Artık harp kaçınılmaz olmuş Osmanlı ordusu çöl yollarına düşmüştü bile... Yavuz Sultan Selim Han, bir yandan Mısır üzerine yürüyor, bir yandan da Memluk Sultanı Kansu Gavri''ye elçiler gönderiyordu. Fakat gönderdiği elçilerin hiçbiri de geri gelmemişti. Daha sonra bu elçilerin hapsedildiğini öğrendi. Bu sıralarda Kansu Gavri''nin elçisi Moğolbey, silahıyla Yavuz Selim Han''ın huzuruna çıkarak sultanının isteklerini bildirdi.
Bunun üzerine Moğolbey''in saçı sakalı kesilerek, yağlı bir elbise giydirildi ve bir eşeğe ters bindirilerek ordugâhta gezdirildi.
"Git efendine söyle!" Yavuz tekrar huzura alınan Moğolbey''e: "Elçiye zeval olmaz. Git efendine söyle, elçilerimi salsın, kendisini de Mercidabık''ta bekliyorum." diyerek Kansu Gavri''ye Haleb''in kuzeyindeki Mercidâbık mevkiinde meydan muhârebesi için hazır olması haberini gönderdi.
Nihayet 24 Ağustos 1516 sabahı iki ordu Mercidâbık''ta karşılaştı. Osmanlı topçu ateşiyle başlayan muhârebeye, Memlûkler süvârî taarruzu ile karşılık verdiler. Muhârebe başladıktan iki saat sonra Memlûkler bozguna uğradı.
Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memlûk karargâhı bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti. Memlûk Sultanı Kansu Gavri muhârebe meydanında öldü...
Abbâsi halîfesi Üçüncü Mütevekkil, muhârebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim Han 28 Ağustosta Haleb''e 27 Eylülde Şam''a gelerek Mısır''ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı.
İşte, Çaldıran Meydan Muhârebesinde Yavuz Sultan Selim Hana yenilip, kaçan İran Safevî hükümdârı Şah İsmâil ile ittifâk kuran ve Osmanlı elçilerine zulmeden bir hükümdarın hazin sonu...

