YÜCEL KOÇ | NEW YORK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD ziyaretinin son günü New York’taki Türkevi’nde gazetecilerle bir araya geldi. Erdoğan, gündeme dair soruları şöyle cevapladı:

> BM Genel Kurul hitabınızda Afganistan vurgunuz önemliydi. Türkiye’nin bu süreçte Afganistan’daki rolü ve stratejisi ne olacak?
Amerika burada “kapılar açılsın ve Afgan halkı Türkiye’ye girsin” diyemez. Burada bu bedeli ödemesi gereken Amerika’dır. Amerika’nın bununla ilgili adımlar atması lazım. Fakat şu ana kadar böyle bir hava görünmüyor. Amerika’nın bu noktada kapıları açmak gibi bir derdi şu anda yok gibi.
Taliban’ın şu andaki yaklaşım tarzına bakıldığında kucaklayıcı, kuşatıcı bir yönetim maalesef oluşmadı. Eğer kuşatıcı, kapsayıcı bir adım atılabilirse kendileriyle görüşme, konuşma noktasına gidebiliriz.

> Geçtiğimiz günlerde HDP Eski Eş Genel Başkanı Sezai Temelli “Kürt sorununda çözümün adresi İmralı’dır” açıklaması yaptı. Selahattin Demirtaş’ın da bir açıklaması oldu, o da HDP’yi işaret etti. Sayın Kılıçdaroğlu da “Kürt sorununu HDP çözer” dedi. Seçimlerin yaklaşmasına yakın bir dönemde bu tür ittifaklar, bu tür açıklamalar nasıl değerlendirilir? Bir de HDP kendi arasında ikiye mi bölünüyor?
 Hayırlı olsun. Bu konuyla eğer biz meşgul olursak yazık olur. Yani İmralı mıdır, değil midir, onların sorunu. Varsın onlar bu şekilde yola devam etsinler; yani HDP midir, şu mudur, bu mudur… Biz diyoruz ki bu ülkede şu anda Cumhur İttifakı bu işin tek çözüm noktasıdır ve Cumhur İttifakı olarak da biz bu çözümün mücadelesini sürdürüyoruz. Çünkü bizim şu anda kitabımızda birlik var, beraberlik var, kardeşlik var ve bununla da bu yolda devam ediyoruz. “Yok Kürt sorununu çözmektir, yok şudur, yok budur…” Türkiye’de böyle bir sorun yok. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik. Eğer birliğe, beraberliğe, kardeşliğe inananlar varsa buyursunlar hep beraber yola devam edelim.

> Muhalefetin son zamanlarda odaklandığı iki konu var. Birincisi, KHK’lılarla ilgili, hepsini aynı torbaya koyarak ortak şekilde “KHK’lı garibanları kurtaracağız” diyorlar. İkincisi de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a eleştiri sınırlarını aşarak saldıranlar var. Muhalefetin bu tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir defa KHK ile ilgili “Ben bu işi çözeceğim” diyen kim? Ana muhalefetin başındaki zat. Sen ne zamandan beri yargı oldun? Adam öyle atıyor ki bazıları da buna inanıyor. Bunu kabullenmek asla mümkün değil.
Ali Erbaş hocamızla ilgili konuya gelince, Diyanet İşleri Başkanı’mızı bu noktada biz asla yalnız bırakmayız. O makam önemli bir makamdır. Dolayısıyla bu makama hakaret edenler, bu ülkede dinini, diyanetini bilenlere hakaret etmiş olurlar.

> İdlib’de son dönemde sivillere ve Türk askerine karşı saldırılar oldu. 29 Eylül’de Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya geleceksiniz. Bu konuda nasıl mesajlar vermeyi düşünüyorsunuz?
İkili görüşme gerçekten önem arz ediyor. Suriye’de nereye geldiğimizi, bundan sonraki süreçte de nereye geleceğimizi kendileriyle konuşacağız. Biz Rusya ile ilişkilerde şu ana kadar herhangi bir yanlış görmedik. Sürekli ilerleyen bir ticaret hacmimiz var. Suriye’deki gelişmeleri daha iyi bir konuma taşıma noktasında zaman zaman bazı sıkıntılar yaşamıyor değiliz. Ama bunu da gerek şahsım, gerek Savunma Bakanı’m, gerek Dışişleri Bakanı’m attığımız adımlarla hemen telafi edebiliyoruz. Örneğin Sayın Putin Azerbaycan’da eğer devlet adamlığını tam manasıyla ortaya koymamış olsaydı, Azerbaycan’dan bu şekilde çıkılmazdı.
Tabii, çok daha önemlisi, şu anda attığımız adımlarla biz Iğdır’dan Azerbaycan’a yolu inşallah yapacağız. Buna demir yolu da dâhil. Paşinyan’dan da olumlu sinyaller geliyor. Bölgeyi barış noktasında da iyi bir konuma taşıma fırsatını inşallah yakalamış olacağız. Sayın Putin’le yapacağımız görüşmede bunlar da yer alacak. Böylece Türkiye-Rusya ilişkilerinde inşallah çok daha güçlü bir döneme girmiş olacağız.

> Merkel’in Türkiye ve Avrupa üzerindeki ilişkilerdeki etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
Şunu açık ve net söylemem lazım; bizim Merkel’le, Schröder’den sonra olumlu bir sürecimiz oldu ama Alman Şansölyeleri içerisinde bizim en başarılı bir yönetim tarzı Schröder’le oldu. Schröder’den sonra Merkel ile münasebetlerimizde de ilişkilerimiz fena değildi. Tabii Armin Laschet alır almaz bilemiyorum ama Armin Laschet ile de ikili münasebetlerimiz iyiydi.

FAHİŞ FİYATA OPERASYON
> Fahiş fiyat konusuyla ilgili bizzat ilgileneceğinizi söylemiştiniz. Bu konuyla ilgili tespit ettiğiniz problem başlıkları neler? Nasıl bir yol haritası izlenecek?

Bu konuda kısmen özellikle bu zincir marketlerin sınırsız uygulamaları var. Bu sınırsız uygulamalar karşısında biz de Ticaret Bakanlığı olarak bunların üzerine üzerine gideceğiz. Zincir marketlerin bu uygulamalarıyla mücadelede Ticaret Bakanlığımız gerekli olan her türlü tedbiri alıyor, alacak ve bunlara da gerekli operasyonları yapacaktır

> Tek problem zincir marketler mi?
Ağırlıklı olarak iş orada toplanıyor. Bütün üreticiden tüketiciye olan yerde zincir marketlerin buradaki yoğun ürünleri toparlaması… Bu da 5 tane zincir market. Bunlar bütün o ürünü toparlıyor. Bu 5 tane zincir marketin topladığı ürünle piyasalar altüst oluyor. Bunlar eğer bu noktada daha adil davranırlarsa hem vatandaş uygun fiyatla ürün alabilecektir hem de üretici şu an itibarıyla kazanımını, parasını zamanında alma şansına ulaşacaktır.

BIDEN İLE İYİ BAŞLADIK DİYEMEM!
> Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini önümüzdeki dönemde nasıl görüyorsunuz?

Türk-Amerikan ilişkilerinde sağlıklı bir sürecin işlediğini doğrusu söyleyemem. Niye? Bakın biz F-35’leri aldık, 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık ve bu F-35’ler bize teslim edilmedi. S-400’ü bahane edip F-35’leri vermiyor. Sen Patriot vermeyeceksin, ondan sonra biz S-400’ü aldığımızda “Niye S-400’ü aldın?” diyeceksin. Bizim için S-400 işi bitmiştir. Savunmamız için ne gerekiyorsa onu alırız. Gerekirse bunları üretiriz de... Zaten şu anda başladık. İnşallah kendi insansız savaş uçaklarımızı da üreteceğiz. Şunu da bilmeleri gerekir ki artık eski Türkiye de yok. İki NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Ben oğul Bush ile iyi çalıştım, Sayın Obama ile iyi çalıştım, Sayın Trump ile iyi çalıştım ama Sayın Biden ile iyi başladık diyemem.

> Paris İklim Anlaşmasının Meclis onayına sunulacağını ifade ettiniz. Türkiye’nin çekinceleri vardı, çünkü gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında bir yükümlülük farkı var. Türkiye çekincelerinden mi vazgeçti?
Biz bu tutumdan vazgeçmiş değiliz. Böyle bir şey yok. Ancak o dönem Hollande dönemiydi. Hollande döneminde de Sayın Şansölye Merkel’le üçlü bir konferansımız olmuştu. Bu üçlü konferansta da biz dedik ki “Türkiye gelişmiş ülkeyse ayrı değerlendirmek lazım. Eğer gelişmekte olan ülkeler kategorisindeyse ayrı değerlendirmemiz lazım. Her şeyden önce bunun kararını vermeniz lazım. Bu karara göre de bize yapmanız gereken ödemeyi de yapmanız lazım.” Tabii o zaman bunlar bu ödemeyi yapacaklarını söylüyorlardı ama bu olmadı. Şu anda geldiğimiz noktada ise tabii bütün incelemeleri ilgili arkadaşlar yapacaklar ve Meclis’in açılmasıyla birlikte de biz bunu Meclis’e taşıyacağız. Meclis’e taşıyarak, bu süreci özellikle Glasgow’da gündeme getireceğiz ve Türkiye olarak iklim değişikliği noktasında düşüncemizi Glasgow’da vereceğimiz mesajlarla da ortaya koyacağız.

BU İŞLER UMUTSUZ OLMAZ
> “Daha adil bir dünya mümkün” isimli kitabınızın başında Birleşmiş Milletlerin, özellikle de Güvenlik Konseyi’nin kapsamlı bir reforma ihtiyacı olduğu yönündeki görüşünüzü dile getiriyorsunuz. Bu konuda umutlu musunuz?

Tabii umutsuz bu işler olmaz. Bu 5 daimi üyenin iki dudağı arasında bir dünya düşünebilir miyiz, böyle bir şey olabilir mi? Zaten oradaki 10 geçici üye de vitrin süsü olduğunu biliyor. Bir defa daimi üyeleri zorlamamız lazım. Türkiye olarak biz zorlayacağız ve zorluyoruz. Geçici üyelere de diyoruz ki, siz de zorlayın. Afrika’ya sesleniyoruz; “Afrika sen hep böyle mi gideceksin? Bunu başarabildiğimiz zaman dünyadaki tüm devletlere gerçekten bir hak teslim edilmiş olur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD'den ayrıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD'den ayrıldı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurulu'na katılmak üzere geldiği New York'tan "TC-TRK" uçağı ile İstanbul'a gitti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Daha fazla Afgan mülteci alamayız Cumhurbaşkanı Erdoğan: Daha fazla Afgan mülteci alamayız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin Afgan mülteciler konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirterek, “ABD orada 20 yıldır neden var, önce bu soruların cevabını kendi kendisine vermesi gerek” dedi.