MURAT ÖZTEKİN

Şiirin ve şairlerin Osmanlıdaki yeri başkadır. Âdeta şiir bir yana, diğer edebî türler bir yanadır… Peki ya şairlerin ve “mürteşair” isimli şairlik taslayanların Osmanlı romanlardaki yansımaları nasıldır? Akademisyen Bahanur Garan Gökşen, işte bu sual üzerinden az çalışılmış bir konuya odaklanarak Osmanlının son dönem romanlarındaki şiirin peşinde düştü ve ortaya “Geç Osmanlı Dönemi Romanlarında Şair ve Şiir” adlı eser çıktı. Biz de VakıfBank Kültür Yayınları etiketiyle neşredilen kitabın hikâyesini dinledik… 

* Osmanlı son dönem edebiyatı, fikrî bir arada kalmışlığa da sahne olduğu için enteresandır. Bu dönemin romanlarına şiir cephesinden bakmaya niçin ihtiyaç duydunuz?

Şairin kimliği, şiirin tanımı önceden beri ilgimi çeken konulardı. Ancak bu konuda yaptığım okumalar makalelerle, araştırma-inceleme kitaplarıyla ve eleştiri metinleriyle sınırlıydı. Bu noktada tanzimattan cumhuriyete şair ve şiir konusuna değinen pek çok romanın varlığından söz etmek mümkün.  Şiir, bu coğrafyanın en eski edebî türlerinden biri olduğu için köklü bir geçmişi var. Bununla birlikte şiir türü siyasal ve sosyal bakımdan etkilenmeye çok açık. Bu bağlamda şiirin ve şairin geçirdiği dönüşümü yine edebî bir tür olan romanlar üzerinden incelemeyi istedim. Çünkü dönemin romanlarında şair ve şiirin geçirdiği değişim sürecini safha safha takip etmek mümkün. 

* Sizin için nasıl bir araştırma safhası oldu? 

Yaptığım araştırmalar sonucu pek çok romanı toplayarak okumaya başladım. Ama kütüphanelerde belli sayıda eser verildiği için çalışmak gerçekten zordu. Günümüzde bu döneme ait romanların aslına sadık kalarak Latin harflerine aktarıldığı iddia edilse de bazılarında yer yer kelimelerin yanlış okunduğunu, bazen de cümlelerin değiştirildiğini gördüm. Bu yüzden de bütün eserleri ilk hâlleri ile karşılıklı okumayı ve Arap harfli aslından alıntılamayı tercih ettim. 

* Aralarında aynı zamanda pek çok şair de bulunan Türk yazarlar için şiir ne ifade ediyordu?

Çok şey ifade ediyordu. Şiir hayat, şiir aşk, şiir güzellik, şiir bütün duyguların biricik kaynağı… Hangi birini anlatsam? Recâizade Mahmut Ekrem’in “zerrattan şümusa kadar her güzel şey şiirdir” düşüncesi pek çok romanda şairin poetikasının temel ilkesini teşkil etmekte ve şiir, güzelliğe karşılık gelmekte.

ENDİŞELİ KARAKTERLER

* Sizin de odak noktanız olan Osmanlı romanlarına baktığımızda şairler hep talihsiz miydi? 

Sosyal ve siyasal gelişmeler bir sanatçı olarak şairleri doğrudan etkiliyor. Araştırdığım dönem Osmanlı topraklarının parçalandığı yıllar. Bu yüzden devrin şairleri genellikle melankolik ve karamsar… Hayatları da hayal kırıklıklarıyla dolu. Ayrıca bu melankolide romantizmin etkisi de var. Bununla birlikte Tanzimat yıllarında şair imajı Namık Kemal’in de etkisiyle savaşçı bir “eylem adamı”. 

RECAİZADE ÖNCE GÜZELLEDİ SONRA ALAY ETTİ

* Peki, şairleri en çok “seven” edebiyatçılar kimlerdi? Şiirle alakadar olan yazarlar, benzerlerine iltimas mı geçtiler?

Geçen de var, geçmeyen de diyebilirim. Hâlid Ziya önemli. Sadece “Mai ve Siyah” romanında değil, hikâyelerinde bile şairler var ve bilhassa melankolik şairlere iltimas geçiyor. Kendisi de bir şair olan Mehmet Celâl’in her romanında bir şekilde şair karakterler yer alıyor. Ama en ilginci Recâizade Mahmut Ekrem. Kendisi de yıllarca romantik şiirler yazmış biri olarak “Muhsin Bey yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi”nde romantik şiirin güzellemesini yaparken bir süre sonra yazacağı “Araba Sevdası”nda Bihruz ile romantizmin ve romantik şairin parodisini yaparak alay edecektir. 

  

“Romantik şiir, kadınlara zararlı”

* Osmanlıdan cumhuriyete doğru gelindiğinde pek çok şey gibi şair imajı da değişti sanırım... Edebiyatın şair karakterleri arasında en enteresan bulduklarınız kimler?

Elbette dönemden döneme çok fazla değişiyor şair imajı. Tahirü’l-Mevlevî’nin “Teşebbüs-i Şahsî” romanı bana çok ilginç geldi. Dönemin pek çok eseri Batı etkisinde gelişen şiiri olumlu bir şekilde anlatırken bu eserde divan şairleri yüceltiliyordu. Ayrıca Yakup Kadri’nin “Kiralık Konak”ında olduğu gibi Ercüment Ekrem’in “Asrîler” romanında da alafranga, dejenere bir aile anlatılırken müteşair karakteri ele alınarak eleştiriyor. Söz konusu müteşair, edebiyata o kadar yabancı ki Fuzûlî’yi bile tanımıyor. Bu sebepledir ki yazar, geleneği bilmeden Batı şiirini takip edenleri bu roman aracılığıyla eleştiri konusu yapmıştır. Öte yandan Ahmet Midhat Efendi ve Hüseyin Rahmi romantik şiiri, kadınları duygusal olarak etkilediği ve melankoliye sürüklediği için zararlı görüyordu.