Kaydet
a- | +A

Tarihî, sosyal ve çocuk romanlarının usta kalemi Ragıp Karadayı Türkiye okurları için yazdı.

DOĞAN BEY

***

Nurbanu Hatunun terk-i diyar edişinden birkaç ay sonra, onun son nefesini verdiği evine uğradı Matlube Ana.

YAPAYALNIZ...

Oynatıyor elini,

Güler kundak içinde.

Kimse bilmez hâlini,

Ağlar kundak içinde.


Nurbanu Hanım, çevre köylerin güzeli olduğu kadar pek hünerli biriydi. "On parmağında on marifet var" denilenlerden. Birkaç işi bir arada yapma kabiliyeti her hanımda bulunmazdı. Hemcinslerinden ve akranlarından daha güzel, daha maharetli ve işinde de çabuk olmakla meşhur olmuştu. At biner, öküzleri koşar, yeri geldiğinde orak sallar, tarla, bağ-bahçe sular, inekleri, koyunları sağar, tandır, fırın yakar, ekmek yapar, yemek pişirir, evdekilerin çoraplarını, hırkalarını örüp erini ve evlatlarını kimseye muhtaç etmezdi. Kadınlar arasında yapılabilecek bütün faaliyetlerde de öndeydi; düğün dernek hatta kadın cenazelerini yıkar, kefenler akla gelebilecek bütün işlerini yapar, konu komşuyu da memnun ederdi. Anlayacağınız her işe en önce o koşardı.

Başında kendi işlediği yemeni, belinde geniş kuşağı, sırtında Bursa ipeğinden zıbını, yine kendi el tezgâhlarında dokuduğu şalvarıyla her yerde hürmet görür, gıpta edilir, cömertliğiyle de tanınır ve o nispette sevilirdi. Her iş elinden gelir ve her giydiğini de en güzel şekilde yakıştırırdı.

Çocukken öğrenmeli en güzel hareketi,

Baharından bilinir senenin bereketi.


Yazın erinin işine yetişir, kışın birkaç kilim, halı, hasır, baharda bostanı eker, güzde harmanı kaldırmaya desteğe koşardı. Hayvanların sütünü en hızlı sağan, yağını peynirini en çabuk yapan, çapayı en sert toprağa çalan bu ela gözlü güzel, gün geldi biricik evladına hamile oldu. Aile pek sevinçliydi. Baba “Ben Rumeli’ye sefere çıkıyorum, ismini büyüklerimiz koysun, ömrü uzun, kısmeti açık, Rabbim vatana millete, dinimize devletimize hayırlı evlat eylesin…” deyip duâ etmişti...

Doğum günü bütün sevdikleri seferber olmuştu. Aile bir erkek evlada sahip olmanın sevincini yaşayamadan üzüntüye gark oldu, o dünyaya adım attığında. Dünyalar iyisi Nurbanu Ana, en verimli çağında hayata gözlerini kapadı.

Ölüm bir yoldur ki olmaz suali.

Bu yola düşenin kalmaz mecali!

Gün gelince uçar buhar misali.

Bu hayatın yolu sır ile dolu!


Nurbanu Hatunun terk-i diyar edişinden birkaç ay sonra, onun son nefesini verdiği evine uğradı Matlube Ana. Terk edilmiş çocuklar gibi bakıyordu kapının gerisinden. Elleri söveye yapışmış kalbi delice bir ritim tutturmuştu. Korkunun, telaşın ve sahipsiz olmanın kasvetli havası esiyordu tozlanmış odanın içinde. Can arkadaşı Nurbanu Hanım ahirete hicret ettiği günden bu yana kapalıydı burası. Bilmem kaç ay olmuştu Muhammed Doğan’ın anasız babasız kalışı. O gün komşu hanımlar sessizce etrafına toplanmış ve kundağı kollarına bırakıvermişlerdi bu odada. “Bu evladıma gözün gibi bak…” Can arkadaşı, eltisinin sessiz vasiyetiydi. Senelerce beraber olmuşlardı, bir nevi çıraklık yapmıştı ona. Şimdi sıra Matlube Hanımdaydı ve bu yavrucağın ondan maada kimsesi yoktu. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...