Kaydet
a- | +A

Tahta dolabın kapağını açtı. Emektar kitaplar boyunları bükük, bırakıldığı gibi öyle masum uykuya dalmış, okuyacak nasiplileri bekliyorlardı...

Durağı mezardır, yeri kabristan!

Ya ateş doludur yahut gülistan!

Şairler bu yolda yazar bir destan.

Bu hayatın yolu sır ile dolu!


Başka bir odaya yöneldi. Kolu çevirip kapıyı açtı. Birden, birikmiş bir heyecanla konuşmaya başladı sanki bütün eşyalar. Her köşeden değişik sesler ve onların hatıraları yükseliyordu. Nurbanu Hanımın kendi el emeği perdeleri yorgun sallanarak selam verdi sanki. O da burukça; “Nasıl da telaşlıydı? Ufak bir hata yaptığında ördüğünün tamamını söküp yeniden başlıyordu!” dedi, ah çekti. Yeni gelin geldiğinde o günkü ifadesiyle küçük bir çırakken bu sallanıp duran perdelerin gelip geçene selam verdiğini düşünürdü. Derken tahta dolabın kapağını açtı. Emektar kitaplar boyunları bükük, bırakıldığı gibi öyle masum uykuya dalmış, okuyacak nasiplileri bekliyorlardı...

Kısa aralıklarla her tarafı dolaştı. “Yalan dünya!” dedi, aynı anda kurumuş çiçeklere gözleri takıldı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Bir başka dolabın toz tutmuş ahşap kapısı kıpırtısız duruyordu... Etrafında döndü durdu. Camekanın içine dizilmiş muhtelif takılar, kıymetli süs eşyaları başını döndürüyordu. Oda değirmen taşı gibi kıpır kıpırdı. Boş yatağına baktı. Karşı duvara paralel öksüz bir bebek gibi uzanmıştı. Neşeli günlerinde oturup büyük bir hayranlıkla etrafını seyrettiği sedire çöktü ve usul usul başladığı ağlaması hıçkırıklara döndü.

Bu yolun başında Muhammed nebi;

Cemali nurdandır bir güneş gibi.

Her yolcu bu yolda alır nasibi.

Bu hayatın yolu sır ile dolu!


Sayısız hatıralar dört bir yandan hücum ediyordu üzerine üzerine.
Bir gün, oymalı çeyiz sandığının kapağını açmış ve kendine en kıymetli ipek kaftanını giydirmişti. Sonra da “Bu sana benden daha çok yakıştı, hediyem olsun…” demiş geri almamıştı. Tıkır tıkır işleyen kocaman bir aileden geriye bir erkek evlat ve eşyalarla dolu bu ev kalakalmıştı. Kendine mübarek bir emanetti bunlar ve kim bilir ne hikmeti vardı? Gözüne her takılan eşya “şimdiye kadar neredeydin, niçin bizi yalnız bıraktın?” der gibi küskünlüklerini haykırıyor gibiydi. Onlarla canlıymış gibi dertleşti, okşadı, öptü kokladı. "Hep Nurbanu kokuyorlar” dedi, ağladı.

Omuzlar üstünde taşırlar seni!

Gül doludur bu yol, yakar dikeni!

Ne geleni belli ne de gideni!

Bu hayatın yolu sır ile dolu!


Mazinin kalbiydi burası. "Gözle görünmese de zaman, şu parçaların içinde soluk alıp veriyor şimdi. Eşyanın ortasına yerleşir, insanların da kalbine nüfuz eder, daha ana karnındayken ulaşır bebeğe. Eşyayı küçümseme. Her nesnenin kendine has bir ruhu vardır. Şu gördüğün küçücük sahan, belki benim, senin kalbin durduktan sonra da hizmet vermeye yani çalışmaya devam edecek. Eşya, sebepler âleminde zamanın hükmünü dinler sadece.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...