İstanbul'a geldi: Abdullah bin Ömer hazretlerinin hizmetleri saymakla bitmez
Bu büyük sahabi Eyyûb Sultân hazretleriyle İstanbul surları önüne kadar gelip, Bizanslılar ile olan mücadelede bulundu.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Mekke’nin fethinde İbni Ömer yirmi beş yaşlarında bulunuyordu. Müslüman ordusu, büyük bir ihtişâmla Mekke’ye girdiği zaman, Resûl-i ekrem bir deve üzerinde olup, İbni Ömer de yanında bulunuyordu. Huneyn muhârebesine katıldı. Büyük kahramanlıklar gösterdi. Sonra Tâif muhasarası oldu. Bu muhasarada öncü kuvvetlerinden idi.
İyilik etmesini, hayrı, sadakayı, köle azâd etmeyi çok severdi. İyi ve güzel huylu olup, kötülükten uzaktı. Her işini ve her şeyini Allah için yapardı. Yüzüğünün taşında, “Abdullah bin Ömer, Lillah” ibâresi yazılı idi. Abdullah bin Ömer hazretleri buyurdu ki: - Müslümanlık ile şereflendikten sonra, en büyük sevinç ve neşem; gönlümün, herkesi peşinden koşturan bir takım istek ve arzulara meyletmemiş olmasıdır.
Abdullah bin Ömer hazretleri, Mute ve Yermük Savaşlarında bulundu.
Ayrıca Nihavend Muharebesi’ne ve Hazret-i Osman’ın Mısır Valisi Abdullah bin Sa’d’ın Kuzey Afrika fütûhâtını tamamlamak için Medine’den gönderdiği yardımcı kuvvetler ile harbe katıldı.
Yine az zaman sonra 650-651 târihinde Sa’îd bin Âs kumandasındaki Horasan ve Taberistan seferine iştirak etti.
BÜTÜN İLİMLERDE MÂHİRDİ
Abdullah bin Ömer hazretleri, Hazret-i Muaviye’nin hilafetinde, Yezîd bin Muaviye ile Bizans seferine katıldı. Eyyûb Sultân hazretleriyle İstanbul surları önüne kadar gelip, Bizanslılar ile olan mücadelede bulundu.
Abdullah bin Ömer hazretleri, devlet kadrosunda vazife almaktan uzak durdu. Babası Hazret-i Ömer, şehâdetinden önce yerine oğlunu göstermesini isteyenlere buyurmuştu ki: - Bir evden bir kurban yeter.
Abdullah bin Ömer, Resûlullah’ı görme, sohbetinde bulunma, Ona hizmet etme şerefine kavuşma ve fıtraten üstün hâllere sahip olması sebebiyle, bütün ilimlerde mâhir, üstâd idi. İlmi, haram ve şüphelilerden sakınması ve dünyaya düşkün olmaması yönleri ile örnek durumdaydı. Her işte çok araştırıcı, inceleyici ve dikkatliydi.
Kur’ân-ı kerîmin tefsîri hususunda sahabenin ileri gelenlerinden idi. Helâle ve harama ait hadîs-i şerîflerin çoğunu o bildirmiştir.
İşittiği hadîs-i şerîfleri yazar, gerek duymadıkça hadîs-i şerîf rivâyet etmezdi.
RESÛLULLAH'A ÇOK BENZERDİ
İbni Ömer hazretleri, ekseriya Resûlullah Efendimizin hizmetinde ve huzurunda bulunurdu. Bulunmadığı zamanlarda, Onun söz, fiil ve takrîrini sorar, araştırırdı.
Anlıyamadığında, bizzat Resûl-i ekremden öğrenir, bildiğini öğretmekten zevk duyardı.
Medîne-i münevverede ders meclisi kurup, hadîs-i şerîf öğretti. Ayrıca hac mevsiminde de dünyanın her yerinden gelen ilim ve hak aşıklarına hadîs-i şerîf rivayetinde bulundu.
Hazret-i Âişe buyurdu ki: - Hâl ve hareketinde Resûlullaha en çok benzeyenlerden biri de İbni Ömer idi.
Abdullah bin Ömer hazretleri, fıkıh ilminde de kemal derecesinde idi. Fetva husûsunda çok titiz idi. Birçok meseleye, "Bilmiyorum" diye cevap verirdi. Fetvaları çok kıymetlidir. İmâm-ı Mâlik onun hakkında buyuruyor ki: Abdullah bin Ömer, Peygamberimizden sonra hac mevsiminde ve başka zamanlarda, insanlara altmış sene fetva vermiştir. Abdullah bin Ömer hazretleri 692 yılında vefât etti. Kabri Muhasseb’dedir.
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 23
BİLİNMEYEN NEŞE TÜRÜ
- Görüşmemizin bu konuşmalarımızın en önemli tariflerinden birine geldi şimdi sıra. Konuyu daha iyi anlayacaksın dinleyince...
- Merak ettim...
- Evlat ehl-i sünnet âlimlerinin bir hükmü var. İki türlü neşe vardır aslında. Biri beyne gelir diğeri ise kalbe... Beyne gelen çok tehlikelidir çünkü günahlardan gelir. Nefs bu gıdayı alınca hep daha fazlasını ister. Asıl neşe kalbe geliyor buyuruyorlar. O da dinden gelir.
- Sizden daha önce duymadığım sözler duyuyuyorum.
- Ben de bunları yüzyıllar içinde öğrendim, yani okuduğum kitaplardan öğrendim. Devam edelim. İnsan bu son dine uydukça kalbi temizlenmeye başlar. Kalp yaratılışta temizdir aslında, bu gerçek neşeyi alacak yapıdadır. Ama işlenen günahlar, malayani sözler ve davranışlar bu kalbi zamanla karartır. Kalp âdeta bozuk bir modem gibi veya SIM kart gibi olur artık. O neşeyi tadamaz olur.
- Şimdi anladım. Modem bozuksa bilgisayar çalışmaz, sim kart bozuksa cep telefonu çekmez.
- Öyle. E insan tatmin olmak isteyen bir varlık. Kalbi hakiki neşeyi alamaz olunca bu defa neşelenmeyi uygunsuz şeylerde aramaya başlar. Yani bir insan bu dine uymaz ise yanlış yollara sapar bu defa. Bu kimse gittikçe günahlara dadanır. Hele arkadaşları, çevresi böyle insanlardan oluşuyorsa birbirlerini bu yolda sürüklerler.
- Hımmm.
- Böyle bir insan beyne gelen neşeye öyle tutulur ki, hakiki neşeye dönüp bakmaz artık. Hatta hakiki neşe itici gelmeye başlar. Hani sen dedin ya, namaz veya ölüm lafı açılınca uzaklaşıyorum diye...
- Anladım... Çok iyi anladım... Ben yalana tutulmuşum...
- Fakat bu sahte neşe bak seni ne hâle getirmiş. Herkesten çekinen, sinirine hakim olamayan, hep kötülük gelecek diye diken üstünde olan bir insana dönmüşsün. Bundan korunmak için de kendine göre prensipler (!) geliştirmişsin.
- Bunlar da kimliğim olmuş. Hâlbuki kimliğimi kaybetmişim haberim yok.
- Bu özellikle şimdiki gençlerin hatta yaşlıların bile düştüğü bir hata. Şimdiki insanlar mezara giriyorlar da bunlardan haberleri olmuyor. Böyle günahlarla ve bunalımlarla dolu bir hayat yaşıyorlar. Kalp lezzetinden haberleri olmadan bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Ne acı verici. Bunları üzüntümden söylüyorum.
(devam edecek)
ESHAB-I KİRAM
HUZEYFET'ÜBNÜ YEMÂN
RESÛLULLAH'IN SIRDAŞI
Huzeyfet’übnü Yemân (radıyallahü anh) Eshâb-ı kiram arasında Peygamberimizin (aleyhisselâm) sırdaşı olması vasfı ile meşhurdur. Peygamberimiz O'na, Eshâb-ı kirâm arasına karışarak kendilerini gizleyen ve böylece fitne çıkarmak isteyen münafıkların kimler olduğunu tek tek bildirmiştir. Bundan başka vuku bulacak hadiseleri de bildirmişti. Efendimiz gizli kalması lazım olan bir çok şeyi, Huzeyfet’übnü Yemân’a söyledi. O ve Ebû Hureyre (radıyallahü anhüma) buyurdular ki: “Server-i âlem (aleyhisselâm) âlemin yaratıldığı zamandan, yok olacağı güne kadar, olmuş ve olacak şeyleri bize bildirdi. Bunlardan bildirilmesi caiz olanları size bildirdik, örtmesi lazım olanları, sakladık bildirmedik.”
HADÎS-İ ŞERÎF;
Ömer’in Cennetteki derecesi, Ebû Bekir hariç, herkesten yüksektir. [İbni Mace]
GÜNÜN SOHBETİ - EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
TEVAZU, İYİLİĞİN ANAHTARIDIR
➱ Tevazu, cahilden veya çocuktan da olsa, hakkı işitince boyun büküp hemen kabul etmektir.
➱ Tevazu, karşılaştığı her Müslümanı kendinden aşağı bilmemektir.
➱ Baş olmayı seven, iflâh olmaz. Kendinden daha kötü birinin bulunduğunu sanan kibirlidir.
➱ Her nimet sahibi haset edilir. Haset edilmeyen tek nimet, tevazudur.
➱ Ehl-i sünnet olan şerefli insan, ibadet edip yükseldikçe tevazu gösterir. Bid’at ehli olan âdi kimse ise, ibadet ettikçe büyüklenir, herkese tepeden bakar.
➱ Tevazu göstermek de kibirdendir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır. Hâlbuki mütevazı kimse, kendinde bir varlık görmez ki tevazu göstersin. Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar.
➱ Tanıdık salih kimseleri ziyaret etmemek kibir, fakirleri ziyaret, tevazu alametidir. Hastalarla birlikte oturmamak, doğru sözü kabul etmeyip, münakaşa etmek, kusurunu bildirenlere teşekkür etmemek, fakirin davetine gitmemek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz.
➱ Kibir her iyiliğe engeldir, tevazu, her iyiliğin anahtarıdır. Kibirli değilim diyen, kibirlidir.
➱ Büyüklenerek ben demek feyiz ve bereketi keser. Kusuru başkasında arayan, sevimsizleşir, etrafında insan kalmaz, dost edinemez. Herkesi haklı, kendisini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve noksanlarını bırakıp, başkasının kusuru ile meşgul oldukça, manevi bakımdan zerre kadar ilerlemek mümkün değildir.
➱ Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. Nefsini aradan çek, kimseyi tenkit etme, kendini beğenme, kendinden iğren. Kendinden tiksinmeyenin kurtulması zordur.
➱ Toprak ol toprak, gül bitsin sende,
Ancak topraktır kavuşan güle.
➱ Tevazu güzeldir, zenginde tevazu daha güzeldir. Kibir çirkindir, fakirde kibir daha çirkindir.
➱ Bütün insanlar, beni olduğumdan daha aşağılamak, hakaret etmek isteseler, bunu yapamazlar. Çünkü, herkesin hakaret derecelerinden daha aşağı olduğumu bilirim.
➱ Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir, dağda, sert toprakta yetişmez. Hikmet de, mütevazı olanın kalbinde gelişir, kibirlinin gönlünde gelişmez. Bir kimse, başını yükseğe kaldırırsa, tavana değer ve yaralanır, eğerse tavan ona gölgelik eder ve kendini korur. En büyüğünüz, en küçüktür. En küçüğünüz de, en büyüktür. [Yani, kendini büyük gören küçüktür. Kendini küçük gören büyüktür.]
➱ Kibirden kurtulmak, tevazu ehli olmak için, yaşlı birini görünce, “Bu benden daha çok ibadet etmiştir” demeli. Genç birini görünce, “Bu benden genç, benden daha az günah işlemiştir” demeli. Bid’at sahibi veya bir kâfir gürünce, “Bu, hidayete kavuşabilir, ben de Allah saklasın sapıtabilirim. Şu andaki durum değil, netice önemlidir. İman ile öleceğimi bilmediğime göre, nasıl kibrederim?” demeli.
Bid’at ehline kızmak gerektiği hâlde, kibirlenmek caiz olmaz. Kızmak başka, kibirlenmek başkadır. Bir misal: Bir hükümdar, gözbebeği olan biricik çocuğunu terbiye etmesi için kölesine verip, (Kusur edince döversin) dese, köle, hükümdarın yanında çocuğun kıymetini bildiği için, hatasından dolayı çocuğa kızarsa da kendini çocuktan üstün göremez, ona karşı kibirlenemez.
Kötülere de bu gözle bakmalı. (Onlar hidayete kavuşur da ben imanımı kurtaramazsam halim nice olur) diyerek korkmalı ve kimseye karşı kibirlenmemeli.
ZAMANE MÂNİLERİ
Din nakildir, değişemez
Gerçek âlim “bence” demez
Tam ilmihâl oku öğren
Okumayanlar bilemez
BİLMECE
Avuçların semaya dönmesi
Kulun Yaradan'dan beklentisi
Cevap: Dua
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
EKŞİLİ UFAK KÖFTE
MALZEMELER
>> 650 g parça et
>> 1.5 su bardağı nohut
>> 1 yemek kaşığı domates salçası
>> 4 diş sarımsak
>> 1 yemek kaşığı biber salçası
>> 2 limonun suyu
>> Yeterince su
Köftesi için:
>> Yarım kilo yağsız kıyma
>> Yarım kg ince bulgur
>> 2 adet orta boy kuru soğan
>> 1 çay kaşığı tuz
>> Karabiber, kırmızı biber, nane
>> Bir çay bardağı yağ
HAZIRLANIŞI
İnce bulgur önce suyla biraz ıslatılır. Soğanlar ufak ufak doğranır. Karabiber, kırmızıbiber ve tuz ilave edilerek yaklaşık 20 dakika yoğrulur. İçerisine kıyma eklenir. Köfte iyice yumuşayıncaya kadar yoğurma işlemine devam edilir. Köfteden bilye büyüklüğünde parçalar kopartılarak yuvarlanır. Diğer tarafta bir gece önceden ıslatılmış nohut ve et, halka halka doğranan soğanla birlikte kavrulur. Salçası ve ekşisi konulur. 2-3 taşım kaynatılır. Ayrı bir tencerede kaynatılan suya bir miktar tuz konur ve köfteler pişinceye kadar kontrollü kaynatılır. Pişen köftelerin suyu süzülür. Servis yapılacağı zaman köfteler et ve nohutlu karışımın içerisine eklenir. Üzerine kızdırılmış yağ ile nane gezdirilir.
PEHLİLİ PİLAV
MALZEMELER
>> 2 su bardağı pirinç
>> 1 su bardağı nohut
>> 4 yemek kaşığı tereyağı
>> 3 su bardağı et suyu
>> 1 tatlı kaşığı tuz
Pehlisi için:
>> 1 kg pehlilik et
>> 3 yemek kaşığı yoğurt
>> Tereyağı
HAZIRLANIŞI
Pirinç bol tuzlu kaynar suda 30 dakika bekletilir. Pehlilik etin iki tarafına da yoğurt sürülür. Bir tencerede tereyağının yarısı kızdırılır. Yoğurtla terbiye edilen etler kızgın yağda çevrilerek 4-5 dakika mühürlenir ve düdüklü tencereye konulur. Tuzu ve yaklaşık üç bardak su ilave edilip pişmeye bırakılır. Etler iyice yumuşadığında ocaktan alınır. Diğer taraftan, kalan yağ pilav tenceresinde kızdırılır. Yıkanıp süzülen pirinçler beş dakika kadar kavrulur, tuzu ve haşlanmış nohutları ilave edilir. Etlerin haşlama suyu da pilava katılır ve orta ateşte pişmeye bırakılır. Sunum kabına dinlenen pilav alınır. Üzerine etler yerleştirilerek sıcak sıcak servis edilir.
TAHİN SALATASI
MALZEMELER
>> 1 su bardağı tahin
>> 1 çay bardağı su
>> 3 adet limonun suyu
>> 2 çorba kaşığı zeytinyağı
>> 3-4 diş sarımsak
>> 1 demet marul
>> 2-3 yaprak maydanoz
HAZIRLANIŞI
Tahin derin bir kaba alınır, su ile karıştırılıp açılır. İçine zeytinyağı ve limon suyu ilave edilir. Sarımsaklar dövülüp, tahinli karışıma ilave edilerek karıştırılır. İncecik kıyılan marullar da kaba eklenir ve harmanlanır.
