MURAT ÖZTEKİN

ABD’li dijital sanatçı Jonathan Monaghan, video oyunlarındaki teknolojileri kullanarak meydana getirdiği eserlerle tanınıyor. Yani bir yerde sanatı oyuna getiriyor! “Yaptığım işleri sinema ile video oyunu arasında bir yerde görmeyi seviyorum” diyen Monaghan’ın dijital dünyanın sınırsız imkânlarını kullanarak ortaya çıkardığı eserlerinden bazıları ise bugünlerde “Şaşaa” isimli sergiyle İstanbul’daki Kalyon Kültür’de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçı Monaghan, dijital eserleriyle bozulan tabii hayata ve tüketim kültürüne “masalsı” bir şekilde vurgu yapıyor! Biz de kendisine sıra dışı eserlerinin arkasındaki hikâyeleri soruyoruz...

İNTERNETE SIĞINMIŞTIM

> Sanattaki ilk ilham kaynağınız video oyunları ve bilim kurgu filmleriymiş. Refik Anadol gibi konuştuğum birçok dijital sanatçı da aynı şeyi söylüyor. Bu durumu nasıl yorumlamalıyız?

New York’taki Queens’te Rockaway Beach’te doğdum ve büyüdüm. Orası işçi sınıfının yaşadığı bir yerleşim bölgesiydi. Etrafta kaba insanların bulunduğu bir ortamda, küçük bir apartman dairesinde bilgisayar ve internet dünyasına sığındım. Video oyunlarını oynarken de kısa zamanda özel içerikler oluşturmanın yollarını buldum. Video oyunlarının önemi yeterince takdir edilmemiş bir kültürel güç olduğunu düşünüyorum.

> Peki, oyun çıkışlı işler yapmak sanatınıza ne gibi yenilikler katıyor?

Tüm eserlerimi 3D modelleme ve animasyon yazılımı kullanarak meydana getiriyorum. Önceden video oyunları için ortamlar tasarlardım. Bu da beni daha ileri 3D modelleme ve animasyon yazılımına itti ve sınırsız görüntü oluşturma imkânı beni gerçekten büyüledi. Böylece her türlü görüntü ve videoyu oluşturabiliyordum. Bütün bunlar hayal gücümü harekete geçiriyor.

DİJİTAL ÇAĞ SOĞUK!

> İşlerinizde, geleceğin teknolojik tasvirleri ile geçmiş Barok döneme ait nesneleri birleştiriyorsunuz. Bu ikisi arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?

Zenginlik ve çöküş burada iki anahtar kelime... Normalde biz dijital çağı çöküş olarak görmeyiz ama gerçek tam olarak bu... Aslında tarihî olarak mimari de çağının genellikle kötü tasavvur edilen ütopya kavramlarını somutlaştırmaya çalışır. Bu sebeple çöküşü, emperyalist eğilimleri ve servetlerdeki aşırı uyumsuzluğu göklere çıkaran gösterişli barok veya rokoko eserler var. Bugün yaşadığımız dijital çağda da, tamamen insanlıktan çıkmış soğuk ve duygusuz cam meskenlere sahibiz.

MODERN İNSAN İLAÇLANMIŞ GİBİ

> Eserlerinizde üzerinde durduğunuz tüketim kültürü bütün dünyada artıyor. Sizce bu durumda sanatçıların bir sorumluluğu var mı?

Marshall McLuhan’ın modern toplumdan “kendi yansımalarıyla büyülenen bir tür Narcissus” olarak bahseder. Sigfried Kracauer de modern toplumu anlamak için anahtarın, onun süslü yüzünü incelemek olduğunu göstermiştir. Ben de bunun, kendimizden büyülenmiş olduğumuzdan kaynaklandığını düşünüyorum. Yani biz bir nevi ilaçlanmış durumdayız. İşte sanat da buradan çıkar. 1990’lardan beri sanatçılar kitle kültürünün yollarına sarıldılar. Ama çoğu sanatçının gerçek bir özel gündemi yok. Biz sadece kitle kültürünün bu estetik etkilerini ve araçlarını kendi başlarına bir amaç olarak kullanıyoruz.

> Tüketim kültürüyle ilgili sorununuz tam olarak ne?

Tüketim kültürü saldırgan bir global ortam. Sanatçılar ise onun içinde dolaşıp içyüzünü anlamamıza yardımcı olabilirler.

KORKU VE BELİRSİZLİK VAR

Jonathan Monaghan, İstanbul’da açılan “Şaşaa” sergisindeki eserlerini şu şekilde anlatıyor: Sergilenen eserler, birkaç senelik sanat çalışmalarımı temsil ediyor. Bunlar, teknolojiye dair girift ilişkimizle ilgili olarak duyulan korku ve belirsizlikleri yansıtıyor. Sergide birkaç 3D animasyon sunuyorum. Bunların bir kısmını yapmam, bir seneden fazla zamanımı aldı.

Sanat sezonuna YouTube’dan devam! Sanat sezonuna YouTube’dan devam! İş Sanat, 22. sezonunda YouTube kanalına özer içeriklerle hazırlanan faaliyetleri erişime açtı.