Kendi elimizle beton kaleler ördük. Hani derler ya "kendi kazdığı kuyuya kendi düştü" diye. Sanırım insan da bu beton kalelerle kendine bir yalnızlık çukuru ördü ama haberi yoktu...
Apartmanlar insanları tekilleştirdi. Beton kendi gibi soğuklaştırdı bizi de... Kalplerimiz muhabbetsizlikten beton gibi buz kesti. Odalarımız çoğaldı, doğalgazla ısındık ama her aile bireylerinin arasına betondan duvarlar örüldü. Herkes kendi odasına çekildi, aradaki paylaşımlar azaldı. İnsan, değil komşusu ile kendi ailesi ile bile gündelik üç beş kelamdan fazla konuşmaz oldu.
Peki nasıl bu hâle geldik?
Rahatlık getireceğini sandığımız her yenilik, her konfor bizi aslında birbirimizden uzaklaştırdı.
Evler büyüdü ama ilişkilerin içi boşaldı. İletişim araçları çoğaldı fakat muhabbet azaldı...
Her imkân insanı birbirinden daha da çok kopardı.
Peki neden?
Çünkü gelen her imkân insan ilişkilerini zayıflatmaya yaradı. Artık kimse komşusunun kapısını çalıp "bir bardak şeker verir misin?” demiyor. Çünkü telefondan bir tıkla sipariş veriyor.
Kaldı ki, komşuya selam vermiyor ki, ondan şeker istesin...
Birde en mühim şey "insana" hasretiz. "Konuşan, dinleyen, hisseden insanlar azaldı. Robotlar ülkesinde yaşıyor gibiyiz... Hissiz, duygusuz, bıkkın bir topluluk var artık..."
Bize ne mi oldu?
Ne oldu ise azar azar oldu.
Muhabbetin içi boşaltıldı. Aile mefhumunun içi oyuldu. Kültürümüze ait ne varsa dibine dinamit yerleştirildi... Şimdi biz küllerin arasında bir kırıntı bulmaya çalışan, yapay dünyanın sillesini tadan arafta kalmış insanlarız.
Amine Kübra Salar
ŞİİR
Senin gibiydim
Farz et ki tadında sevdim seni
Ya da bir renk oldum boğazında,
Öfkelice papatyaları yolduğun sokağımda.
Farz et ki yalandım,
Öğrendin sesimi.
Uyanmışsın belli ki,
Gün doğumuna tohumlar serpmişsin.
Ah, o papatyalar yine mi yeşerdi?
Farz et ki artık,
Senin gibiydim.
Talha Yaşar
***
İçimdeki tufan
Bir top beze sarılıp gömüldü
İşte o anda dizlerimin bağı çözüldü.
Gözlerimden boncuk boncuk yaşlar döküldü.
Firak ateşiyle boynum büküldü.
Anlatılmıyor kelimeler içime hapsoluyor
Akıl almıyor, dilim lal oluyor.
Olmuyor ki gülmek bana zor geliyor,
İçimdeki yanan ateş kor oluyor.
Ve sözün bitti yerdeyim,
Yapraklarım döküldü hazan mevsimindeyim.
Sabahı olmayan gecelerde secdedeyim,
Şimşekler çakıyor, hıçkırıklardayım.
Betül Kara - Osmaniye
KELAMI KİBAR KİBARI KELAMEST
“Büyükler buyurdular ki;
Mübarek Hocamızı sevindirmenin, memnun etmenin, dualarını almanın en kestirme yolu, isterse bir senede olsun, isterse bir ayda olsun, bir kitabı birine vermektir. Bir kitap! Çünkü ömürleri, okumakla, yazmakla ve dağıtmakla geçti. Önceleri kitapları çantalarına koyuyorlardı, kime rastlarlarsa veriyorlardı. Sonra arabanın bagajına çok kitap koymaya başladılar. Bu sefer İstanbul'da ne kadar Kur’ân-ı kerim kursları varsa, haydi kardeşim, hangi Kur’ân-ı kerim kursu varsa ona gidelim, derler. Gittikleri zaman da bagajda ne kadar kitap varsa, hepsini dağıtırlardı.”

