Kaydet
A- A+

O’na tabi olmak, yani O’na uymak, O’nun gittiği yolda yürümektir. O’nun yolu, Kur’an-ı Kerim’in gösterdiği yoldur. Bu yola İslam Dini denir. O’na uymak için, önce iman etmek, sonra Müslümanlığı iyice öğrenmek, sonra farzları eda edip, haramlardan kaçınmak, daha sonra, sünnetleri yapıp mekruhlardan da sakınmak lazımdır. Bunlardan sonra, mubahlar da da O’na uymaya çalışmalıdır.

İman etmek, ona tabi olmaya başlamak ve saadet kapısından içeri girmek demektir. Allahü teala O’nu, dünyadaki bütün insanları saadete davet için gönderdi ve Sebe suresi, yirmi sekizinci ayetinde mealen; “Ey sevgili Peygamberim! Seni, dünyadaki bütün insanlara ebedi saadeti müjdelemek ve bu saadet yolunu göstermek için, beşeriyete gönderiyorum.” buyurdu.

Mesela, O’na uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, O’na uymaksızın, birçok geceleri ibadetle geçirmesinden kat kat daha kıymetlidir. Çünkü, kaylule etmek yani öğleden önce biraz yatmak adet-i şerifesi idi. Mesela O’nun dini emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip içmek, O’nun dininde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan daha kıymetlidir. O’nun dininin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zekat denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir. Emirü’l-Müminin Ömer, bir sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra, cemaate bakıp, bir kimseyi göremeyince sordu. Eshab dediler ki: “Geceleri sabaha kadar ibadet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır.” Emirü’l-Müminin buyurdu ki: “Keşke bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemaatle kılsaydı, daha iyi olurdu.”

İstanbul Eminönü semtinde Birinci Abdülhamid Han Türbesi'nde muhafaza edilen kadem-i şerif. Mehmed Ziyad hazretleri, Irak'taki Kadem-i şerif köyünden İstanbul'a kadar başı üzerinde taşıyarak getirmiş ve padişaha hediye etmiştir.
Başlık Resmiİstanbul Eminönü semtinde Birinci Abdülhamid Han Türbesi'nde muhafaza edilen kadem-i şerif. Mehmed Ziyad hazretleri, Irak'taki Kadem-i şerif köyünden İstanbul'a kadar başı üzerinde taşıyarak getirmiş ve padişaha hediye etmiştir.

İslamiyetten sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücahede edip nefslerini körletiyor ise de, İslamiyete uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hakirdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hasıl olursa, dünyada bir kaç menfaatten ibaret kalır. Halbuki, dünyanın hepsinin kıymet ve ehemmiyeti nedir ki, bunun bir kaçının itibarı olsun. Bunlar, mesela çöpçüye benzer ki, çöpçüler herkesten daha çok çalışır ve yorulur. Ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyete tabi olanlar ise, latif cevahir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazançları pek çoktur. Bazen bir saatlik çalışmaları yüz binlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyete uygun olan amel, Hak tealanın makbulüdür, çok beğenir. Böyle olduğunu kendi kitabının çok yerinde bildirmiştir. Mesela, Âl-i İmran suresi otuz birinci ayetinde mealen; “Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allahü tealayı seviyorsanız ve Allahü tealanın da, sizi sevmesini istiyorsanız bana tabi olunuz! Allahü teala bana tabi olanları sever.” buyuruyor. İslamiyete uymayan şeylerin hiç birisi ni Hak teala sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevap verilir mi? Belki cezaya sebep olur.

Cennet’ten indirilen Hacerü’l-Esved taşının muhafaza edildiği altından yapılmış eski çerçeve. Topkapı Sarayı’ndadır.
Başlık ResmiCennet’ten indirilen Hacerü’l-Esved taşının muhafaza edildiği altından yapılmış eski çerçeve. Topkapı Sarayı’ndadır.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de, Nisa suresi, yetmiş ikinci ayetinde, Muhammed Aleyhisselam’a itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, O’nun Resulüne itaat edilmedikçe, O’na itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kat’i ve kuvvetli olduğunu bildirmek için, ayet-i kerimede; “Elbette muhakkak böyledir.” buyurdu ve bazı doğru düşünmeyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı. Allahü teala, yine Nisa suresinde, yüz ellinci ayet-i kerimede, bu iki itaati ayrı görenlerden şikayet buyurarak; “Kafirler, Allahü tealanın emirleri ile Peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyor. Yahudiler diyor ki: “Biz Musa’ya (Aleyhisselam) inanırız. İsa ile Muhammed’e (Aleyhisselam) inanmayız. Hıristiyanlar ise, yalnız İsa’ya (Aleyhisselam) inanıp, ona haşa, Allahü tealanın oğlu diyor. Bu inanışları ve dinleri kıymetsizdir. Hepsi kafirdir. Bunların hepsine Cehennem azabını, çok acı azapları hazırladık.” diye bildirdi.

Bütün insanlara önce lazım olan şey, Ehl-i Sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi, bir iman ve itikad edinmektir. Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’ın yolunu bildiren, Kur’an-ı Kerim’den murad-ı ilahiyi anlayan, hadis-i şeriflerden murad-ı peygamberiyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyamette kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allah’ın Peygamberini nin ve O’nun eshabının yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan koruyan, Ehl-i Sünnet âlimleridir.

Kâbe içinde, Rükn-i Irakî köşesinde, tavana çıkmaya yarayan merdivenin önünde bulunan tövbe kapısının kanadı. Yerine yenisi yapıldığı için İstanbul’a getirilmiş olup Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Bölümü’nde muhafaza edilmektedir.
Başlık ResmiKâbe içinde, Rükn-i Irakî köşesinde, tavana çıkmaya yarayan merdivenin önünde bulunan tövbe kapısının kanadı. Yerine yenisi yapıldığı için İstanbul’a getirilmiş olup Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Bölümü’nde muhafaza edilmektedir.

Ehl-i Sünnet’in reisi ve kurucusu, İmam-ı A’zam Ebu Hanife Nu’man bin Sabit’tir. Evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsterî diyor ki: “Eğer Musa ve İsa Aleyhisselam’ın ümmetlerinde, İmam-ı A’zam Ebu Hanife gibi bir zat bulunsaydı, bunlar Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa dönmezdi.”

Muhammed Aleyhisselam’a tabi olmak Ahkam-ı İslamiyye’yi yani İslam Dininin hükümlerini beğenip, seve seve yapmak ve İslamiyetin kıymet verdiği, üstün tuttuğu şeyleri ve âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve O’nun dinini yaymaya uğraşmak demektir ve dinine uymak istemeyenleri, beğenmeyenleri, aldırış etmeyenleri zelil, hakir ve aşağı tutmaktır. İki cihan saadetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünya ve ahiretin efendisi olan, Muhammed Aleyhisselam’a tabi olmaya bağlıdır. O’na tabi olmak için iman etmek ve Ahkam-ı İslamiyyeyi öğrenmek ve yapmak lazımdır.

Ahirette Cehennem’den kurtulmak, yalnız Muhammed Aleyhisselam’a tabi olanlara mahsustur. Dünyada yapılan bütün iyilikler, bütün keşifler, bütün, haller ve bütün ilimler Resulullah’ın yolunda bulunmak şartı ile, ahirette işe yarar. Yoksa, Allahü tealanın Peygamberine tabi olmayanların yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ahiretin harap olmasına sebep olur. Yani, iyilik şeklinde görünen, birer istidraçtan başka bir şey olamaz.

Muhammed Aleyhisselam’a tam ve kusursuz tabi olabilmek için, onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de, O’nun düşmanlarından uzak durmaktır. O’nu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete müdahene, yani gevşeklik sığmaz. Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıt şeyin muhabbeti bir kalpte, bir arada yerleşemez.

Bu dünya nimetleri geçicidir ve aldatıcıdır. Bugün senin ise, yarın başkasınındır. Ahirette ele geçecekler ise sonsuzdur ve dünyada iken kazanılır. Bu bir kaç günlük hayat, eğer dünya ve ahiretin en kıymetli insanı olan, Muhammed Aleyhisselam’a tabi olarak geçirilirse, saadet-i ebediyye, sonsuz necat, kurtuluş umulur. Yoksa O’na tabi olmadıkça, her şey hiçtir. O’na uymadıkça, her yapılan hayır, iyilik, burada kalır, ahirette ele bir şey geçmez.

Resulullah’a tabi olmak yedi derecedir: Birincisi, ahkam-ı İslamiyyeye inanarak, bunları öğrenmek ve yapmaktır. Bütün Müslümanların ve âlimlerin ve zahitlerin ve abitlerin tabi olması, bu derecededir. Bunların nefsleri iman etmemiştir. Allahü teala, merhamet ederek, yalnız kalbin imanını kabul etmektedir.

Efendimize Tabi Olmak
Başlık ResmiEfendimize Tabi Olmak

Şeyh Hamdullah'ın Muhakkak ve Reyhani hat ile yazdığı, "Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz." ve "Eshabımı kötülemeyiniz! Uhud dağı kadar altın sadaka verseniz, Eshabımdan birinin yarım müd (875 gr.) arpa sadakasının sevabına kavuşamazsınız." hadis-i şerifleri.

İkincisi, emirleri yapmakla beraber, Resulullah’ın bütün sözlerini ve âdetlerini yapmak ve kalbi kötü huylardan temizlemektir. Tasavvuf yolunda yürüyenler bu derecededir.

Üçüncüsü, Resulullah’ta bulunan hallere, zevklere ve kalbe doğan şeylere de tabi olmaktır. Bu derece, tasavvufun “Vilayet-i hassa” dediği makamda ele geçer. Burada, nefis de iman ve itaat eder ve bütün ibadetler, hakiki ve kusursuz olur.

Dördüncüsü, ibadetler gibi bütün hayırlı işler hakiki ve kusursuz olmaktır. Bu derece, Ulema-i rasihin denilen büyüklere mahsustur. Bu rasih ilimli âlimler, Kur’an-ı Kerim’in ve hadis-i şeriflerin derin manalarını ve işaretlerini anlar. Bütün peygamberlerin eshabı böyle idi. Hepsinin nefsleri iman etmiş, mutmainne olmuştur. Böyle tabi olmak, ya tasavvuf ve vilayet yolundan ilerleyenlere veya bütün sünnetlere yapışarak bidatlerin hepsinden kaçanlara nasib olur. Bugün, dünyayı bidat kaplamış, sünnetler kaybolmuştur. Bugün, sünnetleri bulup yapışmak ve bidat deryasından kurtulmak, imkan haricinde kalmıştır. Bidatler, âdet halini almıştır. Halbuki âdetler ne kadar yerleşmiş ve yayılmış olsalar ve ne kadar güzel görünseler de, din ve sünnet olamaz.

Beşincisi, Yüksekliklere, Resulullah’a mahsus kemalata, yükseldiklere tabi olmaktır. Bu kemalat, ilim ve ibadet ile ele geçemez. Ancak, Allahü tealadan, lutuf ve ihsan ile gelir. Bu derecede olanlar, büyük Peygamberler ve bu ümmetin pek az büyükleridir.

Altıncısı, Resulullah’ın mahbubiyet ve ma’şukiyyet kemalatına tabi olmaktır ki, Allahü tealanın çok sevdiklerine mahsustur ve lutuf ile ele geçmez, muhabbet lazımdır.

Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde muhafaza edilen Nebiyy-i Muhterem Efendimizin Kabr-i saadet toprağı.
Başlık ResmiTopkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde muhafaza edilen Nebiyy-i Muhterem Efendimizin Kabr-i saadet toprağı.

Yedincisi, insan vücudunun her zerresinin O’na tabi olmasıdır. Tabimet bua yani tabi olduğuna o kadar benzer ki, tabi olmaklık aradan kalkar. Bunlar da, sanki Resulullah gibi, aynı kaynaktan, her şeyi alır.

O’na uymanın ufak bir zerresi bütün dünya nimetlerinden ve ahiret saadetlerinden kat kat üstündür. İnsanlık meziyeti ve şerefi O’na tabi olmaktır. Resulullah’a uymak için Müslümanların Ehli Sünnet’in dört hak mezhebinden birinde olmaları temel şarttır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Yayın Tarihi |
İlgili Yazılar
Rehber İnsanlar