SELAHADDİN UŞŞAKÎ

Selahaddin bin Muhammed Abdülaziz Anadolu'da yetişen büyük velilerden
A- A+

Anadolu'da yetişen büyük velilerden. İsmi Selahaddin bin Muhammed Abdülaziz'dir. Salahî ve Abdî nisbeleri ile de tanınmıştır. 1117 (m. 1705) senesinde bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Kesriye (Kastorya) kasabasında doğdu. 1197 (m. 1783) senesi Muharrem ayının yirmi dokuzunda Cuma günü İstanbul'da vefat etti. Tahir Ağa Dergahı'na defnolundu.

Selahaddin Uşşakî, yirmi yaşına kadar Kesriye'de kalıp ilim öğrendi. Sonra İstanbul'a gelerek tahsiline devam etti. Babası katip olduğu için; Selahaddin Uşşakî yirmi yedi yaşındayken Babıali'de katipliğe başladı. Vezir Hekimoğlu Ali Paşanın dairesinde masraf katibi oldu. Zeka ve çalışkanlığı ile çevresinde sevgi ve alâka uyandıran Selahaddin Uşşakî, Hekimoğlu Ali Paşanın teveccühünü kazanarak onun mektup işleriyle vazifelendirildi. Ali Paşa Bosna'ya vali tayin edilince onunla birlikte gitti. 1150 (m. 1737)'de Avusturya Kuvvetlerine karşı kazanılan Banyaluka savaşında Ali Paşa ile birlikte bulundu. 1153 (m. 1740) senesinde Hekimoğlu Ali Paşa ile Mısır'a gitti. Mısır'dayken Arapçasını çok ilerletti. Allahü tealanın ihsanı olarak gönlünde tasavvuf yoluna karşı bir rağbet ve alâka uyandı. Tasavvuf büyüklerine karşı içinde sevgi ve muhabbet duyar, onların sohbetlerine gitmek için can atardı. Her gittiği yerde tasavvuf ehlini arar bulur, onlarla görüşürdü. Bu yüzden Mısır'dayken Şabaniyye yolunun büyüklerinden Şemseddin Muhammed Hafnî'nin sohbetlerinde bulundu. Hasan Demenhurî'den bazı ilimleri ve Nakşibendiyye yolunun edeplerini öğrendi. Ali Paşa ile birlikte İstanbul'a döndü. Rumeli'yi teftiş ile vazifelendirilen Ali Paşa, beraberinde Selahaddin Uşşakî'yi de götürdü. Edirne'ye vardığında Cemaleddin Uşşakî'yi ziyaret etti. Selahaddin Uşşakî, aradığı manevî sırların Cemaleddin Uşşakî'de bulunduğunu görerek, ona talebe oldu. Bu sırada Selahaddin Uşşakî'nin içinde tamamen tasavvuf yoluna girme arzusu doğup Paşaya durumu arz edip resmî hizmetten çekilmesine müsade buyurmasını rica etti. Paşanın izniyle mektupçuluk vazifesinden ayrıldı.

Bundan sonra hocasının hizmetinde bulunan Selahaddin Uşşakî, onunla birlikte İstanbul'a gitti. Selahaddin Uşşakî, Eyyub'de ikamet etti. Hocasının sohbetlerine devam ederken, yedi sene kadar nefsinin istediklerini yapmayıp istemediklerini yaparak mücahede ve riyazette bulundu. Sonra hocası, kızını Selahaddin Uşşakî'ye verdi. Bu evlilikten Muhyiddin ve Mehmed Ziyaeddin adında iki oğlu oldu. Selahaddin Uşşakî'nin çocuğu olduktan bir süre sonra hocası ve kayınpederi onu evden çıkararak; “Al hanımını evimden ayrıl! Bundan sonra kendi geçimini temin et.” dedi. Selahaddin Uşşakî; “Peki hocam, başüstüne!” diyerek hanımı ve çocuğu ile beraber, hocasının evinden ayrıldı. Eğrikapı'dan, Fatih Camii civarında, Aşıkpaşa mevkiinde bulunan, Horhor çeşmesine doğru yürürken bir evin kenarında durakladı. Kış günüydü ve kar yağıyordu. Yolun karşı tarafında bulunan Tahir Ağa onları görünce evine davet etmek için yanlarına birini gönderdi. Tahir Ağa, Selahaddin Uşşakî'yi, evine götürdü. Ona; “Siz kimlerdensiniz? Kış gününde neden bu hâle düşüp sokak kenarında kimsesiz garipler gibi duruyorsunuz?” diye sordu. Selahaddin Uşşakî; “Bâtınî hükümdarın celaline tutuldum.” dedi. Tahir Ağa da; “Ben de zâhirî hükümdarın celaline tutuldum.” deyince Selahaddin Uşşakî sebebini sordu. Tahir Ağa; “Sarayda kıymetli bir kılıç vardı. Kılıç kayboldu. Padişah, Sultan Üçüncü Mustafa han bana; “Bu kılıcı kırk güne kadar bul! Bulamazsan seni en ağır şekilde cezalandırırım.” dedi. Bu kılıcı bulmaya imkan olmadı. Otuz beş gün geçti. Ömrümün son günlerini yaşıyorum.” dedi. Selahaddin Uşşakî bir süre tefekküre daldı. Sonra başını kaldırıp Tahir Ağaya; “Kılıç sarayın falanca yerine düşmüş. Üzerini de kağıt parçaları örtmüş. Adamlarını gönder oraya bir baksınlar.” dedi. Tahir Ağa hemen adamlarından birini oraya gönderdi. Giden kişi tarif edilen yerde kılıcı bularak, Tahir Ağaya getirdi. Padişah, Tahir Ağanın suçu olmadığını anlayarak, ona kırk gün izin verdi. Tahir Ağa, Selahaddin Uşşakî'ye; “Efendim, siz benim dar günümde Hızır gibi yetiştiniz. Siz de hâlinizi bana anlatın.” diye ricada bulundu. Selahaddin Uşşakî de hâlini Tahir Ağa'ya anlattı. Tahir Ağa onları bir süre evinde misafir etti. O semtte bir ev alarak evin bütün ihtiyaçlarını temin etti. Bir gün Selahaddin Uşşakî'ye; “Ailenizle filan eve gidelim.” dedi. Birlikte satın aldığı eve varınca Tahir Ağa; “Bu ev size bizim hediyemizdir.” diyerek kabul buyurmasını rica etti. Selahaddin Uşşakî ve hanımı bu eve yerleştiler. Daha sonra Selahaddin Uşşakî, Tahir Ağa dergahına şeyh olarak tayin edildi. Bir gün Selahaddin Uşşakî, hanımını ve çocuğunu alarak hocası ve kayınpederi Cemaleddin Uşşakî'nin evine gitti. Hocası ona; “O celâlim sebebiyle bu ikrama kavuştun.” buyurdu.

Selahaddin Uşşakî, vefatına kadar on dokuz sene, insanlara ilim öğretti. 1196 (m. 1782) senesi Ramazan-ı şerif ayının on üçünde Perşembe gecesi, dergahın bulunduğu bölgede çıkan bir yangında dergah yandı. Bunun üzerine ailesi ile birlikte hocası Cemaleddin Efendi'nin dergahına gitti. Dört buçuk ay burada ikamet ettikten sonra bir hastalığa yakalanarak vefat etti. Türbesinin açık olmasını vasiyet etti. Kabrini Hüseyin Vassaf Efendi 1921 yılında tamir ettirmiştir.

Selahaddin Uşşakî hazretleri Halvetî Uşşakîliğin günümüze intikalini sağlayan en önemli şahsiyettir. Tuhfetü'l-Uşşakiyye adlı eserinde bu yolun edep ve usüllerini anlatmıştır. Selahaddin Uşşakî Nakşibendiyye, Celvetiyye gibi tarikatlardan da nasip almış ve bu yollardan da talebe yetiştirmiştir. Esrar-ı Nihan adlı eserinde Türkçe ilk defa hatm-i hacegandan ilk o bahsetmiştir. Bu sebeple kendisine Camiu't-turuk ve camiu'l-kelimat denmiştir. En ünlü iki talebesinden birisi Mehmed Zühdü Efendi, diğeri de Mehmed Sadık Efendi'dir.

Selahaddin Uşşakî hazretleri Muhyiddin Arabî hazretlerinden çok etkilenmiştir. Eserlerini incelerken onun ruhaniyetinden istifade ederdi. Nakledildiğine göre bir gece rüyasında, Muhyiddin-i Arabî, Selahaddin Uşşakî'ye dört satırlık bir yazı okuttu. Bu yazılar; şeriat, tarikat, hakikat ve marifete dairdi. Uyanınca kendisinin bütün ilahî sırlara kavuştuğunu görerek şöyle buyurdu: “Müşkilin kimseye zahirde Salahî sormaz, Hace-i batına sordu soracak esrarı.”

Selahaddin Uşşakî hazretleri, dinî ilimlerin hepsinde söz sahibi olduğu gibi edebiyat sahasında da söz sahibiydi. Şiirlerinde Salahî nisbesini kullanmıştır. Birçok meşhur şairin şiirlerini şerh etmiştir. Bu şerhler klasik edebiyatımızın anlaşılması hususunda mühim yer tutmaktadır. Diğer taraftan, kendisi üç dilde de divan sahibi bir şairdi. Türk Edebiyatında ilk regaibiyye türü ona aittir. Şöyle anlatılır: “Selahaddin Uşşakî, hocasından icazet aldıktan bir süre sonra onun giydirdiği hırkayı çıkararak sakladı ve; “Ben o hırkayı giyecek gücü ve kuvveti kendimde göremiyorum.” dedi. Gizlilik üzere yürüdü. Zamanında pek kıymeti bilinmedi.”

Buyurdu ki: Allahü tealanın fazl u keremine nihayet yoktur. Bunun için Cennet nimetlerinden daha yüksek ve kıymetli olan O'nun rızasını kazanmaya çalışmalı ve varlığı terk etmelidir. Yani emaneti sahibine verip kendi aradan çekilmelidir. Zira varlığı araya koymak diğer günahlarla kıyaslanamayacak kadar büyük günahtır kaidesince kişiye varlık perdesinden başka büyük günah olmaz. Varlığı terk ettikten sonra yokluk konağına ulaşılınca Hak'tan başka hiçbir şey kalmaz ki onu dahi terk ede. Bu takdirde nihayeti terke işarettir. Ve dahi zikredilen terklerden kişiye bir yokluk arız olur ki yokluğa erişip terke geldim diye zikredilen varlıklardan daha şiddetli bir varlık hasıl olur. Terk-i terk demenin mânâsı budur. Marifet-i ilahiyyeyi talepte nihayet yoktur. “İki günü eşit olan aldanmıştır.” hadis-i şerifi gereğince marifeti ilahiyeyi talepte kanaat eden kişi cehalet işlemiş ve su-i edepte bulunmuştur. Bunun için; “Ya Rabbî! İlmimi artır, de.” (Taha suresi: 114) emrine uymak için hep marifeti artırmaya çalışmalıdır. Allahü teala senden daima boyun bükerek O'na yönelmeni ister. Bu sebepten mealen; “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar!” (İnşirah suresi: 78) buyurur. Ey talip! Eğer bu sözlere kulak verip kast edilen hususları anladıysan, her mertebenin edep ve erkanına riayet ederek Cenab-ı Hakk'a kullukta ömür tüketmeye ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmalısın.

Eserleri: Selahaddin Uşşakî iki yüze yakın eser yazdı. Bu eserlerin çoğu basılmıştır. Eserlerinden bazıları şunlardır:

1- Bir Halifesine Yazdığı Mektub: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2736/1 numarada kayıtlıdır. 2- Hazreti Ali'ye isnad olunan iki şiirin manzum tercümesi: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2736/2 numarada kayıtlıdır. 3- Kamus Şarihi Muhammed Mustafa'ya Mektub: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2736/3 numarada kayıtlıdır. 4- Manzumetü'd-Dürer: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 4211 numarada kayıtlıdır. 5- Cevahir-i Tac-ı Hilafet: Tarikat kıyafetleri, adab ve erkanı, insanlarla muamele esasları anlatılır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 3917 numarada kayıtlıdır.

6- Kamus-ı Osmanî: Süleymaniye Kütüphanesi Celal Ökten Kısmı 444 (445) numarada kayıtlıdır. Eser 1895'te İstanbul'da basılmıştır. 7 Mefatihü'd-Dariyye şerhi: Süleymaniye Kütüphanesi Denizli Kısmı 402/3 numarada kayıtlıdır. 8- Ellidört Farzın Şerhi Hakkında Risale: Süleymaniye Kütüphanesi Düğümlü Baba Kısmı 205/2 numarada kayıtlıdır. 9- İzhar-ı Esrar-ı Nihan ez Envar-ı Hatm-i Hacegan: Hatm-i Hace konusu ile ilgili ilk Türkçe eserdir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Düğümlü Baba Kısmı 293/1 numarada kayıtlıdır. 10- Niyazname: Bir Nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı 1393 numarada kayıtlıdır.

11- Şerh-i Kaside-i Mevlana: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı 1546 numarada kayıtlıdır. 12- Şerh-i Makamatı Hamidî: Eserin bir adı da Riyazü'l-kavaid hiyazü'l-fevaid'dir. Farsça'dır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı 2818 numarada kayıtlıdır. 13- Terceme-i Mefatihü'd-Dariye: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı 3721 numarada kayıtlıdır. 14- Tahmis-i Kaside-i Bürde ve Türkçeye Tercümesi: Eser Terceme-i Aşk diye de bilinir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 3890 numarada kayıtlıdır. 15- Farsça Bir Şiirin Şerhi: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada kayıtlıdır.

16- Farsça Üç Ayrı Beytin Türkçe Tercüme ve Şerhi: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada kayıtlıdır. 17- Kasidetün Safiye Temimetün Kafiye: İbnü'l-Hacib'in Arabî gramerle ilgili eserinin tercümesidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada kayıtlıdır. 18- Mevlana'nın Bir Gazelinin Tercümesi ve Şerhi: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada kayıtlıdır. 19- Mecma'ı Fenn-i Zerafet: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 6127 numarada kayıtlıdır. 20- Miftahü'l-vücudi'l-Eşher fî Tevcihi Kelami'ş-Şeyhi'l-Ekber: Eser eşyanın zuhuru ve mahiyetine dairdir. Arapçadır. Ali Behçet Efendi'nin isteği üzerine İbnü'l-Emin Mahmud Kemal tarafından Türkçeye de tercüme edilmiştir. Orijinal nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 3917 numarada kayıtlıdır.

21- Mir Hüsrev'in Bir Beytinin Şerhi: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada kayıtlıdır. 22- Mir'at-ı Esma: Esma'ya dair bir risaledir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2668 numarada kayıtlıdır. 23- Muhakemat: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2270 numarada kayıtlıdır. 24- Sultan I. Abdülhamid'in Cülüsü ve Veziri Hakkında İstihrac: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi 2684 numarada kayıtlıdır. 25- Şerhi Kaside-i Hamriyye: Busayrî'nin kasidesinin şerhidir. Nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 730 numarada kayıtlıdır.

26- Şeyh Ebü'l-Hasan Harkanî'nin Esrar-ı Süluk adlı eserinin tercümesi, 27- Terceme-i Risale-i Vahdet-i Vücud: Süleymaniye Kütüphanesi Haşim Paşa Kısmı 27 numarada kayıtlıdır. 28- Esma-i Hüsna Risalesi: Süleymaniye Kütüphanesi İbrahim Efendi Kısmı 210 numarada kayıtlıdır. 29- Tercüme-i Aruz-ı Tebrizî:

Vahid Tebrizî'nin eserinin tercümesidir. Nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 6201 numarada kayıtlıdır. 30- Tercüme-i Kaside-i Hasan: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 3714 numarada kayıtlıdır. 31- Usul-i Evrad-ı Uşşakiyye: Uşşakî tarikatinin usul ve evradı hakkında bir risaledir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada kayıtlıdır. Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekke Kısmı 503 numarada başka bir nüshası vardır. 32- Havdü'l-Hayat: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi 3214 numarada kayıtlıdır. Terceme-i Havdü'l-Hayat, Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 3098 numarada kayıtlıdır. 33- İnna Aradna'l-Emanete Ayetinin Tefsiri: Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 3211 numarada kayıtlıdır. 34- Hilyetü'l-Hasaneyni'l-Ahsaneyn: 415 beyitlik bir mesnevîdir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Uşşakî Tekkesi Kısmı 230 numarada kayıtlıdır. 35- Etvar-ı Seb'a: Yedi nefis mertebesinin anlatıldığı altmış üç beyitlik bir eserdir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekke Kısmı 503 numarada kayıtlıdır.

36- Miftahü'l-Vücuh: Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı 633 numarada kayıtlıdır. 37- Risale-i Meratib-i Vücud: Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı 633 numarada kayıtlıdır. 38- Şerh Risaletü'l-Acz-i Marifetilllah-i teala: Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı 633 numarada kayıtlıdır. 39- Şerh Rumuz Elif Lam mim Gulibeti'r-Rum: Rum suresinin ilk ayetlerinin açıklamasıdır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı 633 numarada kayıtlıdır. 40- Mevlidü'n-Nebî: Süleymaniye Kütüphanesi Nuri Arlasez Kısmı 260 numarada kayıtlıdır. 41- Namaz Usulleri ve Adab-ı Uşşakiyye: Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekke Kısmı 334 numarada kayıtlıdır. 42- On iki Süluk Şerhi Mir'atü'l-Esma: Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekke Kısmı 334 numarada kayıtlıdır. 43- Tahmis Selahaddin Uşşakî: Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekke Kısmı 512 numarada kayıtlıdır. 44- Tuhfetü'l-Uşşakiye: Süleymaniye Kütüphanesi Tahir Ağa Tekke Kısmı 612 numarada kayıtlıdır. Hicrî 1343'te İstanbul'da basılmıştır. Yemen kadısı merhum Manisalı Mehmed Asım Efendi tarafından tercüme edilmiştir. 45- Uşşakî Tekkesi Şeyhi Abdullah Salahî Efendi'nin Aruz Risalesi: Süleymaniye Kütüphanesi Sami Benli Kısmı 15 numarada kayıtlıdır.

46- Etvar-ı Süluk Risalesi: Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Kısmı 4595 numarada kayıtlıdır. 47- Tercümetü'l-Aşk: Süleymaniye Kütüphanesi Reşid Efendi Kısmı 1100 numarada kayıtlıdır. Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Kısmı 2684 numarada başka bir nüshası vardır. 48- Meşariku'l-Envari'l-Metalib ve Metali esrari'l-mevahib: Hazreti Ali Divanı'nın Şerhi. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Uşşakî Tekkesi Kısmı 333 numarada kayıtlıdır. 49- Divan: Süleymaniye Kütüphanesi Uşşaki Tekkesi Kısmı 84 numarada kayıtlıdır. 50- Gül-i Sadbergi Evrad Bera-yı Tuhfe-i Ubbad: Eser Esma-i Hüsna Muamması Risalesi, Tevessül bi esmai'n-Nebî ve Münacat-ı Esma-i Hüsna isimleriyle de bilinir. Allahü tealanın ve Peygamber Efendimizin isimlerine dairdir. Türkçe ve Arapça karışıktır. Bir nüshası, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Muzaffer Ozak Kısmı No: 11/7'de kayıtlıdır. 51- Mir'atü'l-a'lam ve mişkatü'l-ahlam: Fütüh-i Salahî diye de bilinir. Abadile konusundadır. Bir nüshası İstanbul Üniversite Kütüphanesi Türkçe Yazmalar No: 3983'te kayıtlıdır. 52- Medar-ı Mebde' ve Mead: Ölüm ve ölüm sonrasını anlatan eserin bir nüshası İstanbul Üniversite Kütüphanesi Türkçe Yazmalar No: 6423'te kayıtlıdır. 53- Şerh-i Risale-i Kudsiyye: Hace Muhammed Parisa hazretlerinin Şah-i Nakşibend hazretlerinin sohbetlerinden derlediği eserinin tercüme ve şerhidir. Eser 1323'te İstanbul'da basılmıştır. Muhammed Mekki Arvas tarafından 2014 tarihinde yazma nüshaları karşılaştırılarak bir yüksek lisans tezi yapılmıştır. 54- Zeylü'l-kitab bi ehseni'l-hitab: Hakikat-i Muhammedî konusunu anlatan eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Kısmı No: 2698/2'de kayıtlıdır. 55- Muhtasaru'l-Menar Şerhi: Usul-i Fıkha dairdir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı No: 443'te kayıtlıdır.

56- Terceme-i Usul-i Hadis: Süyütî'nin Nihaye adlı eserinin tercüme ve şerhidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı No: 433'te kayıtlıdır. 57- Ellidört Farz Şerhi: Eser 1302'te İstanbul'da basılmıştır. 58- Mevaki'u'n-Nücum Şerhi Tevaliu menafiu'l-ulum: Eser İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Arapça Yazmalar No: 3344'te kayıtlıdır. Arapçadır. Şerhin ifadeleri, Muhyiddin-i Arabî'nin ifadeleri gibidir. Selahaddin Uşşakî'nin kemali bu eserde açıkça görülmektedir. 59- Mesnevî-i Şerif Tercümesi: Nüshasına rastlanmamıştır. 60- Risâle-i Mes'ele-i Acz fî-Ma'rifetillah: Marifetullah'ın nasıl elde edileceği anlatıldığı İmam-I Gazâlî'nin eserinin bir bölümünün şerhidir. Yazma bir nüshası; Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı No: 630 ve 633'te kayıtlıdır. 61- Muzhır-ı Kavaid-i İ'rab Şerhi: İbn Hişam'ın, Kavaidü'l-i'rab adlı eserinin Türkçe tercüme ve şerhidir. Nüshası, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Emanet Hazinesi No: 1908'de kayıtlıdır. 62- Risale-i Gavsiyye Tercümesi: İbnü'l-Arabî'ye atfedilen Gavsiyye adlı eserin tercümesidir. Nüshası, Millî Kütüphane A. No: 392'de kayıtlıdır. 63- Risale-i Vücud Tercümesi: Nakşıbendiyye büyüklerinden Muhammed Parisa'nın kelime-i tevhidin mânasını anlattığı Risale-i Vücüd adlı Farsça eserinin tercümesidir. Nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı No: 630'da kayıtlıdır. 64- Divân-ı Nuut-ı Salahî: Peygamber Efendimiz için yazdığı Arabî, Farisî ve Türkçe naatları ihtiva etmektedir. 1999'da Ankara'da yayınlanmıştır. 65- Miftahu'r-rumuz li-esrari'l-künuz.

TÜRKÇE DİVAN'INDAN Nice bir meyledesin bezm-i belaya nice bir, Nakd-i ömrün versin bad-ı hevaya nice bir. Nefsin arzularına uydun ulaştın ey dil! Uğradın varta-ı uzma-yı cefaya nice bir. Çek elin fanî cihandan yürü insaf eyle gel, Bu kadar gaflet-ü-rağbet bu fenaya nice bir. Şems-i ikbalin erişmekte guruba gözün aç. Hab-ı Gaflette sarılmaklık gıtaya nice bir. Gelmedin kendine bir ibret alıp âlemden, Bu kadar daiye bi katre-i maye nice bir. Hab-ı gafletten uyanmaz mı gözün biçare, İntibah ermedi bir azm-i bakaya nice bir. Ey Salahî yürü sen Hak kulluğuna meşgul ol, Nice bir kul olasın, nefsi hevaya nice bir.

ŞEYH-İ EKBER Velâyet burcunun şems-i münîri Şeyh-i Ekber'dir, Ki envâr-ı fuyûzâtı ile âlem münevverdir, O nûr-ı zâhiri inkâr iderse dîde-i ahfeş, Aceb mi şeb-pere lâbüd adû-yı mihr-i enverdir, Huffâşın zemmi kadr-i şems'e îrâs-ı keder itmez, Şeb-i zulmetde inkârıyla hızlânı mukarrerdir Hülâsa gün gibi zâhir olanı eyleyen inkâr, Velâyetden nasîbi olmayan a'mâ vü ebterdir, Basîret ehline nûr-ı basârdır ehl-i hikmetden, İfâza itmede ehl-i kulûba feyz-i yekserdir. Anı çün hâtem-i kenz-i velâyet eyledi Mevlâ, Cemî-i evliyâya feyz-i Hak andan müyesserdir.

NAAT Yemminde olmayan imkâne çıkmaz yâ Resûlallah, Deminden dûr olan insâne çıkmaz yâ Resûlallah. Senin feyzinden ayrı olsa farzâ cevher-i eşyâ, Nebât ü ma'den ü hayvâne çıkmaz yâ Resûlallah. Senin feyzinle ser-tâ-ser vücûde geldi her âlem, Yem-i Feyzin senin pâyâne çıkmaz yâ Resûlallah. Nuût-i sırr-i zâtın çünkü gelmez kayd-ı ta'rîfe, Hakîkatce leb-i irfâne çıkmaz yâ Resûlallah. Senin zâtın muallâdır sığışmaz hadd-i imkâne, Kuyûd-i kevn ile ezmâne çıkmaz yâ Resûlallah. Ta'ayyün cilvesin eyler ise ıtlâk mezâhirden, Kemâlin hasr ile noksâne çıkmaz yâ Resûlallah. Salâhî bâl-i himmetle ne denlu çıksa ıtlâka, Kemâl-i rütbe-i îkane çıkmaz yâ Resûlallah.

Senin zâtın çü ervâha pederdir yâ Resûlallah, Şühûda çıkmağa imkâna derdir yâ Resûlallah. O derden girdi erbâb-ı hakîkat meclis-i vasla, O bâbı bulmayanlar derbederdir yâ Resûlallah. Devât-ı ilme zâtın bir kalemdir levh-i mahfûza, Vücûdun nüsha-i sırr-ı kaderdir yâ Resûlallah. Safâ-yı sırr-ı zâtından ibârettir senin zâtın, O safvetle gönüller bî-kederdir yâ Resûlallah. Yem-i hayret-fezâdır sırr-ı zâtı akl-i derrâkin, Anı idrâkte kârı sederdir yâ Resûlallah. Cebîninden ziyâ-bahşende olan lü'lüü ervâh, Değil dürr-i adn-ı rahşende dürrdür yâ Resûlallah. O derden her kişi bir cevher-i safvet-nümâdır lîk, Salâhî'nin dili seng ü mederdir yâ Resûlallah.

Eşrefzade'nin bir beytini şöyle şerh etmiştir: Eşrefzade dedi ki: “Aceb hayrân u mestim ki beleşden bilmezem yâri, Gözüm her kande kim baksa görünen sûret-i Rahmân.” Hazret-i Rahman (Allahü teala) suretten münezzehdir. Yani suret-i rahmet-i Rahmanı müşâhede ederim. Hatta muvahhidînin nâr-ı cahîm (Cehennem ateşi) ile terbiye olması Cennet'e layık olması içindir. Ve muvahhidînin ateş ile yanması suret-i rahmettir. Kâfirlerin yanması gibi değildir. Zira kafirlerin yanması intikam içindir. Nûr-i tecellîyi (Allahü tealanın nurunu) müşahede eden muhakkak mest ve hayran olur.

Mısırlı kadınlar Hazreti Yusuf Aleyhisselamı görünce hayran olup ellerini kesip acısını dahî duymadılar. Hazreti Rabia'ya sual olundu ki: “Allah'ı sever misin?” “Evet.” diye cevap verdi. “Allah düşmanına adavet (düşmanlık) eder misin?” dediler. Cevap verdi ki: “Etmem.” “Ya niçin etmezsin” dediklerinde? Buyurdular ki: “Allahü tealanın muhabbetiyle gönlüm tamamen dolmuştur. Başka bir kimsenin muhabbet ve adavetine yer kalmamıştır.” Hazreti Aziz'in bu mertebeden haber verip dahî; “Aceb hayrân u mestim ki beleşden bilmezem yâri.” buyurdukları bu mertebeye işarettir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası