Efendimiz çok üzgündürler... Şanlı arkadaşları sebebini endişe ile merak ederler: Onlar taht üzerinde
Bende gördüğünüz üzüntü, beni hüzün içinde bırakan şey, Eshâbımın şehid olmaları idi. Bu hâl, onları, Cennette karşılıklı tahtlar üzerinde oturmuş kardeşler olarak görünceye kadar devam etti.
ÖMER ÇETİN ENGİN- Ordu gitmeye hazırlandığı sırada, Hazreti Abdullah bin Revâhâ, Peygamber efendimizin yanına varıp vedalaştıktan sonra “Yâ Resûlallah! Bana ezberleyeceğim ve aklımdan hiç çıkarmayacağım bir şeyi emir ve tavsiye buyurur musunuz?" der. Peygamber efendimiz ona “Sen, yarın Allah’a pek az secde edilen bir ülkeye varacaksın, orada secdeleri, namazları çoğalt!” buyururlar. Hazreti Abdullah bin Revâhâ “Yâ Resûlallah! Bana, nasihatini arttırır mısınız? dedi. Peygamberimiz (aleyhisselâm), “Allahü teâlâyı daima zikret. Çünkü, Allah’ı zikr, umduğuna ermende sana yardımcı olur” buyururlar. Peygamber efendimiz, Seniyyet’ül Vedâ’da mücâhidlerle vedalaşırlar.
Peygamber efendimiz, ordusuyla vedalaşıp, Medine’ye dönerken, Hazreti Abdullah bin Revâhâ Peygamber efendimizi şu beytle selâmlar:
Vedalaştım Nahil’de, Allah’ın Resûlünden,
Selamet orada kaldı, O’ndan ayrılınca ben.
Eyvah! Arkada kaldı, Allah’ın sevgilisi,
Eyvah! Uzakta kaldı, dostların hayırlısı.
YEŞİL EKİNLER ÜZERİNDE
İslam ordusu, yollarına devam ederek, Şam topraklarından Maan’a varınca, orada konaklar. Orada, Kayser Heraklius’un, Rumlardan 100 bin askerle Belkâ topraklarından Maan’a gelip konduğu bilgisini alırlar.
Meşârif köyünde rastladıkları düşman askerleri yaklaşmaya başlayınca, İslam askerleri, Mûte diye anılan köyün önüne çekilir ve hemen savaş düzenine girerler. Sonra da düşman askerlerinin üzerine yürürler. İki taraf, yeşil ekinler üzerinde, birbirleriyle amansızca çarpışmaya başlar. Başkumandan Zeyd bin Hârise (radıyallahü anh) Peygamber efendimizin sancağını eline alır. Vücudu, Rumların mızrakları ile delik deşik edilip, kanları saçılıncaya kadar çarpışmaktan geri durmaz ve en sonunda şehid olur.
SEN SADECE BİR PARMAK DEĞİL MİSİN?
Sancağı Hazreti Cafer bin Ebî Talib alır. Zırh gömleğini giyer, atına biner. Sancağı elinde olduğu hâlde ilerler. Hazreti Cafer, düşmanların ortalarına kadar dalar. Çarpışırken, düşmanlar tarafından vurulup bir eli kesilir. Sancağı, diğer eline alır. O eli de kesilince, sancağı koltuğunun altına kıstırır. O sırada bir adam, ona mızrağını saplar ve Hazreti Cafer de şehid olur.
Ebü’l-Yüsr Ka’b bin Umeyr sancağı alıp, Hazreti Abdullah bin Revâhâ’ya verir. Hazreti Abdullah bin Revâhâ sancağı alınca, atının üzerinde düşmanlara doğru hücuma geçer. Hazreti Abdullah bin Revâhâ çarpışırken parmağı yaralanınca atından yere atlar.
Elinin yaralı parmağını ayağının altına koyup, “Sen, ancak, kanayan bir parmak değil misin? Bu kazaya da Allah yolunda uğramış bulunuyorsun” diyerek çekip koparır. Kahramanca çarpışır. Bir ara düşman askerlerinden biri mızrağını Hazreti Abdullah bin Revâhâ’ya (radıyallahü anh) nişan alarak fırlatır. Bu büyük sahabi müslümanlarla düşman safları arasında yere düşer. Çok arzu ettiği şehadete kavuşur. Eshâb-ı kiram (radıyallahü anhüm), hemen istişare ederek aralarında Hazreti Hâlid bin Velîd’i kumandan seçerler.
DÂHİCE BİR PLAN
Gece olur ve iki ordu karargâhına çekilir. Büyük kumandan dâhiyane bir plan yapar. Ordunun arka safında çarpışanları ön safa, öndekileri arka saflara gönderir. Sağ ve sol kanattaki askerlerin de yerini değiştirir. Düşman askerleri ertesi gün karşılarında yeni yüzler görünce İslam ordusuna takviye geldiğini zanneder, onları korku kaplar.
Peygamberimizin sadık arkadaşları, Hazreti Hâlid bin Velîd kumandası ve sancağı altında hücuma geçip 100 bin kişilik düşmanı bozguna uğratırlar. Dağılan düşmana istedikleri gibi kılıç vururlar. Hazreti Hâlid bin Velîd der ki: O gün benim elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde geniş yüzlü bir Yemen palasından başka bir şey kalmamıştı.
MESCİTTE HÜZÜNLÜ ANLAR
Binlerce kilometre ötede... Medine'de Peygamber efendimiz, kumandanların şehid edildiklerini, kendileri hakkındaki haber gelmeden önce aynı günde müslümanlara haber verir. Onların şehid oldukları saatte, Peygamber efendimiz Eshâbını mescitte toplar. Çok üzgündürler. Eshâbı, “Yâ Resûlallah sizde olan üzüntüyü gördüğümüzden beri duyduğumuz üzüntünün derecesini ancak Allahü teâlâ bilir” diyebilirler.
Peygamber efendimizin mübarek gözlerinden yaşlar akarak “Bende gördüğünüz üzüntü, beni hüzün içinde bırakan şey, Eshâbımın şehid olmaları idi. Bu hâl, onları, Cennette karşılıklı tahtlar üzerinde oturmuş kardeşler olarak görünceye kadar devam etti. Zeyd bin Hârise sancağı eline aldı. Nihayet şehid edildi. O şimdi Cennete girdi. Orada koşup duruyor. Sonra sancağı Cafer bin Ebî Talib aldı. Düşman ordularına saldırdı. Çarpıştı ve nihayet o da şehid oldu. O, şehid olarak Cennete girdi ve yakuttan iki kanat ile dilediği gibi uçup duruyor. Cafer’den sonra sancağı Abdullah bin Revâhâ aldı. Elinde sancak olduğu hâlde düşmanlarla çarpıştı ve şehid oldu ve Cennete girdi. Onlar, Cennette altından tahtlar üzerinde bana gösterildi.” buyururlar.
HADÎS-İ ŞERÎF;
Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek “Bu Mehdi’dir, sözünü dinleyiniz” diyecektir.
[M. Rabbani]
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 9
İÇİMDEKİ CANAVAR
Bu yaşlı kişiye elinde olmadan saygı duymaya başlamıştı. Kendisine bırakıyordu düşünmeyi, karar vermeyi. Oysa birçok tanıdığı fikrini kabul ettirmek için ona baskı yapmıştı bugüne kadar...
- Anlaştık amca.
- Ben Allahü teâlâya ve O'nun Şanlı Peygamberi Muhammed aleyhisselama inanıyorum. Bu dünyaya ve öte dünyaya bir tek son din İslamiyet'in bildirdiği ölçülerle bakıyorum. Sana yaşadığın iniş çıkışlarla ilgili olacak tavsiyelerimin tamamı bu ölçülerle olacak.
- Amca ben günahkar biriyim. Ama biz de müslüman çocuğuyuz elhamdülillah. Merak ettim, niye bunu söyleme ihtiyacı hissettiniz.
- Sonuç almak için. Konuşmalarımızın faydalı olması için. Samimiyet bunu gerektirir. Ben sana olduğumdan farklı davranmayacağım. Kimseye de davranmadım.
- Anladım. Fakat ben de içimden geçenleri söyleyeyim. Madem açık olmaya karar verdik.
- Tabi, öyle olmalı.
- Benim dini bilgim yok. Babamdan hiçbir şey görmedim. Annem namazı kılar sadece. Bütün alakam bu. Sonra ergenlikle beraber tamamen karşı cins için yaşadım desem yeridir. İslamiyet'te de yapılması gereken şeyler var. Namaz mesela. Bunların konusu açılınca içimden kaçasım geliyor. Hele ölüm, mezarlık, kefen fikri çok soğuk geliyor. Akrabalarımızdan da bize misafirliğe gelenler oluyor. Annem ve babamla bazen ölmüş olan tanıdıklarından bahsediyorlar. Hemen odayı terk ediyorum. Yani sıkılıyorum ve koşarcasına uzaklaşıyorum...
- Hayır sen sıkılmıyorsun!
- Nasıl yani!
- İçindeki o canavar sıkılıyor!
(devam edecek)
GÜNÜN SOHBETİ: EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
HIRSIZ NEREYE GİDER?
➱ Kıskançlık ateştir, insanı yakar.
➱ Faydasız söz söylemeyin.
➱ İnsanların kalıbıyla değil, kalbiyle meşgul olun. Onların kalıbıyla değil, kalbiyle iş görün. Muhatabınız kalıp değil, kalb olsun. Müslüman din kardeşinin kalbini kıran, Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günaha girer. Müslümanın kalbi, nazargâh-ı ilâhidir, çok dikkat edin.
➱ Hayrın en iyisi; doğru söz, kötülüğü düşünmeyen kalb ve itaat eden hanımdır. Şerlerin (kötülüklerin) de en fenası; yalan söz, fena kalb ve itaat etmeyen hanımdır.
➱ Veli kulların hatırına diyerek yardım, her zaman değil, her çare bitip tükendiğinde istenir.
İSLAMİYET İKİ TEMEL ÜZERİNDEDİR
➱ Kurtulmak için kurtulanlarla beraber olmak lazım.
➱ Bütün kötülükler, hırlaşmalar almak üzerinedir. Bütün iyilikler, vermek üzerinedir.
➱ Menfaate dayanan iyilik iğrençtir.
➱ İlim maldan kıymetlidir. Mal kalbi sıkar, ilim öğrenenin ise kalbi ferahlar.
➱ İlim öğrenmeye ehemmiyet vermeyen, kıymet vermeyen küfre kadar gider. İslamiyet iki temel üzerine kurulmuştur: Öğrenmek ve öğrendiğini öğretmektir. Öğretmek için en güzel yol, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını dağıtmaktır.
➱ Aklı olan İslamiyet’e uyar, Müslüman olur, insanlara hizmet eder. Nefsine, şeytana uyan küfre kayar. İslamiyet’e uyan Cennete, nefsine uyan Cehenneme gider.
İki ilaç:
1) La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah...
2) Estağfirullah...
Birincisi küfrün ilacı, ikincisi günahların ilacı.
BİLEŞİK KAPLAR GİBİ
➱ Kimseye zulmetmeyin. Zalimin cezası daha dünyada iken verilir.
➱ Müslümanlar bir araya gelince, kalbden kalbe, suyun aktığı gibi feyz akar. Bileşik kaplar gibi. Hiç konuşmasalar da feyz alırlar. Feyz gelmenin alameti şu: Feyz varsa, haramlara karşı istek azalır, nefret başlar. Feyz yoksa, dünyaya karşı muhabbet artar.
➱ Aman dikkat edin, sakın iman nimetini kaptırmayın, çaldırmayın. Her taraf hırsızlarla dolu. Hırsız kuyumcuya mı gider yoksa taş ocağına mı? Bu nimetin tek bir şükrü vardır: O da birbirinizi sevmenizdir. Birbirinizle görüşmeyi sakın kesmeyin, kusurlarınızı görmeyin, hep birbirinize güler yüzlü olun. Yoksa bu iman nimetini kaçırırsınız.
➱ İnsanın hayatı üç safhadan ibarettir; Annesinin karnı, dünya hayatı, ahiret hayatı. İlk ikisi çok kısadır, bir nefes gibidir, ama ahiret hayatı sonsuzdur. Akıllı olan sonsuzu tercih eder, ahmaklar, ancak dünyayla meşgul olurlar.
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
TATAR ÇORBASI
MALZEMELER
>> 300 g kıyma
>> 1 küçük soğan
>> Tuz, karabiber
Hamuru için;
>> 1 su bardağı su
>> 1 yumurta
>> 3,5 su bardağı un
>> 1 çay bardağı nohut
>> 1 tatlı kaşığı nane
>> 1,5 yemek kaşığı salça
>> 1 tutam karabiber
>> 2 yemek kaşığı zeytinyağı
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
İlk olarak soğan rendelenir. Sonra kıyma ve baharatlarla karıştırılıp yoğrulur. Hamur için tüm malzemeler karıştırılır. Az az un eklenerek yoğurma işlemi sürdürülür. Hazırlanan hamur 10-15 dakika dinlenmeye bırakılır. Sürenin sonunda merdane yardımıyla açılır ve küçük kareler hâlinde kesilir. Ortasına küçük küçük kıyma konulur. Daha sonra hamurlara üçgen şekil verilip kapatılır. 190 derece ısıtılmış fırında 15 dakika kontrollü pişirilir. Tencereye yağ ve salça konulup kavrulur. Ardından 1,5 litre su ile nane ilave edilerek kaynamaya bırakın. Su kaynayınca nohut ve mantıları eklenip pişmeye bırakılır. Sıcak sıcak servis edilir.
ŞEYH MUALLA
MALZEMELER
>> 3 adet patlıcan
>> 1 çay kaşığı tuz
>> Yarım limon suyu
>> 1 litre su
>> 1 adet kapya biber
>> 1 adet kuru soğan
>> 2 adet domates
>> 4 diş sarımsak
>> 2 su bardağı
>> 2 su bardağı yeşil mercimek
>> 1 su bardağı zeytinyağı
>> 1,5 yemek kaşığı tatlı biber salçası
>> 1 çay kaşığı pul biber
>> 1 çay kaşığı karabiber
>> 2 çay kaşığı kuru nane
>> 1 çay bardağı sıcak su
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Patlıcanlar iri iri dilimlenir. Su, tuz ve limon suyu eklenmiş kâseye konularak acısının çıkması için 20 dakika bekletilir. Kırmızı kapya biberler ve kuru soğan küçük küçük doğranır. Üzerine salça, rende domates ve zeytinyağı ilave edilir. Sarımsaklar büyük büyük kesilir. Haşlanan yeşil mercimekler ve baharatlar da konularak harmanlanır. Mercimekli harcın 1/3'ü tencere tabanına yayılır. Patlıcanlar dizilir, üzerine harcın yarısı paylaştırılır. Kalan patlıcanları dizilir. Son olarak kalan harç tencereye yayılır. Sıcak suyu da ayarlanıp kısık ateşte kontrollü 30-40 dakika kadar pişirilir.
