Kaydet
a- | +A

"Meğer ana ne büyük nimetmiş! Ya süt anacığım olmasaydı? O hem öz anam, hem babam, kısacası her şeyim oldu!.."

İlkin üzerine almasa da, etrafta ondan başka Doğan isminde kimse olmadığından sesin geldiği tarafa döndü. Diğer ufaklıkların da kendini işaret edip gülüştüklerini görünce gayriihtiyari fena üzüldü. Başı döndü, kulakları uğuldadı, tek kelimeyle tuhaf olmuştu. Canından bir canın hiç olmayışına mı, yoksa bu takılan lakaba mı dayanacaktı küçük Doğan? O gece nasıl sabahladı bilemedi.

"Meğer ana ne büyük nimetmiş! Ya süt anacığım olmasaydı? O hem öz anam, hem babam, candan arkadaşım, dert ortağım, kısacası her şeyim oldu elhamdülillah! Onlar var diye mesutmuşum, onlar var diye üstüm-başım düzgün, insan içine rahat çıkabiliyormuşum. Doğrusu ben onların sayesinde nefes alıyormuşum. Bunların hepsini de daha iyi anladım! Öz anacığım, babacığım erkenden bırakıp gitmişler! Tabii ki keyifleri için değil. Süleyman Çelebi amcacığım, Matlube Anacığım onların yokluğunu hiç hissettirmediler lakin ben aradım durdum. O da elimde değildi. İnsanlık icabıydı…” dedi ağladı, gözyaşlarını içine akıttı genç Doğan.

Matlube Anacığına göre o bir oğuldu ama tam oğuldu. Bütün imkânları kullanıp medresede okutmuş, evlendirmeye fırsat bulamamıştı. İyi at biner, kılıç kullanır, ok atardı. Oğullarıyla iftihar ederdi Çelebi ailesi. Bursa’da mesut ve bahtiyar hayat sürüyorlardı. Hayat böyle devam edip gidecek sanıyorlardı! Ama hep öyle gitmedi. Sağdan soldan kötü haberler gelmeye başladı. Bilinmeyen şark diyarlarından gelen eşkıyalar zayıf, müdafaasız insanlara kan kusturuyordu. Nice masumları bilhassa hanımları seçmiş, hayattan koparıp almışlardı.

Genç Doğan, kendini büyütüp okutanlara minnettardı. Çok hizmetlerini görmüştü. Bir hizmet düştüğünde hayır diyecek, onları da yalnız bırakacak değildi herhâlde! Talebeyken, mal-davar, tarla-çayır satarak destek olmuş, kimseye muhtaç etmemişlerdi. Vefa borcu vardı, onu da ödeyecekti. Şimdi sıra kendindeydi.

Tek kalmayı sevmiyor, milletin bağrına hançer saplayanların peşini bırakmak istemiyordu. Bir gün mutlaka adalet tecelli edecek, cezalarını bulacaklardı. O şimdi sebeplere yapışmanın derdindeydi. Evet iyi ata biniyor, doludizgin sürebiliyor, at üzerinde istediği tarafa ok atabiliyordu ama o daha mükemmelini yapmaktan yanaydı. Öyle olmalıydı ki hiçbir hareketi boşa gitmemeli, hiçbir oku hedefsiz kalmamalıydı. Mümkün müydü? Ona göre en iyisini yapmak da mümkündü.

Acı tatlı hayatım, seneler, günler hani?

El üstünde gezerdim, şerefler, şanlar hani?

Yalan oldu işimiz, doğrular, mertler hani?

Suçlu muçlu değilim, niçin başımı eğim,

Düşman sana gelmeden, sen yürü Doğan Bey’im!


Nerede yiğit olan, er meydanına gelsin?

Dik tutmasın kafayı, şöyle biraz eğilsin!

Göründüğün gibi ol, niçin öyle değilsin?

Tembelliği hiç sevmem, pek çalışkan biriyim,

Yapacaksan hemen yap, haydi ey Doğan Bey’im!

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...