Melik Necâşî sualleri karşısında aldığı cevaplara hayran kalır: Ağlatan tilavet
Hazret-i Ca’fer Meryem ve Kehf sûrelerinden okuyunca Melik öyle ağlar ki sakalları ıslanır ve iman eder...
- Kureyş elçileri, muhacir Müslümanların geri gönderilmesi için Melik Necâşî'den talepte bulundu.
- Hazret-i Ca'fer, Necâşî'ye İslam'ı anlatarak Meryem ve Kehf surelerinden ayetler okudu.
- Kur'an tilaveti ve anlatımdan derinden etkilenen Melik Necâşî, gözyaşları içinde Müslümanlara karşı muhabbet duydu.
- Necâşî, Kureyş elçilerinin hediyelerini reddederek Müslümanları teslim etmeyeceğini ve onlara ülkesinde tam bir emniyet sağlayacağını ilan etti.
- Melik Necâşî, İncil'de bahsedilen son peygamberin Hz. Muhammed olduğuna inanarak İslamiyet'i seçti ve muhacir Müslümanlara büyük bir destek oldu.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Melik Necâşî durumu görüşmek için büyük bir divan toplar. Hem iki elçi hem de patrikler planlarını yürürlüğe koyarlar. Müslümanları geri göndermesini isterler. Fakat işler hiç de istedikleri gibi gitmez. Müminler adına konuşan Hazret-i Ca’fer öyle ikna edici sözler söyler ki Melik Necâşî hayran kalır. Efendimizin adını duyduğu zaman Peygamber olduğunu hemen anlar ve kalbi yerinden çıkacak gibi olur ama belli etmez. Zira son bir Peygamberin geleceğini ve o güzel ismini bilmektedir.
ONDAN BİRAZ OKU
Elçilerin bütün çabalarına rağmen Melik’in kalbi Müslümanlara karşı muhabbetle dolmaya başlar. Sonra o an gelir. Kalbe iman nurunu indiren o mübarek an...
Ya Ca’fer. Sen, Allah’ın bildiklerinden biraz biliyor musun?
- Evet, biliyorum.
- Ondan bana biraz oku!
Hazret-i Ca’fer Meryem sûresinin ilk âyetlerini okumaya başlar. O okudukça Necâşî ağlar, gözlerinden akan yaşlar sakalını ıslatır. Rahibler de çok ağlarlar. Yüce sahabi tilaveti bitirse de Necâşî ve rahibler doyamaz.
- Ey Ca’fer! Bu tatlı ve güzel kelâmdan biraz daha oku! diye istirhamda bulunurlar.
Hazret-i Ca’fer bu sefer Kehf sûresinden okur. Necâşî, kendisini tutamaz ve,
- Vallahi, bu aynı kandilden fışkıran bir nurdur. Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Îsâ da onunla gelmiştir, der.
Necâşî daha sonra Kureyş elçilerine döner ve, - Gidiniz! Vallahi ben ne onları size teslim eder, ne de onlara bir kötülük düşünürüm, der.
BÜYÜK DEVLET, SONSUZ SAADET
Sonra Müslüman muhacirlere dönerek “Sizi ve yanından geldiğiniz zâtı tebrik ederim! Ben şuna inandım ki; O Allah’ın Resûlüdür. Zâten biz, onu İncil’de görmüştük. O Resûlü Meryem oğlu Îsâ da haber verdi. Vallahi eğer O, buralarda olsaydı gidip onun ayakkabılarını taşır, ayaklarını yıkardım! Gidiniz! Ülkemin el değmemiş kısmında, her türlü tecâvüzden uzak, emniyet ve huzura kavuşmuş olarak yaşayınız. Size kötülük edeni helâk ederim. Bana dağ kadar altın verseler de, sizlerden birini üzüntüye sokmam.
Necâşî, bundan sonra, Kureyş elçilerinin getirdikleri hediyeler için:
- Benim bunlara ihtiyacım yoktur! Başkalarının gasbettiği bu mülkümü, Allah bana geri verirken, halkı bana boyun eğdirirken, benden rüşvet almadı, diyerek hediyelerini kendilerine geri verir.
Necâşî İslâmiyeti seçmiş ve Eshâb-ı kirâm efendilerimizi ziyâdesiyle sevindirmiştir. Yaralı kalpli bu müminleri bağrına basmış ve onlara hizmetlerin en güzelini yapmıştır.
Allahü teâlâ kendisinden razı olsun ve derecesini yüksek eylesin...
(devam edecek)
GÜNÜN SOHBETİ: EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
BEŞİKTEN MEZARA İLİM
Nefsine uyan haram işler, haram işleyen alışır, alışınca zevk alır, ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyince kâfir olur. Ehemmiyet vermemek, zerre kadar da olsa üzülmemek demektir.
➱ Küçük günahlara dalan büyük günaha dalar. Büyük günaha dalan küfre dalar.
ABDESTTE BU DUAYI OKUYUN
➱ İman nimetine şükretmemiz lazım. Onun için abdest almaya başlarken “Elhamdülillahi alâ dinil islâm ve alâ tevfikil iman ve alâ hidâyetirrahman” okumamız lazım. İmanının sağlamlaşmasını isteyen bu iman duasını okusun. Çünkü Allahü teâlâ; şükrederseniz arttırırım buyuruyor. İman artmaz, kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredersek artar, imana şükredersek sağlamlaşır, kuvvetlenir.
➱ Dinimizin her meselesi nimettir. Emirleri yapmakla şükredeceğiz, yasakları da terk etmekle şükredeceğiz.
ÖZÜNÜ GÜNAHTAN TEMİZLE
➱ İlim öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farz, vacipleri öğrenmek vacip, sünnetleri öğrenmek sünnettir. Öğreneceğiz ve kaçınacağız. Erkek olsun kadın olsun, müslümanların ilim öğrenmesi farzdır buyuruyor Peygamber efendimiz. Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz.
➱ İlim ganimettir. Sükut kurtuluştur. Halktan bir şey ummamak rahatlıktır.
➱ Veli olduğu söylenen kimse, dinin emir ve yasaklarına aykırı hareket ederse, ondan sakınmak lazımdır. Almayı, vermekten daha tatlı gören, hâl sahibi olamaz.
➱ Ehl-i sünnet âlimlerine tâbi olunuz; bid’at yoluna, dinde olmayıp, sonradan çıkarılan şeylere sapmayınız. İtaat ediniz, muhalefet etmeyiniz. Sabrediniz, sızlanmayınız. Sabit kalınız, ayrılıp dağılmayınız. Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz. Özünüzü günahtan temizleyiniz, kirletmeyiniz.
➱ Hakkı doğruyu kim söylerse söylesin kabul ediniz. Söyleyene değil, söylenen söze bakınız. Ancak ölçü şu: Ehl-i sünnet itikadına uygun olmayan sözlerin ve söyleyenlerin hiçbir kıymeti yoktur.
ALIŞVERİŞ İLİMLERİNİ ÖĞRENMELİ
➱ Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine: «Benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin?» sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur.
➱ Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman olur.
➱ Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh âlimlerinin değerini bilmezse, böyle âlimlerin kıymetli eserlerini okumak kendisine ağır gelir.
➱ İlim, insanlara, ekmek ve su kadar lazımdır, İlim, rivayet ve kuru malumat çokluğu değildir, İlim, faydalı olan ve kendisiyle amel edilen şeydir.
KİBİR İÇİN İLİM ÖĞRENEN FELAH BULMAZ
➱ Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü teâlânın yasaklarından men etmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir. İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir.
➱ İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen faydadır.
➱ Kendini bilmeyene ilim öğreten, ilmin hakkını zayi etmiş olur. Layık olandan ilmi esirgeyen de, zulmetmiş olur.
➱ İlim öğrenmek için üç şart vardır: Hocanın maharetli, talebenin zeki olması ve uzun zaman.
➱ Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini yudumlar.
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 5
UÇURUMDAN DÜŞECEKKEN
Bir uçurumun hemen kenarındaydı. Metrelerce altındaki artık laciverde dönmüş suyuyla denizin azgın dalgaları güçlü şekilde kıyıdaki kayaları dövüyordu. Bacaklarında güç yoktu ve ayakkabısının altındaki taşların sivriliğinden dolayı bir türlü dengede duramıyordu. İleri savruldu. Uçuruma düşecek gibi oldu. Aşağıya düşmesi parçalanması ve ölüm demekti. Kendini geri doğru atmaya çalıştı ama tam doğrulamadı. Gökteki simsiyah bulutlar altında ve esen şiddetli rüzgârda büyük bir korku yaşıyordu. Birkaç kere ileri geri kaykıldı ve sonunda dengesi tamamen bozuldu. Düşmek üzereydi ki arkasından bir el onu tuttu ve geri çekti; kurtulmuştu. Tam bu sırada kan ter içinde uyandı.
Yatağında hâlen daha dehşet içindeydi. Ertesi gün çok gergindi. Her zamanki gibi yarım yamalak kahvaltı sonrası işine koşturdu. Yine her zamanki gerginliğin içinde akşamı nasıl ettiğini bilemedi.
Çıkışta yalnız kalıp yürümek istedi. Son zamanlarda hep böyleydi zaten. Akşamın loşluğu yavaş yavaş dünyasına saçılırken yeni tanıştığı ve muhterem bir insan olduğu belli yaşlı kişinin sözleri geldi aklına: - Güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü, samimiyet ile maskeyi ayırt edebiliyorsun. Çoğu kimse güzelliklere öyle tekme vurur ki, kapılarını tamamen kapatır.
Ne enteresan bir insandı. Bunlar kolay sözler değil. Sanki profesör gibiydi. Bana hiç ummadığım bir bakış açısı kazandırdı. Fakat sadece iyi niyetinden, belki de beni yönlendirme isteğinden olan sözlerdi bunlar. Böyle düşündü bir müddet. Fakat bu amcayla konuşmak onu rahatlatmıştı. Bunu da inkar edemezdi. Nasılsa vakti de vardı. Yine o çay ocağına gitse miydi? Belki de nur yüzlü bu amca oradaydı yine.
Bu akşam gördüğüm nasıl bir rüyaydı öyle! Hâlen daha etkisindeyim diye düşündü.
(devam edecek)
ESHAB-I KİRAM
NEVFEL BİN HARİS (RADIYALLAHÜ ANH) : ESİRLİKLE GELEN HİDAYET
Peygamberimiz’in (aleyhisselâm) amcası Haris'in oğlu idi. Bedir Savaşı’na müşriklerin baskısı ile katıldı. Efendimize karşı gelmemek ve kan bağı olduğu için savaşmak istememişti. Burada esîr düştü. Resûlullah “Yâ Nevfel fidye verip kendini kurtar” buyurdu.
Hazreti Nevfel “Yâ Muhammed! Kendimi esîrlikten kurtarmak için verecek bir şeyim yok!” dedi. Resûlullah “Cidde’deki mızraklarını versene!” buyurunca O da; “Allah’a yemin ederim ki, Cidde’de mızraklarımın bulunduğunu benden ve Allah’tan başka kimse bilmiyordu. Ben, şehadet ederim ki sen Resûlullah’sın!” diyerek müslüman oldu.
HADÎS-İ ŞERÎF;
Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder. [Deylemi]
ZAMANE MÂNİLERİ
Hep dert alıp, neşe verdi
Sevindirmeyi severdi
Allah ondan razı olsun
O ne güzel bir rehberdi
BULMACA
Kalbe ait bir miyardır
Müslümana yakışandır
Cevap: Tevazu
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
YARMA ÇORBASI
MALZEMELER
>> 1 çay bardağı nohut
>> 1 çay bardağı
kuru fasulye
>> 1 su bardağı yarma
>> 500 g koyun yoğurdu
>> 2 litre et suyu
>> 1,5 yemek kaşığı
tereyağı
>> Yarım bağ taze nane
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Yarma bir gün önceden ıslatılır ve patlatılır. Nohut ve fasulye ıslatılıp kaynatılır. Haşlanan nohut ve fasulyenin suyu süzülür. Et suyuna ilave edilir. Haşlanmış yarmanın yarısı süzülür ve özelenmiş yoğurda bütün malzeme katılır. Üstüne kızdırılmış yağ ve iri kıyılmış nane konulur. Bu çorba soğuk ya da sıcak her iki şekilde de ikram edilir. Bölgelerde genelde düğün ve bayramların önemli yemeklerindendir. Not: Sıcak servis edilecek ise et suyu, soğuk servis edilecek ise su kullanılır.
TAS KEBABI
MALZEMELER
>> 600 g kuşbaşı dana eti
>> 2 yemek kaşığı
ayçiçeği yağı
>> 2 yemek kaşığı tereyağı
>> 1 adet orta boy
kuru soğan
>> 2 diş sarımsak
>> 1 yemek kaşığı un
>> 1 tatlı kaşığı
domates salçası
>> 2 adet patates
>> 1 adet havuç
>> 2 su bardağı sıcak su
>> Tuz, karabiber
HAZIRLANIŞI
İlk olarak yağlar tencerede kızdırılır. Üzerine kuşbaşı doğranan etler eklenerek suyunu salıp çekene kadar kavrulur. Yemeklik doğranan soğan ve sarımsaklar da tencereye ilave edildikten sonra etlerle beraber kavurma işlemi sürdürülür. Bu aşamada bir yemek kaşığı kadar un konulur ve kokusu çıkana kadar yaklaşık 5 dakika kavrulur. Salçası da eklenerek karıştırılır. Ardından tuz, küp küp doğranmış patates ve havuç ile karabiberi de eklenip suyu ayarlanır. Kapağı kapalı şekilde kısık ateşte yaklaşık yarım saat kadar pişirilir. Sıcak olarak arzuya göre yanında pirinç pilavıyla servise sunulur.
İRMİK HELVASI
MALZEMELER
>> 250 g tereyağı
>> 500 g irmik
>> 1000 g toz şeker
>> 500 g süt
>> 5 bardak su
>> 100 g dolma fıstığı
>> 500 g tuzsuz
dil peyniri
HAZIRLANIŞI
Derince bir tencerece su, süt ve şeker arada bir karıştırılarak iyice eriyinceye kadar kaynatılır. Başka bir tencerede tereyağı eritilir. Dolma fıstıklar eklenerek devamlı karıştırılır. Yağı yakılmadan 5-6 dakika kavrulur ve üzerine irmik eklenir. Altın sarısı renk alıncaya kadar devamlı karıştırılmalı ve kesinlikle kararmamalıdır. Kavurma işlemi tamamlandığında üzerine devamlı şekilde karıştırarak önceden hazırlanan sütlü şurup dökülür. Dibi tutmamasına özel gösterilerek koyuca kıvam alıncaya kadar 20 dakika kadar pişirilir. Pişen helvanın içine ince ince didilmiş tuzsuz dil veya Kilis peyniri eklenip karıştırmaya devam edilir. Yaklaşık 5 dakika sonra helva kaşığı çekince uzayan hale gelecektir. Soğutularak yenebileceği gibi sıcak olarak servis edilmesi daha uygun olur.
