MURAT ÖZTEKİN

Ressam İsmet Yedikardeş, tarihî resimleriyle tanınan Türk resim sanatının ustalarından biri… Mardin’de bir çömlek atölyesinde alevlenen sanat aşkı, Türkiye’den Almanya’ya uzandı ve tarihin derinliklerine yol buldu. Resim sanatında yarım asırdan fazla bir zamanı geride bırakan Yedikardeş, bugünlerde sanat hayatını gözler önüne seren bir sergiyle karşımıza çıkıyor… Kazlıçeşme Sanat’ta açılan “Formreform” adlı sergi; sanatçının farklı disiplinlerdeki eserlerini bir araya getiriyor. Ben de soğuk bir İstanbul sabahında sanatçının evinin kapısını çalıyorum. Zira atölyesi evinin hemen altında… İsmet Yedikardeş “Atölyem evimle bitişik olduğu için hiç durmuyorum. Resimle 24 saat iç içeyim” diyor ve konuşmaya başlıyoruz…
Dediğim gibi Yedikardeş’in sanat serüveni memleketi olan kadim Mardin’de başlıyor: “Bize Beyt Şakir el-Veli derler. Dedelerimden olan ermiş bir zattan geliyor bu isim... Mardin’e Hazreti Ömer’in fütuhatında gelmiş Arap kökenli aileyiz. Bu yüzden Türkçeyi okulda öğrendim. Babamla çömlekçi dükkânında birlikte çalışırdım. İlk mektepte okurken resim yapar, tarih kitaplarına bakarak, çamurdan eserler üretirdim. Çömlek dükkânındayken ressam diye tanınmaya başlamıştım bile…

ARABA PARÇASI TAMAM DA SAMUR FIRÇA NE Kİ!
Tabii İsmet Yedikardeş’in o yıllardaki amatör ressamlığı kolay olmamış. Mesela samur bir fırça bulmak onun için hayalmiş. Sanatçı bu hâli şu sözlerle anlatıyor: O yıllarda Mardin’den kalkan bir otobüs kırk saatte İstanbul’a geldirdi. Ben o otobüs şoförlerinden samur fırça ve suluboya istediğimde “Araba parçası istesen neyse… Ben samur fırça nedir bilmem ki!” cevabını alırdım. Yani o kadar imkânsızlıklar içerisinde sanat yaptım.
Hâliyle Yedikardeş’in yolu hayalini kurduğu İstanbul’a düşmüş. Ancak güzel sanatlar fakültesine giriş imtihanında tam puan almasına rağmen kalmış! Yaşadığı bu garip durumdan sonra Yedikardeş, yurt dışının yolunu tutmuş: İmtihandaki durumumu gören bir Alman profesör, Almanya’da okumama vesile oldu. Stuttgart’ta sanat akademisine birincilikle girip, birincilikle çıktım. Almanlar bana bir sanatçı olarak sınırsız oturum verdiler ama çocuklarımın oranın kültürüne alışmalarını istemedim.

İNSAN HEP “İNSAN”DI!
1980’lerde Türkiye’ye döndüğünde hem milletlerarası ticaret yapıp hem de ressamlığa devam eden sanatçı, eserlerinde mağara resimleri ile çağdaş resmi birleştiriyor. Yedikardeş bunun sebebini şu sözlerle anlatıyor: Ben insanları geçmişe götürmek istiyorum; gidecek geri dönecek! Çünkü sanat eski insanlarla birlikte başladı. İnsanlar bir gidip gezsin mağara resimlerinin kaynağını görsün!

“Tarih öncesi devirler ise bazılarını anlattığı gibi karanlık değildi” diyen Yedikardeş şöyle devam ediyor: Modern sanatla mağara resimleri arasında hiçbir fark yok! Arada sadece imkân farkı var. İnsan dünyaya akıllı olarak geldi. Hep sanat yapacak seviyedeydi.
Sanattaki maksadının insanları düşündürmek olduğunu söyleyen usta ressam “Hepimiz ölüp gideceğiz. İnsanlara kalıcı, düşündürücü bir şeyler bırakmak lazım. Yazıyorsan bir kitap kaleme almalısın, sanatçıysan bir eser bırakmalısın…  Şu an 75 yaşındayım. Yarım asrı aşkın sanat hayatımdan maksadım hep bu oldu” ifadelerini kullanıyor.

OSMANLI İNSANLARI ASİMİLE ETMEDİ
Osmanlı sultanlarını da minyatüre benzeyen kendine has bir üslupla resmeden İsmet Yedikardeş “Türkiye’de insanlar padişahlara hep Batı gözüyle baktı. İnsan atalarına böyle bakar mı ya!” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: Osmanlı üç kıtaya hâkim olmuş ama hiçbir memleketi asimile etmemiş, lisanını değiştirmemiş, sanatına dokunmamış. Mesela bugün Mısır’da en güzel eserler Osmanlının ama Türkçe konuşsan kimse anlamaz. Hangi Osmanlı coğrafyasına gitsem aynısını gördüm. Bir vefa borcu olarak 36 Osmanlı sultanının resmini yaptım. Ben sultanları sevimli olarak resmettim. Çünkü onlar barbar değillerdi; aralarında sanatçılar, beş lisan bilenler vardı.  Avrupa’da sanatı kilise, bizde ise saray besliyordu. Saray gidince klasik sanatlar sahipsiz kaldı. Türkiye’de klasik sanatlar şimdi tekrar yeniden değer kazanıyor.

Işık tut da bak! Unuttuğun sanatlar var Işık tut da bak! Unuttuğun sanatlar var İkinci defa sanatseverlerle buluşan Yeditepe Bienali’ndeki klasik sanat eserleri, karanlık ortamlarda fenerlerle seyrediliyor. Küratör Berkan Karpat “Tarzımızı yeniden keşfetmemiz lazım” diyor.