MURAT ÖZTEKİN

BOZKIRIN MULAN'I
T­arihteki “ilk Türk kadın hükümdar” olarak tanıtılan Tomris, bin beş yüz sene evvel ortalığı sarsmış bir Saka kraliçesiydi. Anlatılanlara göre; bir kadın olarak tahta geçip Persleri yenerek büyük intikamlar almıştı... Fakat Sakaların, dolayısıyla Tomris’in Türk olduğu tarihçilerce çok kabul görmese de bu “efsanevi” tarihî karakter ve ismi, cumhuriyet döneminde ön plana çıkarıldı...
Tabii, filmlerde görmeye alıştığımız mutat “güçlü kadın” hikâyeleri Doğu’ya uzanınca, Tomris de tarihin kahverengi sayfalarından salonların beyazperdesine uzandı: “Niçin bizden bir kadın savaşçı kahraman olmasındı ki!”
Fakat bunu yapan, kendilerini Sakaların devamı gören Kazaklardı. Yönetmenliğini Akan Satayev’in üstlendiği “Tomris” (Tomiris) filmi işte böyle doğdu...

İRANLILAR HOŞLANMAYACAK
Eserin hemen başına konulan Farabi, “Sana gerçek bir hikâye anlatacağım” diyerek hikâyeyi başlatıyor. Heredot'un tarihî metinlerinden hareketle meydana getirilen senaryo, hâliyle İranlıların pek hoşlanacağı cinsten değil. Massagetlerin kabile şefi Spargap, büyük arzuyla erkek evlada sahip olmayı beklerken, bir kız çocuğunun doğduğunu görüyor. Üstelik annesi hemen doğum sonrasında hayatını kaybediyor. Ancak Spargap, “Tomris” adını verdiği bu kızı, hayalindeki Bozkır savaşçısı bir erkek gibi vahşi şekilde yetiştiriyor. Yıllar geçip şef, ihanetle öldürülünce, küçük Tomris kendisine sahip çıkan bir grupla ormanda yaşamaya başlıyor. Artık büyük bir kinle de doluyor.

İNTİKAM VAKTİ
Ormanlarda uzun yıllar devam eden saklanıştan sonra bir kabileye sığınan yetişkin Tomris, nihayet babasının intikamını alma şansına kavuşuyor. Bunda da başarılı oluyor. Çocukken ağlayarak uzaklaştığı kabileye kadın bir şef oluyor. Bu esnada savaşçı Argun’la evlenen Tomris, kabilesine hükmetmeye başlıyor. Fakat Pers hükümdarı Kiros, bu savaşçı kavmi fetihlerinde kullanmak isteyince, amansız savaşlar başlamış oluyor...
“Tomris”te her ne kadar tarih kitaplarına vurgu olsa da tartışmalı tezler üzerinden ilerleniyor. Bunun en çarpıcı örneği “acımasız Kiros” karakteri ve Asyalı olarak tasvir edilen Saka simaları... Eser, süratli at sahneleriyle dikkat çekiyor ki, Kazaklar bunda dünya çapında bir şöhrete sahipler. Orta Asya bozkırlarında çekilen bazı savaş koreografileri de renkli bir sinematografi sunuyor.
Ancak iki buçuk saatlik uzun bir müddete yayılan filmde, yer yer dağınık ve tekrarlı bir senaryo göze çarpıyor.

“GÜÇLÜ KADIN” TİPOLOJİSİ
Filmin özündeyse Çinlilerin ‘Mulan’ında da olduğu gibi feminist Asyalı bir karakter inşa etme çabası mevcut. Alt metinlerde tarihî Tomris karakteri üzerinden modern dünyaya selam çakan bir Türk kadını tipolojisi meydana getiriliyor ve böylece “alternatif” bir sosyal tarih de yazılıyor.  
Enteresandır, “Tomris” karakterini canlandıran Almira Tursyn, aslında profesyonel oyuncu değil, bir psikolog... Bu, göz önünde bulundurulduğunda nispeten başarılı bir performans göze çarpıyor. Fakat filmin yan karakterleri yeterince derinleştirilemiyor.
Neticede ideolojik tarafı ağır basan bir film olan “Tomris”i, sinemada yükselen bir trendin vasat Orta Asya ayağı olarak okumak mümkün... 

TÜP” (MEANDER)
Genç Fransız yönetmen Mathieu Turi'nin “Tüp” (Meander) isimli eseri, bir alanda mahsur kalan kadının kurtulma mücadelesini işliyor... Kendisiyle "hiçliğin ortasında" karşılaştığımız Lisa, intihar kararından son anda vazgeçerek, yolda duran bir otomobile biner. Aracına bindiği kişi ise ona bir gece bekçisi olduğunu ve insanlardan hiç hoşlanmadığını anlatır. Kısa zamanda her ikisinin de zorlu çocukluklar geçirdiğini anlarız. Derken Lisa, bir tüp geçide bağlı, kapalı mekân içerisinde gözlerini açar. İlerlemeye çalıştığı tüp, zaman zaman ateşle dolmaktadır ve içerisinde cesetler vardır. Nihayetinde bir “oyunun” içerisinde olduğunu anlar... Klostrofobik bir gerilim sunan “Tüp”, beyazperdede daha evvel gördüğümüz Rodrigo Cortés’in “Toprak Altında” (Buried) gibi eserlerini akla getiriyor. Fakat filmde maziyle yüzleşme gibi klişeler tekrarlanıyor. Neredeyse tek başına performans sergileyen oyuncu Gaia Weiss, geçer not alsa da film, beklentilerin altında kalıyor.

GARİP BİR EVLİLİK GERİLİMİ
Amerika’nın göbeğindeki küçük bir kasaba… Bir adam, uyuyan çifte silah doğrultup ateşlemeden oradan uzaklaşıyor… Sonrasında öğreniyoruz ki, eski müzisyen David (Clayne Crawford) ve avukat karısı Nikki (Sepideh Moafi) boşanmak üzere olan bir çifttir. Hâlbuki liseden beri birbirini seven ikili, genç yaşta evlenip dört çocuk sahibi olmuştur. Bilmediğimiz bir sebepten ötürü de evlilikleri krize girmiştir. Neticede bir müddet ayrı yaşayarak durumu düzeltmeyi denerler. David, birkaç yüz metre ötedeki yaşlı babasının evine taşınır. Nikki ise çocuklarla beraber aynı evde kalır. Ancak evliliğini kurtarmak adına radikal kararlara “evet” diyen David’in, zamanla evlatlarına olan hasreti katlanır; evine dönmek ister. Bir de ortaya yeni bir adam çıkınca durum katlanılmaz hâle gelir. Evin büyük kızı Jess ise annesinden ziyade kafasını eğen babasına kızar…
Yönetmen Robert Machoian, Amerikan üslubundaki bağımsız filmi “İki Âşığın Ölümü’nde (The Killing of Two Lovers) böyle girift bir evliliğe odaklanıyor. Filmde Clayne Crawford, Sepideh Moafi, Chris Coy, Avery Pizzuto, Arri Graham ve Ezra Graham gibi oyuncular rol alıyor.

ARADA KALMIŞ BİR ADAM
İçindeki intikam arzusu ile ebeveyn olabilmek arasında kalan bir adam üzerinden sorular sorularak kafa karıştırıcı bir eser meydana getiriliyor. Hikâyenin başında gösterilen “silah” da bu gerilimin ana unsuru olarak filmin sonuna kadar zihinlerde dolaşıyor. Aslında yönetmen Machoian, “genç yaşta evlenmek” ve “çok çocuk sahibi olmak” gibi unsurları öne sürerek evlilikleri, ters bir köşeye çekiyor. Ancak son sahnede soruların cevabı seyirciye bırakılıyor...

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ
¥ "Habis"
¥ "Sekiz"
¥ "Shang-Chi ve On Halka Efsanesi"
¥ "Bir Orduya Bedel"
¥ "Lavinya"

EN ÇOK SEYREDİLENLER
¥ "Gerçek Kahraman" 432 bin 723
¥ "Paw Patrol Filmi" 298 bin 660
¥ "Crood’lar 2: Yeni Bir Çağ" 247 bin 307
¥ "Spiral: Testere Devam Ediyor" 220 bin 541
¥ "Hızlı ve Öfkeli 9" 213 bin 778

Sinemada bu hafta | 27 Ağustos Sinemada bu hafta | 27 Ağustos Yönetmenliğini Nia DaCosta’nın yaptığı “Şeker Adam’ın Laneti”, 90’ların korku ikonunu politik olarak elverişli bir zamanda yeniden beyazperdeye getiriyor. Mesaj yüklü eserin, korku tonu zayıfken kendine has bir görselliği mevcut.
Sinemada bu hafta | 20 Ağustos Sinemada bu hafta | 20 Ağustos Lisa Joy, iddialı bir işe kalkıştığı ilk yönetmenlik tecrübesi “Zihin Gezgini”nde sıra dışı bir dedektifin, bir kadının peşinden takıntıyla sürüklenişine odaklanıyor. İklim krizine dair vurguları da olan eser; Hugh Jackman ve Rebecca Ferguson’u başrollerde bir araya getiriyor.
Sinemada bu hafta | 13 Ağustos Sinemada bu hafta | 13 Ağustos Kaouther Ben Hania’nın “Derisini Satan Adam” filmi, Batı’nın sanat piyasasında mültecileri nasıl kullandığını gözler önüne seriyor.