisselâm) namaza veya duaya durunca önüne dikerdi.
HADÎS-İ ŞERÎF;
Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu. [Deylemî, İ. Münavî]
GÜNÜN SOHBETİ - EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
SEN UNUTTUN AMA UNUTULMADIN
➱ Hepimiz ahiret yolcusuyuz, inkârı mümkün değil. Herkes bir sefere giderken yolda ve gittiği yerde kendine lazım olanları alır, diğerlerini almaz. İhtiyaç olmayanı almak ahmaklık olur. Dünyadan da, ahirete lazım olanlar tedarik edilir. En akıllı insan, ölüme hazırlanandır. En ahmak, dünyaya tapandır. Ahmaklar olmasaydı, dünya harap olurdu.
➱ İnsan bir yere gitmek için, bir yerde vasıtaya biner, başka yerde iner, dünya buna benzer. Yalnız, vasıtayı iyi seç. Son durakta ya Cennet ya Cehennem vardır.
➱ Şeytan; uzaklaştırıcı demektir. Allahü teâlânın sevgisinden, merhametinden uzaklaştıran şeydir. Üç türlü şeytan vardır. Birinci şeytan, bilinen İblis ve torunlarıdır. İblis; Allah rahimdir affeder diye, günahları vesvese verir, insan bunu dinlemezse çeker gider, bu şeytanın hileleri zayıftır. İkinci şeytan nefstir; bu daha kuvvetlidir. Şeytan gibi çekip gitmez. Çok inatçıdır, tekrar tekrar aldatıncaya kadar uğraşır. Üçüncüsü daha da kuvvetlidir. Bu kötü arkadaştır. Dünyada rezil eder, ahirette Cehenneme götürür. İnsanın imanını öyle çalar ki, o şahsın ruhu bile duymaz. Her türlü bozuk yayınlar da kötü arkadaştır. (Kitap, gazete, dergi, tv, vb.)
➱ İnsanı çevreleyip imanına musallat olan dört düşman vardır; Sağında şeytan, solunda nefs, arkasında kötü arkadaş, önde ise dünyadır. Dünya bu zararda rehber olmuştur.
➱ İnsanlar düşmanı dışarıda arıyorlar, hâlbuki düşman kendi içimizdedir. Bu düşman da nefstir.
➱ Kim kime, neye güvenirse, yardımı ondan beklesin.
➱ Kim neye benim demişse o şey ona düşman olmuştur.
➱ Dünyanın en cahil, en ahmak mahluku, insanların nefsidir. Her isteği kendi aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Nefs, daima zararlı şey ister. Allahü teâlâ buyuruyor ki;
Ey insanlar nefsinize düşman olun. Çünkü nefsiniz, benim düşmanımdır.
Emrime uyan Cennete, uymayan ise Cehenneme gidecektir.
➱ İbadetlerin faydası Allahü teâlâya değil, herkesin kendinedir. Maaşla çalışan bir doktor, bir hastaya ilaç verse, ilacın doktora faydası yok diye o ilacı kullanmamak akla uygun değildir. Zehir içsem doktora ne zararı olur diyerek zehir içmesi de ahmaklıktır. İşte, günahlarımın Allah’a bir zararı yok diyerek, her çeşit günahı işlemek akıl işi değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olabilir mi? Kur’ân-ı kerîmde sık sık, (Hiç mi düşünmüyorsunuz?) diye ikaz edilmektedir.
➱ Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Meselâ Paris’e giden uçağa binen Kâbe’ye varamaz.
➱ İnsanların çokluğu, dilediklerini yapmaları, gaflet içinde yaşamaları sakın seni de gaflete düşürmesin. Sen tek olarak öleceksin, tek olarak kabre gireceksin, tek olarak hesabını vereceksin. Sen dini, imanı, Allah’ın emir ve yasaklarını unuttun. Sen unuttun ama unutulmadın.
➱ Sırat köprüsünde herkese 7 şeyden sual sorulacaktır, cevap veremeyen düşecektir. Bunlar; iman, namaz, oruç, zekât, hac, gusül ve kul hakkındandır. Yedinci soruya kadar gelebilmek çok zordur. Yedinci soru da çok zordur. Peygamberler masum oldukları hâlde, günahsız oldukları hâlde burada korkarlar.
TEFEKKÜR
MADDENİN YOĞUNLUĞU
Eğer maddemizin yoğunluğu bir parça fazla olsaydı, evren atomik parçacıkların birbirini çekme kuvvetleri dolayısıyla bir türlü genişleyemeyecek ve tekrar küçülerek bir noktaya dönüşecekti.
ZAMANE MÂNİLERİ
Hele sabret akşam olsun
Demli, demli çaylar dolsun
Mübarek ay hürmetine
Tüm hastalar şifa bulsun
BİLMECE
Zengine farzdır vermesi
Fakirin hakkı ödenmesi
Cevap: Zekât
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
SARAY YAHNİSİ
MALZEMELER
>> 500 g dana kuşbaşı
>> 4 diş sarımsak
>> 1 yemek kaşığı domates salçası
>> 150 g arpacık soğan
>> 1 çay kaşığı karabiber
>> 3 yemek kaşığı elma sirkesi
>> 100 g tereyağı
>> 4 su bardağı su
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Tereyağı çelik bir tencerede eritilir. İçerisine et konularak yaklaşık 15 dakika kadar kavrulur. Etlerin dışı kahverengi renk aldığında domates salçası ilave edilir ve kokusu çıkana kadar sürekli karıştırılarak kavrulma işlemi sürdürülür. Salça tencerenin dibine yapışmaya başladığında sirkesi konulur ve ocağın altı en kısığa alınır. İki üç dakika sirkenin salçayla bütünleşmesi beklenir. Arpacık soğanlar ve sarımsakların kabukları soyulur. Bütün olarak tencereye eklenir. Suyu ilave edilir ve ocağın altı tekrar harlanır. Yemek kaynamaya başladığında altı kısalır ve tencerenin kapağı kapatılır. Yaklaşık iki-iki buçuk saat kontrollü pişirilir. Sürenin sonunda tencerenin kapağı açılarak tuz ve karabiberi eklenir. Sıcak olacak şekilde servise sunulur.
SOĞANLI KÖMBE
Et sote için;
>> 5 su bardağı un
>> 1,5 su bardağı su
>> 1 tatlı kaşığı tuz
İç harcı için;
>> 3 adet soğan
>> 1 yemek kaşığı tatlı biber salçası
>> 2 yemek kaşığı su
>> 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
>> 1 tatlı kaşığı karabiber
>> 3 yemek kaşığı tereyağı
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
İlk olarak yoğurma kabında un ve tuz karıştırılır. Üzerine su eklenerek 10 dakika kadar pürüzsüz bir kıvam alana kadar yoğurulur. 20 dakika üzerine temiz bir bez örtülerek dinlendirilir. Soğanlar jülyen şekilde doğranır. Bir tavada tereyağı eritilir. Soğanlar hafif pembeleşinceye kadar kavrulur. Biber salçası, baharatlar ve suyu ayarlanır. Orta ateşte iyice suyunu salıp rengi değişene işlem sürdürülür.
Pişirme kabı sıvı yağ ile yağlanır. Dinlenen hamurlar altı eşit parçaya bölünerek bezeler oluşturulur. Hafif unlu tezgâh üzerinde her bir beze merdane yardımıyla açılır. İlk açılan yufka yağlanan pişirme kabına serilir. Üzerine iki kat daha yufka yağlanarak serilir. Ortasına kavrulmuş soğan eklenerek işlem tekrarlanır. Daha sonra üzerine bir bıçak yardımıyla kesikler atılır. Son olarak 1 su bardağı yoğurt ve yarım bardak su karıştırılır ve bir fırça yardımıyla üzerine eşit şekilde sürülür. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında üzeri kızarana kadar kontrollü pişirilir.
KAŞIK SALATASI
MALZEMELER
>> 2 adet domates
>> 1 adet salatalık
>> 3 adet sivri biber
>> 1 baş soğan
>> 4 dal maydanoz
Sosu için;
>> 1 tatlı kaşığı salça
>> 1 çay kaşığı nar ekşisi
>> Limon suyu
>> Zeytinyağı
>> Tuz, pul biber, kuru nane
HAZIRLANIŞI
Domateslerin ve salatalığın kabukları soyulur. Biberlerin çekirdekleri temizlenir. Bütün malzemeler küp küp olacak şekilde doğranarak bir tabağa alınır. İnce kıyılan maydanozlar da ilave edilir. Sosu için bir tatlı kaşığı kadar domates salçası, nar ekşisi, limon suyu, zeytinyağı ve baharatlar karıştırılır. Hazırlanan bu sos salatayla buluşturulur ve ikili güzelce harmanlanır. Üzerine iri çekilmiş ceviz içi serpilerek servise sunulur.
