“Hükümdar olduğu zaman devlet reisleri, hazret-i Süleyman'a hediyeler götürmeye başlamış. Bir karınca da bir çekirge bacağını almış, saraya gidiyormuş."
Matlube Ana:
“Malumunuz hazret-i Süleyman, hem padişahtı hem peygamberdi.”
“Aleyhisselâm.”
“İlk defa hükümdar olduğu zaman devlet reisleri, kıymetli hediyeler götürmeye başlamış. Yine biliyorsun o, hem insanlara, hem de hayvanata hükmeden kudretli bir sultandı. Karıncanın biri de, bir çekirgenin kopmuş bacağını ağzına almış, o da saraya gidiyormuş. Görenler ‘Hey karınca! Nereye gidiyorsun böyle aceleyle?’ diye sormuşlar. Karınca da demiş ki: ‘Süleyman aleyhisselam padişah oldu, ona hediye götürüyorum.’ Soran yüksek bir kahkaha patlatarak demiş ki:
‘Yahu sen aklını mı kaçırdın? Hiç öyle şey olur mu? Nice devlet adamları ne kervanlarla ne mücevherler taşıyor. Çok büyük hediyeler götürüyorlar, senin çekirgenin bacağına mı kaldı bu iş?’
‘Ya öyle demeyin! Süleyman aleyhisselama, kim hediye getirdi diye liste tutacaklar. Ben de oraya adımı yazdıracağım. Bacağı yazdırmayacağım! Kimler geldi, kimler gelmedi diye listeye bakacaklar...’ demiş, kararlı yoluna devam etmiş.
“Ne anlamalıyım bundan muhterem anacığım?”
“Onu sen düşün evladım!”
“Düşünecek hâlim yok anacığım!”
“O zaman namazını kıl, tövbe istiğfar et ve uyu! Gün doğmadan neler doğar evlat!”
“!!!”
Ecdat sözü dinle, kalb-i selim ol.
Bil ki, kalbden kalbe yol var demişler.
Öfkelenme DOĞAN, biraz salim ol.
Sert sirke küpüne zarar demişler!
***
TARAFI BELLİ...
Sabah güneşinin ilk ışıkları ile uyanmıştı yine ışıl ışıl bir sabaha Muhammed Doğan Bey. Matlube Anacığının kuzu yününden itinayla ördüğü hırkasının önünü ilikleyip bahçeye çıktı. Amcacığının, sanki Cennet’ten bir köşeye çevirdiği bahçedeki ortancalar, aslanağzı ve kedi tırnağı çiçeklerinin mis kokularını içine çekti. Yüzünde garip bir gülümseme oluştu o an. Siyah saçları alnının önüne düşüverdi, kömür gibi kara gözleri çakmak çakmaktı bu sabah. Sanki bu genç, bu sabah güneşle beraber hayata yeniden doğmuş gibiydi.
Sütanacağı, çiçekleri sulamak için dışarı çıktığında biricik evladının mütebessim, masum yüzüyle karşılaşınca içinden ne duâlar etti! Ancak onu bir kendi, bir de Yaradan’ı biliyordu.
“Bak evladım, dün akşam sana anlatacağım Mübareklerin sohbetini tamamlayamamıştım. Yüzündeki uyku yüklü gözlerinin mahmurluğu yarı bırakmama sebep oldu. Canlarımın sularını vereyim, geri kalanını da anlatayım. İster misin?
“Ne demek anacığım? Elbette!”
“!!!”
“Mübareklerin her anlattığı hikmetlidir evladım! Onlar iş olsun diye boş şeyler konuşmazlar! ‘Karıncanın hikmetli menkıbeleri çok…’ buyurmuş ve şöyle devam etmişler: ‘Herkes tarafını belli edecektir. Başka çare yoktur; çünkü ahirette iki yer var: Bir Cennet, bir de Cehennem... üçüncü bir yer yok. Diyecekler ki, sen hangi taraftasın?”
“!!!”
“İbrahim aleyhisselam ateşe atılacağı zaman, yine bir karınca, ağzıyla su taşıyormuş. Onun gayretini gören mübarek bir zat:
‘Nereye böyle telaşlı telaşlı?’ diye sormuş. DEVAMI YARIN

