İblis hoşuna giden kötü huyları bir bir saydı, bunlar günümüzde çok yaygın: Gıybet benim şenliğimdir!
Yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Kim yalan söylerse, o benim dostumdur. Kim yalan yere yemin ederse, o da benim sevgilimdir. Gıybet ve koğuculuk, benim meyvelerim ve şenliğimdir.
ÖMER ÇETİN ENGİN- İblis konuşmaya devam ediyordu: Yâ Muhammed! Bilmez misin ki, benim yetmiş bin çocuğum var. Bunların herbirinin vazifesi başkadır. Ayrıca herbirine yetmiş bin şeytan yardımcıdır. Bunların bir kısmını, âlimlerin yoldan çıkması için vazifelendirdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bazılarını ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlerle aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla çok iyi geçiniriz. Çocuklar ise bizimkilerle istedikleri gibi oynarlar. Çocuklarımın bir kısmını abidlerin, bir kısmını da zahidlerin peşine gönderdim. Onlar, bunların yanına girer, hâlden hâle sokarlar. Bir tepeden diğerine dolaştırıp dururlar. O hâle gelirler ki, sebeblerden herhangi birine sövmeye başlarlar, işte böylece onları ihlassız hâle getiririm. Artık yaptıkları ibadeti ihlassız yaparlar da farkında bile olmazlar. Bilmez misin yâ Muhammed? Râhib Bersisa, Allah'a tam yetmiş yıl ihlas ile ibadet etti. Ona öyle ihsanlarda bulunuldu ki, her dua ettiği hasta, onun duası bereketiyle şifa buluyordu. Onun peşine takıldım, hiç bırakmadım. Zina etti, katil oldu. Sonunda da küfre girip kafir oldu.”
İblis, bundan sonra kötü huylar üzerinde durarak, bunların herbirinden nasıl istifade ettiğini anlattı.
YALAN YERE YEMİN GÖNLÜMÜN EĞLENCESİ
“Yâ Muhammed! Bilirsin ki, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Kim yalan söylerse, o benim dostumdur. Kim yalan yere yemin ederse, o da benim sevgilimdir. Âdem’e ve Havva’ya yalan yere Allah adına yemin ettim, dedim ki:
“Muhakkak, ben size nasihat ediyorum.” Bunu yaparım, çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.
Gıybet ve koğuculuk, benim meyvelerim ve şenliğimdir.
NAMAZA DURANA BİNBİR HİLE
Yâ Muhammed! Şimdi de namazını kılmayıp da tehir edenleri anlatayım. O, her ne zaman namaza kalkmak isterse tutar, ona vesvese veririm. Derim ki, henüz vakit var. Sen ise meşgulsün. Şimdilik işine bak, sonra kılarsın. Böylece o, vakti çıktıktan sonra namazını kılar. Bu sebepten, onun kıldığı namazı yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse, ona insan şeytanlarından birini gönderirim. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyarım. O, bunda da beni mağlup ederse, bu defa onun hesabını namazda görmeye bakarım. O namazda iken, “Sağa bak, sola bak” derim. O da bakar. Bakınca, onun yüzünü okşar, alnından öperim. Sonra ona; “Sen yaramaz bir iş yaptın” diyerek huzurunu bozarım. Şayet yine ona mağlup olursam, tek başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve, çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da, namazını çabuk kılmaya başlar. Tıpkı horozun, gagasıyla yerden bir şeyler topladığı gibi. Bu işi ona yaptıramazsam, bu defa cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Başına bir gem takar, başını imamdan evvel secdeden ve rükûdan kaldırırım. Yine imamdan evvel de secde ve rükû yaptırırım. O böyle yaptığı için, kıyamet günü Allah onun başını merkep başına çevirir. O kimse beni burada da mağlup ederse, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o kimse, beni tespih edenlerden olur. Şayet bu işi ona namaz içinde yaptıramazsam, ona esneme veririm. Bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa, onun içine küçük bir şeytan girer. Onun dünya hırsını ve dünyaya olan bağlarını çoğaltır, işte bundan sonra o kimse, bize hep itaat edenlerden olur. Sözümü dinler, dediklerimi yapar.” (devam edecek)
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 26
ÇOCUKLARI İHTİYARLATAN GÜN!
- Evlat o andaki dehşetini düşün. Az önce sohbet yaptığın ortamı bir de şimdiki can pazarını bir fikreyle.
- Evet, dehşetli.
- İnsanların gözlerinin önünde parçalandığını, az önce konuşup gülüştüğün arkadaşlarının acı çektiğini düşün. Şimdi kritik soru şu: Böyle bir dehşet ortamında az önce konuştuğun konuların bir önemi kalır mı. Hiçbir şey olmamış gibi edebiyat konuşmaya devam edebilir misin?
- Yok amca. Ne mümkün. Ama niye böyle bir misal verdiniz ki?
- Şunun için. İnsanlar düşünmeseler de bu tarif ettiğimizden bile dehşetli bir gelecek onları bekliyor. Ölüm, kabir, kıyamet... Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerimde kıyamet günü için "Eğer inkar ederseniz, çocukları ihtiyarlatan o dehşetli günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?" buyuruyor. Kıyamet gününün öyle müthiş, öyle dehşetli bir hâli var ki, orada çocuklar bile bir anda yaşlı, ihtiyar hâline geliyor.
- Ne diyorsun amca. Sarsıcı.
- Yaa böyle. İşte insanlar nehirlerin denizlere akması gibi sonsuz bir hayata doğru akıyorlar. Ve bunun gibi nice badireler bekliyor insanlığı. İnkar etseler de, gaflette olsalar da bu gerçek değişmiyor. Böylesine dehşetli âleme giden insanın bu dünyada yaşadıklarının yani heveslerinin, zevklerinin bir önemi kalmayacak. Yani hani dedik ya, 'edebiyat konuşmaya devam edemeyiz' diye. Evet o alemde bu dünyaya ait malın, mevkinin, nefsani zevklerin önemi kalmayacak. Fakat dünyaya ait değerler için sonsuzluğunu, ahiretini ihmal edenler de kurtulamayacak. Dünyada değer verdiği dünyalıklar yardımına yetişemeyecek.
(devam edecek)
ESHAB-I KİRAM
MUGÎRE BİN ŞU'BE'DEN MÜHİM NASİHAT: ŞEYTANIN ELİ BOŞ KALIR
Mugîre bin Şu’be (radıyallahü anh) meşhur sahabilerdendir. Dinî ilimlerde bir derya idi. Buyurdu ki: Bir kimse evine girdiği zaman, selam verirse, şeytan şöyle cevap verir: Artık, benim burada duracak bir yerim kalmadı... Sofraya oturup yemek yemeğe başladığı zaman Allahü teâlânın adını anarsa yani Besmele-i şerifeyi söylerse, şeytan bu sefer de şöyle der: Burada, benim için ne duracak yerim, ne de yiyecek bir şeyim kaldı... Su içeceği zaman, Allahü teâlânın adını anarsa, şeytan bu sefer şöyle der: Artık burada benim için ne durak, ne yemek, ne de içmek kaldı... Şeytan, bundan sonra eli boş olarak çıkar gider.
HADÎS-İ ŞERÎF;
Çocukken öğrenilen şey, taş üzerine kazılan nakış gibi kalıcıdır. Yaşlandıktan sonra öğrenmeye kalkması ise, su üzerine yazı yazmaya benzer. [Hatib]]
GÜNÜN SOHBETİ - EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
YÜKSEKLİKLERİ ARA
Seyyid Emir Gilal hazretleri, ölüm hastalığında, talebelerine şöyle vasiyet etti:
"İlim öğrenerek Muhammed aleyhisselâmın yoluna tâbi olmaktan asla ayrılmayınız. Bu, mümin için bütün saadetlerin vasıtasıdır. Her Müslüman erkeğin ve kadının, kendine lazım olan din bilgilerini öğrenmesi farzdır. İhlaslı olunuz. Her işinizi Allah rızası için yaparsanız, kurtulursunuz. İhlassız yapılan amel, üzerinde padişahın mührü bulunmayan geçmez para gibidir. Üzerinde padişahın sikkesi bulunmayan parayı kimse almaz. Üzerine mühür vurulanı ise herkes alır. İhlas ile yapılan az amel, Allahü teâlâ indinde çok amel gibidir. İhlassız yapılan çok amelin ise, Hak katında kıymeti yoktur. Yaptığınız her ibadeti ve işi, ihlas ile yapınız. Böylece Allahü teâlânın rızasını kazananlardan olursunuz.
İŞLERİN DÜZENLİ OLMASI NAMAZA BAĞLIDIR
Tahir bin Hüseyin, Abbasiler zamanında Horasan valisi iken, Rakka valiliğine atanan oğlu Abdullah bin Tahir’e bazı nasihatlerde bulunmuştur. Nasihatleri özetle şöyle idi:
Allahü teâlâdan kork. Daima onun korkusu içinde bulun. Her an onu murakabe eyle! Hep onu düşün. Onun gadabından sakın.
Şunu iyi bil ki, Allahü teâlâ emrettiği şeylerden seni hesaba çekecek ve yaptığın işlerin; mükâfat veya ceza olarak, karşılığını verecektir. O hâlde aklınla, zihninle, basiretinle, her şeyinle, Hak teâlâya vereceğin hesaba hazırlanmaya yönel. Hiçbir meşguliyet bu mühim farzı terk etmene ve gevşeklik göstermene sebep olmasın. Çünkü bu, her şeyin başıdır.
Üzerinde en fazla dikkat ve hassasiyet göstereceğin, önemle duracağın en mühim şey; Allahü teâlânın sana farz kıldığı beş vakit namaza devam etmektir. Ayrıca, namazlarını, Hak teâlâyı hatırlayarak, güzel abdest alarak, müstehap olan vakitlerinde, bütün âdâb ve erkanına riayet ederek cemaatle kılmaktır. Bundan başka, namazda okuduğun âyet-i kerimeleri, acele etmeden, edeple oku. Namazın rüku, secde ve diğer erkanını, tam bir samimiyet, ihlas ve teslimiyet ile ifa et. Yapılan bütün iyi işlerin, hatta diğer bütün ibadetlerin; namazı güzel ve düzgün kılabilmek için olduğunu unutma. Bu hususta en ufak bir gevşeklik, tembellik gösterme ve asla ihmalkâr davranma. Bil ki, bütün işlerin düzenli olması namaza bağlıdır. Namaza bu şekilde devam eden, her kötülükten uzaklaşır. Çünkü Allahü teâlâ mealen; “Doğru kılınan namaz, insanı fahşadan ve münkerden muhakkak uzaklaştırır” buyurdu. (Ankebut 45) Beraber olduğun kimseleri de namaza teşvik et!
BU MİSALİ İYİ DÜŞÜN
İmam-ı Gazali hazretlerinin, Selçuklu sultanı Sultan Sencer’e nasihati özetle şöyle:
“Cenab-ı Hakk'ın, ahirette bir insana ihsan edeceği şeylerin yanında, bütün yeryüzü, bir kerpiç gibi kalır. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu toprağı gibidir. Kerpicin ve tozunun toprağının ne kıymeti olur? Ebedi sultanlık ve saadet yanında, yüz senelik ömrün ne kıymeti vardır ki, insan onunla sevinip, mağrur olsun? Yükseklikleri ara, Allahü teâlânın vereceği padişahlıktan başkasına aldanma!
Bu ebedî padişahlığa kavuşmak, herkes için güç bir şey ise de, senin için kolaydır. Çünkü Resulullah efendimiz, “Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir” buyurdu. Madem ki Allahü teâlâ sana, başkalarının altmış senede kazanacağı şeyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmiştir, bundan daha çok muvaffakiyete fırsat olamaz! Zamanımızda ise iş o hâle gelmiştir ki, değil bir gün, bir saat adaletle iş yapmak, altmış yıl ibadetten efdal olacak dereceye varmıştır.
Dünyanın kıymetsizliği, açık ve ortadadır. Büyükler buyurdular ki: “Dünya kırılmaz altın bir testi, ahiret de kırılan toprak bir testi olsa, akıllı kimse, geçici olan ve yok olacak olan altın testiyi bırakır, ebedi olan toprak testiyi alır. Kaldı ki dünya, geçici ve kırılacak toprak bir testi gibidir. Ahiret ise hiç kırılmayan ebediyyen baki kalacak olan altın testi gibidir. Öyleyse, buna rağmen dünyaya sarılan kimseye nasıl akıllı denilebilir? Bu misali iyi düşünün ve daima göz önünde tutun!
TEFEKKÜR
ARININ ÇOK ÇALIŞMASI LAZIM
Ortalama bir arı hayatı boyunca bir çay kaşığının 12’de 1’i kadar bal üretiyor. Yarım kilo bal için bir grup bal arısının 2 milyon çiçeği gezmesi gerekiyor. Bir bal arısı saniyede 230 defa kanat çırpıyor. Duyduğunuz “vızzz” sesi de işte bu hızla çırpılan kanatlardan çıkıyor.
ZAMANE MÂNİLERİ
İstersen manevi lezzet
İşte sana kısa özet:
Zekâtını, fitreni ver
Fakirin hakkını gözet
BİLMECE
Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas
Dinde alınan dört esas
Cevap: Edille-i şeriyye
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
HALUÇKA ÇORBASI
MALZEMELER
>> 1 bardak haşlanmış nohut
>> 1 adet kalçalı but
>> 2 yemek kaşığı tereyağı
>> 2 yemek kaşığı sıvıyağ
>> 2 yemek kaşığı salça
>> Tuz
Hamuru için;
>> 1 bardak su un
>> 1 adet yumurta
>> 1 tatlı kaşığı tuz
HAZIRLANIŞI
Tencereye alınan tavuk haşlanır. Soğuduktan sonra didiklenir. Hamur malzemeleri derin bir kaba alınır. Kontrollü un ilavesiyle hamur yoğurulur. Daha sonra hamurdan küçük parçalar koparılıp elde yuvarlanır. Hamurlar yapışmaması için un serpilmiş bir tepsiye hamurlar konulur. Unlar hamurdan elenir ve kaynamış tavuk suyuna eklenir. Tüm hamurlar suyun yüzeyine çıktığı zaman tavuk ve nohut ilave edilir. Ayrı bir tava içerisinde salça yağ ile kavrulur. Kaynayan suya salça da eklendikten sonra yaklaşık 15 dakika karıştırılarak pişirilir. Sıcak olacak şekilde servise sunulur.
SOĞAN KEBABI
MALZEMELER
>> 500 g un
>> 1 yumurta
>> 250 g yarım yağlı kıyma
>> 1 baş soğan
>> 2 yemek kaşığı ince çekilmiş ceviz
>> 4 yemek kaşığı yoğurt
>> 3 yemek kaşığı tereyağı
>> 1 tatlı kaşığı tuz
>> Yarım çay kaşığı karabiber
>> Yarım çay kaşığı pul biber
HAZIRLANIŞI
Kıyma derin bir yoğurma kabına alınır. İçerisine tuz, toz kırmızı biber ve karabiber ilave edilerek iyice yoğurulur. Fırın 190-200 dereceye ayarlanarak ısıtılır. Arpacık soğanların kabukları soyulur ve yıkanır. Tam ayırmadan ortalarına kesik atılır. Hazırlanan kıymalı harç soğanların arasına dikkatle yerleştirilerek fırın kabına dizilir. Yarım bardak su ile tuz da karıştırılır ve soğanların üzerine gezdirilir. Yaklaşık 20 dakika kadar pişirilir. Nar ekşisi bir miktar suyla karıştırılarak fırındaki yemeğin üzerine gezdirilir. Yemek bir yarım saat kadar da bu şekilde pişirilerek servise hazır hâle getirilir.
EGE USULÜ ENGİNAR
MALZEMELER
>> Yarım çay bardağı zeytinyağı
>> 1 kuru soğan
>> 4 yemek kaşığı pirinç
>> 5 adet çanak enginar
>> Limon suyu
>> 1 tatlı kaşığı toz şeker
>> 1,5 su bardağı su
>> Tuz
Şerbeti için;
>> 1 adet taze soğan
>> Bir tutam dereotu
>> Yarım çay bardağı zeytinyağı
HAZIRLANIŞI
Geniş yüzeyli bir tencereye zeytinyağı eklenir. Kuru soğan çok ufak küpler hâlinde doğranır. Pirinçle birlikte kısık ateşte bir dakika sotelenir. Tencereye enginarlar çanak kısımları aşağı bakacak şekilde yerleştirilir. Yarım limon suyu, tuz ve şeker üstüne gezdirilir. Enginarların yarısına gelecek şekilde sıcak su koyulup tencerenin kapağı kapatılır. Enginarlar yumuşayana kadar kısık ateşte kontrollü pişirilir.
Pişen enginarlar ocaktan alınıp oda sıcaklığına gelene kadar soğutulur. Dinlenen enginarların üzerine dereotu kıyılır ve zeytinyağı gezdirilir.
