MURAT ÖZTEKİN

Ressam, tezhip ve minyatür sanatçısı, tarihçi, tıp profesörü... Yakın tarihin nevi şahsına münhasır şahsiyetlerinden Süheyl Ünver, bunların hepsi ve daha fazlasıydı... Bir “hezarfen” karakter olarak son nefesine kadar Türk sanatlarını yaşatmak ve belgelemek için çabaladı, kalem oynattı... Hassaten tarihî binaları kayıt altına almak için çizdiği resimlerle ve meşhur defterleriyle artık var olmayan bir dünyanın izlerini bugüne taşıdı. Ünver’in yetiştirdiği talebeler ise Türkiye’de klasik sanatların lokomotifi oldu. Fakat en yakınında kızı ve talebesi Gülbün Mesara vardı. Biz de 123 yıl evvel bugün doğan Ünver’i kızından dinledik...

¥ Babanız Süheyl Bey’in azim dolu bir hayat hikâyesi var. Sanata ilk olarak nasıl yöneldiğini size mutlaka anlatmıştır...
Sanata,  babasının kitaplarının resimli kısımlarını tetkik ederek, bunlardan kendince yaptığı ufak tezhip çalışmalarıyla başladığını ifade ederdi. 16 yaşlarındayken bir tramvay yolculuğunda  arkadaşı ile paylaştığı çizimlerini gören yaşlı bir beyin ilgisi ve tavassutu ile takdim edildiği  Medresetü’l-Hattatin’e kabul edilişi, onun sanat yolculuğunun başlangıcı olmuş.

¥ Süheyl Bey’in “Ben sanat için resim yapmıyorum. Bunlar bir gün İstanbul’un belgeleri olacak” dediğini biliyoruz. Sanata hep böyle “korumacı” yaklaşımla mı baktı?
Tezhip ve minyatür eğitiminin yanında resme de yönelmiş, meşhur ressam Hoca Ali Rıza Bey’le uzun sanat beraberliği sayesinde resim yönünü de geliştirmişti. Daha gençlik yıllarından itibaren İstanbul’daki tarihî ve kültürel erozyonu fark etmişti. Evet, ileride kaybolacak tarihî köşeleri ve yapıları fırçasıyla tespit etmek gayesi içinde hayatı boyunca sayısız sulu boya resim yaptı.

¥ Sanırım meşhur defter tutma alışkanlığı da aynı çabadan doğdu...
Aslında çocukluğundan itibaren her şeyi kaydetme merakı olduğunu söylerdi. Okul yıllarından itibaren önceleri “Kırkambar” olarak isimlendirdiği defterler, yıllar içinde çoğalarak sayısı iki bini aşan bir defter koleksiyonu hâline geldi. Hâlen bunların bazıları bende, büyük bir kısmı da Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmakta.

KALBİ TÜRK SANATLARI İÇİN ATTI
¥ Peki, bu günleri ve şimdiki İstanbul’u görse sizce neler düşünürdü?
Kendisi daha o yıllarda yaşanan mimari ve kültürel  kayıplara çok üzülürdü. Hatta, 1957 yılında manevi oğlu ressam “Ahmet Yakupoğlu’na “Ahmet, İstanbul sizlere ömür” derken, daha o dönemde başlayan inşaat furyasından doğan üzüntüsünü dile getirmişti. Bugünkü durumu görmediğine memnunum.

¥ Süheyl Ünver evde nasıl çalışırdı?         
Babamızın her daim masasının başına oturup sevdiği tezhip minyatürlerle ilgilendiğini görürdük. Onun boş geçirdiği bir vakti hatırlamıyorum. Eve geldiği zaman her daim meşgul bir insandı. Kendisi erken yatar ve sabah erkenden çalışmaya başlardı.

¥ Bu ortam sanatçı kişiliğinize nasıl tesir etti?
Evimiz her zaman bir sanat merkezi gibiydi. Çalışma odasında asılı çeşitli levhalar, tezhip  çalışmalarını bire bir izleyebilmem ve bu konulardaki neşriyatı, sanat merakımı  kamçılayan unsurlardı. Çok küçük yaşlardan itibaren beni çizime teşvik etti. Ciddi anlamda tezhip eğitimime 18 yaşlarımdan itibaren başladım. Evlenmeme yakın bir zamanda ise bana icazet verdi. Uzun bir süre klasik minyatür çalıştım ama ilgi alanım her zaman tezhipte kaldı. Talebe yetiştirme konusunda babamın öğretileri esas yolum olmuştur.

YAHYA KEMAL SOHBETİNE GELİRDİ
¥ Süheyl Hoca’nın “Cuma Dersleri”  de çok meşhur. Nasıl olurdu o dersler?

Cuma derslerinde sadece tezhip eğitimi verilmez babamın yakın dostlarının da katıldığı sohbetler yapılırdı. Toplantılarına başta Yahya Kemal Beyatlı olmak üzere Feyhaman Duran gibi pek çok tanınmış sanatçı gelirdi. Sonradan babam İstanbul Üniversitesi’nden Cerrahpaşa’ya geçince “Salı Derslerine” dönüştü. Babam evde de sohbet ortamını çok severdi. Ben de evde onunla oturduğum zaman elimde muhakkak kâğıt kalem bulundururdum. Bu sohbetlerde çok kayda değer notlar almışımdır.

¥ Peki, hayatı boyunca durmadan devam ettiği bu çabasının arkasında ne vardı?
Her şeyden evvel memleket sevgisi ve sanata duyduğu alaka onu durmadan çalışmaya sevk etti. Türk sanatının yeniden canlanması en büyük maksadıydı. Bu sebeple durmadan talebe yetiştirdi ve bunda da muvaffak oldu diyebiliriz. Bugün klasik sanatlarımızda söz sahibi kişilerin birçoğu Süheyl Ünver’e öğrencilik yapmıştır.

¥ Süheyl Bey’in nasıl bir manevi dünyası vardı?
Tek cümleyle “çok zengin” olduğunu söyleyebilirim. Çok derin olan bu dünyasından az söz ederdi. Bunu bazen nasihat ve konuşmalarıyla bize aksettirirdi. İslam onun hayatının tam merkezindeydi.

MEKTUPLARINDAN SANAT ESERİ ÇIKARDI
Gülbün Mesara, babası Süheyl Ünver’le bir hatırasını şöyle anlatıyor: 1980-84 yılları arasında ailece ABD’de bulunduk. Bu ayrılık, benim kadar babama da çok zor geldi. Lakin olgunlukla bunu belli etmedi. Bana “Sana her hafta çok dolu mektuplar yollayacağım, seni yalnız  bırakmayacağım” demişti. Nitekim kaleme aldığı mektuplarına, beni hayrete düşüren küçük tezhip örnekleri de koyardı. Bu mektupları tasnif ederek defterler hazırladım. Türkiye’ye gelip o defterleri kendisine gösterdiğimde çok mutlu olurdu.