Göç meselesinin, özellikle son dönemlerde küresel bir olgu olarak dünyanın gündemine geldiğini belirten Erdoğan, özetle şunları kaydetti:
“Türkiye olarak bu tablo karşısında tarihimizden ve kültürümüzden tevarüs ettiğimiz değerlerle farklı bir duruş sergiledik. Paylaşmanın bereketine, dayanışmanın gücüne inanan bir medeniyetin mensupları olarak kimseye ayrımcılık yapmadık. İmkânları bizden katbekat fazla ülkeler, mültecilere, sayıları onlarla ifade edilen kotalar koyarken; biz ırk, din, dil, etnik köken ayrımı yapmadan herkese kucak açtık. Türkiye’ye verilen sözler tutulmayarak, ülkemiz düzensiz göç yükünü tek başına omuzlamak zorunda bırakıldı. Avrupa’ya gidebilen göçmenler ırkçı, ayrımcı ve düşmanlaştırıcı politikaların kurbanı oldu. Avrupa’ya sığınan 10 bin Suriyeli çocuğun akıbeti bilinmiyor. Geride bıraktığımız son 8 sene içinde çoğu kadın ve çocuk 25 bin insan Akdeniz’in azgın sularında hayatını kaybetti. Hüznüyle sevinciyle göç hikayelerinin etkili bir şekilde anlatılması noktasında sinema çok güçlü bir araçtır.”
Bu arada Uluslararası Göç Filmleri Festivali’nde En İyi Uzun Metraj Film Ödülü’nü Waad Al-Kateab, Edward Watts’ın yönettiği “Sama İçin” adlı film kazandı.