MURAT ÖZTEKİN

Başta Suriyeliler olmak üzere mültecilerin trajedisi dünyanın aktüalitesinden düşmüyor. Beyazperdenin gündemi de aynı... Bu defa mevzuya karı koca olarak birlikte yönetmenlik yapan Mehmet Bahadır Er ve Maryna Er Gorbach eğildi. Çiftin Varşova Film Festivali’nde mükâfat alan eseri “Omar ve Biz”, İsmet adlı bir emekli asker ile sitelerine sığınan iki Suriyeli göçmenin yaşadıklarını merkezine alıyor. Filmde her şey Suriyeli göçmenlerin Sabri adlı Türk’ü ölümden kurtarmasıyla başlıyor ve hikâye emekli askerin onlarına saklamaya çalışmasına kadar uzanıyor.  Biz de iki yönetmenle bir araya gelerek filmlerini konuştuk... 

*Bir karı koca olarak, birlikte yönetmenlik yapıyorsunuz. “Omar ve Biz” üçüncü filminiz oldu. Ortaklaşa nasıl bir çalışma şekliniz var?
Mehmet Bahadır Er (MB): Doğrusu işimiz evimizden çıkmıyor. (Gülüyor) Kültürlerimiz farklı olduğu için her hangi bir şeye aynı noktadan bakmıyoruz. Dolayısıyla çözümleme biçimlerimiz farklı oluyor. Birlikte bir duyguyu ortaya çıkarmak için çaba gösteriyoruz.
Maryna Er Gorbach (M): Bu soruyu cevaplamak için artık belgesel yapmak gerekiyor herhâlde. Kralcılık oynamıyoruz, Bahadır çok saygılı bir insan.

*Mülteci problemine dair yakın zamanda bazı filmler seyrettik. Siz yeni filminizde farklı olarak ne yakalamaya çalıştınız?
M: Bu konuda yüreğimizde neler hissediyorsak seyirci de öyle hissetsin istedik. Kim nasıl film yapıyor diye sağa sola bakmadık. Kendi duygularımıza baktık.
MB: Filmi gerçekten mülteci olan aynı zamanda profesyonel isimlerle çekmek istedik. Hikâye tesadüfen bir kuaförde Pakistanlı bir mülteciyle tanışmamla filizlendi. Aslında eğitimli bir kameraman olan bu şahsın hikâyesi beni tesir altında bıraktı.

KENDİMİZE BAKALIM İSTEDİK
*Özellikle Avrupa sineması mülteciliğe eğilince Türkiye’den de filmler çıkmaya başladı. Kendi filminiz dâhil mültecilere dair yapılan sanatsal çalışmaları samimi buluyor musunuz?

MB: Biz de kendi aramızda bu mevzuyu tartıştık. Filmde bir Omar var, bir de “biz” varız. Bu sebeple mültecilerden ziyade onlarla ilişki kuran mahallî halka odaklanıyoruz. İnsanların kendilerine bakmalarını istedik. Sanat filmi olması hasebiyle bizim için ticari karşılığı neredeyse yok. Umarın sanatçılığımızın bir zekâtı olur…  
M: Bize “Bu konularda çok film yapıldı, festivallerde göstermeniz çok zor olur” denilmesine rağmen işe koyulduk. Filmimiz farklı şeyler söylüyor.

*Filmin çekimleri için mültecilere nasıl bir bağ kurdunuz, ne gibi araştırmalar yaptınız?
MB: Filmin kast aşaması esnasında Suriye tarafına geçtim, Türkiye’deki mülteci kamplarını gezdim ve yurt dışındaki mültecilerle görüştüm. Başka problemler de var bu konuda. Mesela Almanya’ya giren bir mültecinin herhangi bir sebeple yurt dışına çıkmasına izin vermiyorlar. Bu yüzden Avrupa’daki mülteci oyunculardan seçim yapamadık.

BAŞROL OYUNCUSU AVRUPA'DA 'HAPİS'!
*Başroldeki mülteci oyuncuyla nasıl tanıştınız?..

MB: Taj Sher Yakub ve Hala Alsayasneh’i uzun aramalar neticesinde bulduk. Taj, Suriyeli bir Kürt, Hala ise Halepli. Hala’nin annesi Yunanistan’a yedi sene evvel geçti, kendisi burada kaldı. En sonunda sanatçı vizesiyle Avrupa’ya gidebildi. Ancak film galaları için bile Türkiye’ye dönmesine müsaade etmiyorlar. Hâlâ orada... Taj da yurt dışına çıkamıyor.

*Peki, filmden sonra sizde mültecilik hakkında nasıl bir kanaat meydana geldi?
MB: Emperyalist ülkeler için mülteciler; doğumuna masraf etmedikleri, eğitimlerine katkıda bulunmadıkları, -eğer bir de iş sahibi ise- bedavadan sahip oldukları bir iş gücü demek… Mülteciliği sistem hâline getirmişler. Bu, bir noktada ülkelerin birikimini çalmak manasına geliyor. Kim bir ülkeyi bombalayıp insanları mülteci pozisyonuna sokuyorsa o işte büyük bir menfaati var demektir. Bir ülkeye bomba atıldığında o ülkenin bankadaki parası, eğitilmiş insanları ve geleceği başka bir ülkeye transfer oluyor. Savaşlar bir tesadüf değil.

TÜRKİYE'NİNKİ HESAPSIZ BİR BAŞARI
*Siz Türkiye’den bir hikâye sunuyorsunuz. Aslında negatif bir hikâye… Ne düşünüyorsunuz Türkiye’deki durum hakkında?

MB: Ben Türkiye’nin göçmenlik imtihanını başarıyla geçtiğini düşünüyorum. Hatta bu hesapsız bir başarı… Zaten problem buradan kaynaklandı. Bu, çok fedakârlık gerektiren misafirperverlik yıpranmaya sebep oldu.
M: Her ülkede “Omar ve Biz” yani onlar ve biz ayrımı yapabiliriz. Bu genel bir problem. Benim ülkem olan Ukrayna’da da savaş var.