“Anadolu'yu anlatan türkülerimizden bilirsiniz gelenek göreneklerimizi aslında... Sabah erkenden ne demek daha güneş doğmadan sabah ezanlarında uyanırdı Anadolu köylüsü... Hatta babalarımız dedelerimiz öküzle sabanla tarla sürmeye başlardı güneş ısıtıp da hem toprağı hem köylüyü yakmasın diye. Tütün ekenler de tütün toplayanlar da güneş görmeden yapardı her işini... Gece yarıları tarlalarda lüks lambaları kandil gibi yanardı.
Ezanlar minarelerden okunurdu... Hoca minareye çıkar ezanı köyün dört bir yanına duyulması için döne döne okurdu... Hiç de sesi kimseyi rahatsız etmezdi... Çünkü sesi kadar okurdu... Hiç unutmam, halamların köyünde sabah namazında tarlaya gittik ne kahvaltı var ne bir şey... Sabah güneş doğdu, kuşluk vakti oldu... Saat dokuz muydu on muydu bilemiyorum... Tarlaya elinde bohçasıyla halam geldi... Yiyecek getirdi. Çalışmaya biraz ara verip onun serdiği yer sofrasında sabah kahvaltısı olarak gelen yemeği yedik. Tek öğün yemekti... Ama şunu söyleyeyim aradan belki kırk sene geçmiştir, ben o kadar lezzetli bir yemek bilmiyorum. Acıkıp da yediğimiz için mi? O yıllarda her türlü sebze meyve doğal hâlindeydi o sebeple miydi? Yapılan yemeğin yağından suyundan mıydı bilemiyorum. Çocukluğumuzu özlüyoruz. O günlerden şimdi hemen hiç kimse kalmadı, ona da üzülüyoruz. Diyeceğim o ki geçmek bilmez sandığımız günlerin nasıl geçtiğini geçip gittikten sonra fark ediyoruz.”
Sevay Güzey - Yozgat
***
Enflasyona eğitimci penceresinden bakış
920 ilçedeki ve 81 ildeki millî eğitim müdürlüklerinin çoğuna gerek kalmamıştır bence. Bu kurumlara gelenler sınava girerek orayı kazanmış değiller. Birçoğunun projesi, eseri, yayını vb. yoktur. Çoğunluğu oraya atandığında kendini oraya atayanın memnuniyetini en ön planda tutmak zorundadır. Bugün dijital çağdayız. MEB her türlü emri, belgeyi, yönetmeliği 1 saniyede 60 bin okula iletebilmekte. Dolayısıyla bu teşkilatta bulunanların birçoğu aslında gizli işsizdir. Bu makamların çoğunluğu ün, poz, servet, reklam, şov mevkileri hâline gelmiştir. 1989 yılından beri MEB taşra teşkilatını yakından izliyorum. Gerçekten bulunduğu makamı eğitime yönelik değerlendiren, öğrencilerin eğitimiyle ilgili adımlar atan ve faydası olan amir oranı yüzde 1'i geçmiyor. Yapay süper zekâ çağındayız. Böyle aktif bir süreçte genel anlamda MEB il ve ilçe müdürleri sistemin önünü açan değil kilitleyen makamlara dönüşmüştür. Eğitime zerre faydası olmayan, il ve ilçe müdürlüklerinde yaklaşık 50 bin kişi (amir, memur, aşçı, teknisyen, İSG, sekreter, şoför, koordinatör, şef vb.) maaş alıyor. Bunların çoğunun eğitime katkısı kalmamıştır. Görevini layıkıyla yerine getiren kıymetli idarecilerimizi tenzih ederek belirtiyoruz ki kamunun bu şekilde memur sayısı en az yüzde 50 azaltılmadıkça enflasyon düşmez, kalkınma olmaz. Saygılarımla.
Ali Özdemir- Eğitimci
***
Günü kurtarsın yeter mantığı
“Feridun Ağabey, son iki gündür yaşanan sel afeti sebebiyle İstanbul halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu şehir deprem korkusuyla yaşarken sel ile tarumar oldu. Şehircilik ve altyapı konusunda günü kurtarma mantığından çıkamadığımız bir kere daha belli oldu. Hatırlayanlar vardır bundan on beş sene kadar önce Büyükçekmece taraflarında ortalık sel suya gitmişti de orada asırlar öncesinden Mimar Sinan tarafından yapılan ve adı Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü olan uzunca köprü, yine köprü görevini üstlenmişti. 2009 yılında Büyükçekmece Barajı kapaklarının açılmasıyla çevrede taşkın olmuştu ama bu tarihî köprü yine de su seviyesinin altında kalmamıştı. Çünkü inşa edilirken bu tür taşkınlıklar da hesap edilmişti. Tam 636 metre uzunluğunda. 7,17 metre genişliğinde. 4 ayrı bölümden ve 28 kemerden oluşuyor. Köprü yapılırken 40.000 m³ taş kullanılmıştı. Onun içindir ki 1567’den bugüne hâlen ayakta duruyor. Günümüzde niye böyle oluyor peki? “Günü kurtarsın yeter” mantığı hesap ediliyor da o yüzden...”
Zeynep Çalışkan- İstanbul

