MURAT ÖZTEKİN

Türk edebiyatının“Zarif Abi”si, Cahit Zarifoğlu’nun vefatının üzerinden bugün tam 34 sene geçti... Henüz kırk yedi yaşındayken,  “edebi” hayatının baharında 7 Haziran 1987’de vefat eden Zarifoğlu, buna rağmen ardında birçok unutulmaz eser bıraktı... Cahit Zarifoğlu, Maraş Lisesinde okurken ileride tanınmış edebiyatçılar olacak bir arkadaş grubunun arasında edebiyata âşık oldu ama edebiyat serüveni İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini kazanınca, başka bir boyuta taşındı. Zarifoğlu’nun talebelik yaparken tanıştığı Fazıl Kısakürek ise hayatında en büyük izi bırakan yazar oldu...

TUHAF BİR TANIŞMA HİKÂYESİ
Zarif Abi’nin Kısakürek’le tanışması enteresan olur. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gelen Zarifoğlu, o zamanlarda hayranı olduğu Necip Fazıl’ı görmeye gider. Karşılaştıklarında şaşkınlıkla “Siz Necip Fazıl Kısakürek misiniz?” diye sorar. Evet, cevabını alınca “Maraşlıyım, şairim” diyerek kendini tanıtır ama Necip Fazıl’la değil, kitaplarıyla ilgilenir. Ancak önce Üstad “Ne tuhaf biri!” diyerek garipsediği Zarifoğlu’nu zamanla çok sever. Necip Fazıl, ona “artist” diye hitap eder.
Rivayete göre bir sohbet meclisinde Necip Fazıl’ın evinde bulunan Cahit Bey, herkes pür dikkat Üstad’ı dinlerken ayağa kalkar ve evin içinde dolaşmaya başlar; Necip Fazıl’ın kitaplığına bakar, plaklarını karıştırır... Bu duruma kızan Necip Fazıl da “Yahu burada büyük bir konser varken sen notalarla meşgulsün, artist!” der.

NİKÂH ŞAHİDİ OLDU
Necip Fazıl, “talebem” de dediği Zarifoğlu’nun evliliği için kefil olur, nikâh şahitliğini yapar... Zamanla Zarifoğlu’nun üzerinden “artistlik” ve “bohem sis” kalkar; yerine zaten ailesinden yabancı olmadığı tasavvufi zarif bir hava gelir. Önceleri okurlarının yazdıklarını anlayıp anlamadığını bile dert etmeyen Zarifoğlu, zamanla “Ne çok acı var” diye başladığı günlüklerinde olduğu gibi hep dünyanın farklı yerlerindekilerin sıkıntılarıyla hemhâl olur.

TEK BAŞINA BİR MEKTEP
Cahit Zarifoğlu “Yaşamak” adlı eserinde ise Necip Fazıl’ın üzerinde çok durur. Arkasından da “Tek başına bir okuldu Necip Fazıl... Beş on kişiyi değil, nesilleri okutmuştu. Ona hayrandık. Etrafında Anadolu’dan köylüler, işçiler de vardı, üniversiteden profesörler de, memurlar da, emekliler de esnaf da...”  satırlarını not düşer. Ama aynı Zarifoğlu’nun, bazı şahsi kusurlarından ötürü Necip Fazıl’a tavır koymaktan geri durmadığı da nakledilir.

"BURALAR KIYMETLENECEK, GELECEK MİSİN?"
Zarifoğlu, hayatının son günlerine kadar görüştüğü Necip Fazıl’ı bir bayram günü iki araba dolusu insanla birlikte ziyarete gider. Ama görür ki hastalığı artan Kısakürek, ayaklarını bile kaldıramadan yürümektedir. Zarifoğlu’nun yanına geldiğinde ise kısık bir sesle “Kimsin?” diye sorar. İlerleyen rahatsızlıklarından ötürü kendisini tanıyamamıştır. Bu duruma çok üzülen Zarifoğlu, kısaca ‘Cahit’ der. Bu hadiseyi “Gözlerinin bu kadar zayıfladığını bilmiyordum” diye anlatır. Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl’a talebelerinden ilk kavuşan isimlerden olur. Eşinin bir röportajda anlattığı üzere; kanserden muzdarip olan Zarifoğlu, hastane yatağında bir rüya görür. Düşünde Necip Fazıl, kendisine “Buralar çok kıymetli, 20-25 sene sonra buralar çok daha değerli olacak. Buraya gelecek misiniz?” der. Bu “teklifle” Zarifoğlu’nun vefatı arasından uzun zaman yoktur...