Onlara günümüzde ne kadar da ihtiyacımız var: Arifler sultanı
Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin annesi anlatır: Kendisine hamile iken şüpheli bir şeyi ağzıma alacak olsam, onu geri atıncaya kadar karnıma vururdu...
BÂYEZÎD-i BİSTÂMÎ HAZRETLERİ -1-
ÖMER ÇETİN ENGİN - Bugünkü insanların belki de en büyük sıkıntılarından biri, İslâmiyet’in hakikatıne ermiş ‘rehber insanlar’ bulamamaları. İslâm tarihinde gelmiş nice büyük velilerin hayatlarını okuduğumuzda hayretler içerisinde kalıyoruz.
O büyüklerin muhteşem ahlâkları, samimiyetleri, verilen ömür sermayesini en güzel şekilde değerlendirmeleri, ilimleri ve irfanları, insanları güzelleştiren sonsuzluğa hazırlayan nasihatleri, Allahü teâlânın aşkıyla kendilerini paralarcasına yaptıkları ibadetleri, söylediklerinden daha fazlasını kendilerinin zaten yapıyor olması hayranlık uyandırıcı. Bu büyüklerin hayatını okumak bile kişinin kendisine bir ayna tutmasına sebep oluyor ve insan gerçekten kendi dağınıklıklarını görüyor. Tabii o da nasibi varsa! Ve insan yine düşünüyor, ‘Onların hayatını okumak bile bu kadar tesir ediyorsa, ya bir de kendilerini görseydim nasıl istifade ederdim’ diye...
Bâyezîd-i Bistâmî (kuddise sirrehül aziz) hazretlerinin hayatını okuduğunuzda da inanıyoruz ki sizler de hayretler içerisinde kalacak ve hayranlık duyacaksınız. Bu satır aralarından süzülecek güzellikleri tatmak, tadabilmek bile bu zamanda ne büyük nimet... Ve bu büyükler gerçekten ‘ne büyükler’ diyeceksiniz.
Şimdi öncelikle nerede doğduğuna, yaşadığına dair bilgiler vermeden önce nasıl bir büyüğün hayatına, iç dünyasına süzüleceğimize bir işaret olması bakımından kısa bir menkıbesini nakledelim:
BU SÖZ KİMİN AKLINA GELİR!
Bâyezîd-i Bistâmî (rahmetullahi aleyh) namaz kılmak için mescide gelince kapıda bir miktar durur ve ağlardı. Sebebini soranlara da, “Camiyi, vücudumla kirletmekten korkuyorum. Tövbe edip Allahü teâlâya yalvarıyorum, ondan sonra giriyorum” derdi.
1.200 SENE GEÇTİ, O’NU ANIYORUZ
Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri insanları Hakk’a davet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakiki saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerden. Lakabı, “Sultân-ül-ârifîn” olan bu Allah dostu yaklaşık 1.250 sene evvel (h. 160 veya 188 - m. 803) İran’ın Hazar Denizi kenarında Bistâm’da doğar. 231 veya 261 (m. 874) senesinde Şabân-ı şerîfin on beşinci günü yine aynı yerde vefat eder. Hanefî mezhebinde idiler.
ANNE KARNINDA KERAMET
Muhterem annesi O’nun için, “Kendisine hamile iken şüpheli bir şeyi ağzıma alacak olsam, onu geri atıncaya kadar karnıma vururdu” der.
Üveysî olup, İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık (kuddise sirrehül aziz) hazretlerinden feyz alır. Otuz sene Şam civarında bulunur ve 113 âlimden ilim öğrenir. Bu mübarek zat aşk-ı ilâhîde o kadar ilerler ve ibadette o derece yükselir ki, namaz kılarken Allah korkusundan ve İslâmiyet'e saygısından göğüs kemikleri gıcırdar, yanında bulunanlar bunu işitirler. (devam edecek)
HADÎS-İ ŞERÎF;
Evlâdınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin! [İbni Mâce]
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 11
YEDİKÇE ACIKAN MAHLÛK!
“Kapana kısılmaktan farksız... İnsan etrafına bir çember çizer. Menfaat çemberidir bu. Maddi veya manevi menfaat, fark etmez. Fakat kişi o çemberin içinde kalır da haberi olmaz... Zamanla sevimsiz biri olur çıkar. Cenazesine gelenler sadece bir tanıdık görevi ile gelir. İsteseler bile kaybettikleri iyi insanlara üzüldükleri gibi bunun ölümüne üzülemezler”
Bu sözleri düşüne düşüne evine gitti. Tuhaf. Bu akşam önceki akşamlar kadar gergin değildi. Bu amcadan öğrendikleri hayatında bir ilkti, bu çok açıktı. Üstelik kendisini de uzun zamandır insanlardan çektiği sıkıntılardan korunmak adına bir çemberin içine gizlediğini fark etti. İyi de başka türlü nasıl olacaktı? Ne zaman insanlara kalbini açsa istismar edilmişti. Hep acı çeken o olmuştu. Bu işin içinden nasıl çıkacaktı? Kaybettiği kendisini nasıl bulacaktı.
‘Neler de söylüyorum’ dedi kendi kendine. Benim kendimi kaybettiğim filan yok. Kararımı verdim ve yola çıktım. Prensiplerim var artık. Kimseye acımam, güvenmem bundan sonra.
Birkaç gün işleri çok yoğundu. İçinden bir ses, “O’na git” diyordu.
Çok değil birkaç saat sonra yine o tarihi mekanda konuşuyorlardı. Delikanlı içinden geçenleri dökmeye başladı.
- Amca bu insanlar o nefs dediğin şeyin etkisiyle mi böyle kötülük yapıyorlar.
- Hiç şüphen olmasın. Nefs denen şey bir bataklık gibi. Sivrisineklerin ürediği bir bataklık. O kötülük deposudur. Ne isterse sana onu yaptırır. Sivrisinekler nasıl insanı rahatsız eder değil mi? İşte nefsine esir olanlardan da her an rahatsız eden bir söz, bir davranış gelir. Sen sivrisinekleri tek tek öldürsen de kurtulamazsın. Evinin yakınındaki bataklıkta üreyip duruyorlar çünkü.
- O zaman biz yandık. Herkeste bir bataklık var desene...
- Bu toplumda bu kadar huzursuzluk niye var sanıyorsun! Televizyonlar, gazeteler, sosyal medya kötü haberlere niye dolu? Her yerde bir suç. Biri bitmeden diğeri başlıyor.
- Yani buna nefs mi sebep oluyor.
- Evet. Bu nefs doymak bilmez bir yapıya sahiptir. Yedikçe daha da acıkır âdeta. (devam edecek)
GÜNÜN SOHBETİ - EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
NİYET ALTIN GİBİDİR
➱ İhlâs, ben Rabb’imden isterim, ben Rabb’ime güvenirim, her şeyi Rabb’im için yaparım demektir.
➱ Dünyada iki gram altın için iki ton toprak elenir. Ahirette de böyledir. Niyet altın gibidir. Çok amel değil, ihlâslı amel lazımdır. O kadar amelde hep niyet aranır, niyete bakılır, Allah için olanlar seçilir diğerleri atılır.
➱ Sakın sakın ben hakkımı ahirette senden alırım demeyin. Dünyada iken tatlılıkla helalleşmeye çalışın. Nice alacaklı orada borçlu çıkacaktır.
➱ Huzur, parayla malla mülkle olmaz, kesinlikle olmaz. Ölümle ahiretle olur, daha doğrusu Allah demekle olur.
➱ Mıknatıs içinde cevher olanı çeker. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları mıknatıs gibidir. Kalbinde cevher olanları kendisine çeker.
ÖFKE NEFSÂNİ, GAYRET RAHMÂNİ
➱ İman nimetinin elde kalmasının en önemli şartı, hubbu fillâh buğdu fillâhtır.
➱ İmanın kıymetini bilin. Allahü teâlânın vaadi vardır, Nimetlerin kıymetini bilmezseniz alırım buyuruyor. Bu va’d-i ilahidir. Alırım şiddetli azap ederim buyuruyor. Bu da va’d-i ilâhidir. Allahü teâlâ vaadinden dönmez, va’dettiğini elbette yapar, çok korkmak lazım.
➱ Öfke nefsâni, gayret rahmânidir, çok çok iyidir. Gayret, bir Müslüman’ın zararını önlemek için ona kızmaktır.
KALPLERİN İLACI ZİKİRDİR
➱ Aldanan kârdadır, aldatan düşünsün.
➱ İbadetlerin en kıymetlisi namazdır. Çünkü her gün Allahü teâlâyı hatırlatıyor. Allahü teâlâyı hatırlamak zikretmektir. 5 vakit namaz, 5 defa hatırlatmıyor ki. Ne kadar var namaza, bir saat var, yarım saat var, 10 dakika var, hep bunları böyle hatırladıkça, Allahü teâlâ günde 5 defa, fakat her birinde kaç defa hatırlanıyor. Ha abdest alacağım, ha kılacağım, vakit geliyor, vakit geçiyor derken, hep Allahü teâlâ hatırlanıyor. Allahü teâlâyı zikretmeye sebep oluyor namaz.
➱ Kalblerin ilacı zikirdir. Allah sevgisi, Allah’ın zikri olan kalblerde bulunur. Allah’ı zikreden kalblere yerleşir Allah sevgisi. Buna da sebep namaz. Allah’ı zikreden kalblerden dünya muhabbeti çıkar. Dünya muhabbeti kalbden çıkınca, Allah muhabbeti kendiliğinden gelir. Nasıl bir şişenin içinden su çıkınca boş kalmaz hava dolarsa, yani hava kendi gelirse, dünya muhabbeti de kalbden çıktı mı, Allah muhabbeti kendi gelir.
TEFEKKÜR - OZONUN KORUMASI
Ozon tabakasının kalınlığı daha fazla olsaydı yeryüzü ısısı çok düşerdi. Daha az olsaydı yeryüzü ısısı aşırı ısınırdı. Güneşten gelen ultraviyole ışınlarına karşı koruyamazdı.
ZAMANE MÂNİLERİ
Dini âlimler nakleder
Sanma ki herkes akleder
Kılavuzsuz yol gidenin
Sonu hüsran, sonu keder
BİLMECE
Şimdi yine zincirlidir
Müminlere çok kinlidir
Cevap: İblis
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
KÂĞIT KEBABI
MALZEMELER
>> 500 g kuşbaşı dana eti
>> 1 adet havuç
>> 2 adet patates
>> 2 adet domates
>> 1 su bardağı bezelye
>> 1 yemek kaşığı domates salçası
>> 1 su bardağı sıcak su
>> Yarım çay bardağı zeytinyağı
>> 15 adet arpacık soğan
>> 1 çay kaşığı karabiber
>> 1 çay kaşığı kırmızı
toz biber
>> 1 tatlı kaşığı kekik
>> 5 parça yağlı
pişirme kâğıdı
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Tencerede ısıtılan zeytinyağına kabukları soyulan arpacık soğanlar eklenir, birkaç dakika kavrulur. Etler konulur ve suyunu salana kadar kapağı kapalı pişirilir. Salça ve sıcak su eklenir. Tencerenin kapağı kapatılarak 10 dakika pişirilir. Küp küp doğranan patates, havuç ve domates ilave edilerek pişmeye bırakılır. Sebzeler yumuşayana kadar yaklaşık 20 dakika pişirilir. Haşlanmış bezelye ve baharatlar konulur. 5 dakika daha pişirilip ocaktan alınır. Hazırlanan her bir pişirme kağıdına birer porsiyon yemek yerleştirilir ve kâğıtlar düzgünce katlanır. Paketler fırın tepsisine yerleştirilerek önceden 200 derece ısıtılmış fırında 30 dakika kontrollü pişirilir.
KABUNE PİLAVI
MALZEMELER
>> 1 adet soğan
>> 500 g dana gerdan
>> 2,5 su bardağı
baldo pirinç
>> 2 su bardağı nohut
>> 1/2çay kaşığı karabiber
>> 1 çay kaşığı toz
kırmızı biber
>> 2su bardağı et suyu
>> 1,5 bardak su
>> Tuz
HAZIRLANIŞI
Dana gerdan düdüklü tencerede iyice yumuşayana kadar haşlanır, suyu pilav için ayrılır. Önceden ıslatılan nohutlar ertesi gün haşlanır. Piyazlık doğranıp tuzla ovulan soğanlar tencerenin tabanına yayılır. Didiklenen etler soğanların üzerine serilir. Bol suda yıkanan pirinç eklenir; tuz, karabiber ve kırmızı toz biber serpilir. Haşlanmış nohutlar ilave edilir. Üzerine et suyu ve 1,5 su bardağı su eklenerek kapak kapatılır. Önce harlı ateşte 15 dakika, ardından kısık ateşte yaklaşık 20 dakika pişirilir. Ocaktan alınan pilav 10 dakika demlendirilir, ardından servis tabağına ters çevrilerek sıcak şekilde sunulur.
TAHİNLİ ŞEKERPARE
MALZEMELER
Hamuru için;
>> 150 g tereyağı
>> 1 çay bardağı pudra şekeri
>> 3 yemek kaşığı tahin
>> 1 çay bardağı irmik
>> 1 adet yumurta
>> 1 paket kabartma tozu
>> 1 paket vanilin
>> 3 su bardağı un
Üzeri için;
>> 1 tatlı kaşığı pekmez
>> 1 adet yumurta sarısı
Şerbeti için;
>> 1,5 su bardağı toz şeker
>> 3 su bardağı su
>> 4 damla
limon suyu
HAZIRLANIŞI
Tahinli şekerpare için öncelikle şerbet hazırlanıp soğumaya bırakılır. Un hariç tüm malzemeler eklenerek karıştırılır. Unu azar azar ilave edilerek yoğrulur. Elle şekil verilerek yumurta sarısı sürülür ve formunu bozmadan tepsiye dizilir. Üzerlerine çatalla çizik atılır. Yarım saat kadar önceden 180 derece ısıtılmış fırında üzerleri kızarana kadar kontrollü pişirilir. İlk sıcağı çıkan tatlıya soğuk şerbet gezdirilir. Şerbetini yeterince çeken tatlı servise hazır demektir.
