BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Deja vü; Ermeniler ve Yunanlar ne zaman kendi geleceklerini belirleyecek?

Çok yazık oluyor.
Koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun ve bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti içinde varoldu Türkler, Ermeniler ve Rumlar. Bu toprakların kadim milletleriydi hepsi. Bir göç ülkesi olan Osmanlı, giderek diğer halklarla da zenginleşti. Yüzyıllarca iç içe yaşadık. Komşuluk ettik, sevdik birbirimizi, akraba olduk, karıştık. Arada bir kapıştık ama sonunda hep barıştık.
Sonra ne olduysa oldu, 130 yıl önce birileri el attı içimize.
Yabancı eller.
Keşke şair olarak kalsaydı dediğimiz merhum Başbakan Bülent Ecevit’in, Fikret Kızılok’un da besteleyip söylediği o unutulmaz şiirinin dizelerindeki gibi olmuşuz kanlı bıçaklı.
Bir soyun kanı olmasın varsın
damarlarımızda akan kan
içimizde şu deli rüzgâr
bir havadan.
Bu yağmurla cömert
bu güneşle sıcak
gönlümüzden bahar dolusu kopan
iyilikler kucak kucak.
Bu sudan, bu tattandır ikimizde de günah
bütün içkiler gibi 'zarar'ı kadar 'leziz'
bir iklimin meyvesinden sızdırılmış
bir içkidir kötülüklerimiz.
Sonra bir türlü barışamamışız. Çünkü araya sürgün girmiş. Sürgünlük zor zenaattır. Sürgün diasporası sılada bilendikçe bilenir. Ne kadar zengin ve müreffeh bir hayat sürse de içinde bitip tükenmeyen bir hasret vardır. Hepsi değil ama çoğu kötülükleri hatırlar, intikam almak ister. Bu zehirli duygu nesilden nesile aktarılır yüz yıldır. Amaç onlara bu günleri yaşatanların torunlarını cezalandırıp, ülkelerini yok etmektir. Paralarını ve enerjilerini bu işe harcarlar. Kurdukları lobilerle etkili oldukları ülkelerde sürekli “soykırım” kararı çıkarttırmaya uğraşırlar ve başarırlar da.
Bir türlü idrak edemezler ki aslında o ülkeler sorumludur akan kanlarından, gözyaşlarından ve çektikleri hasretten. Nefretten kör olmuş gözleri görmez, göremez bunu. Görse barışmaya hazırdır bu toprakların insanları.
Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 100 yıldır devam eden tabuyu yıkıp, yıllardır o meşum 24 Nisan tarihinde Ermeni Patrikliği’ne taziye mektubu gönderip şu mesajı yayınlıyor:
"Dünya halklarına büyük acılar yaşatmış Birinci Dünya Savaşı'nın ağır şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini saygıyla anıyor, torunlarına içten taziyelerimi iletiyorum. Bu vesileyle, bu acı dönemde hayatını yitiren tüm Osmanlı vatandaşlarına Allah'tan rahmet diliyorum..."
Ama ne tuhaftır ki uzay-zaman bükülmesinin ispatladığı gibi, yine bir deja vü yaşıyoruz ve 100 yıl sonra yine aynı eller, Doğu’da Ermenistan’ı, Batı’da Yunanistan’ı piyon olarak kullanarak Türkiye’yi kuşatmaya çalışıyorlar.
Bu ülkelerin halklarında neden bir tarih bilinci oluşamıyor? Barış içinde var olmak, büyümek, gelişmek yerine, neden birilerinin kuklası olmayı tercih edip hep aynı kaderi yaşıyorlar?
İşte, Batılı devletlerin kışkırtmasıyla Azerbaycan’a saldırarak Türkiye’nin canını acıtmak isteyen Nikol Paşinyan adlı faşist saldırgan yönetimindeki Ermenistan hükûmeti neden dış yardımlara muhtaç ve fakirlikten kırılan halkını tehlikeye atıyor. Barışıp ülkesini sıkıntıdan kurtarmak varken neden bu akılsızca yolu tercih ediyor?
Asıl merakım ise ülkelerini bu nasyonalist sapıklara teslim eden milletlerin kendi geleceklerini ne zaman belirleyecekleri? Akıllanmayacaklar mı bir türlü?
Oysa Türkiye ne çok adım attı, hatırlayın.
Bursa’da 2010 Dünya Kupası karşılaşmaları çerçevesinde Ermenistan Millî Takımı ile Türkiye Millî Takımı arasında 15 Ekim 2009 tarihinde yapılan maçı her iki ülkenin Cumhurbaşkanı Serj Serkisyan ile Abdullah Gül birlikte izlemişti. Ama zaten ilk ziyareti Abdullah Gül 6 Eylül’de Ermenistan’a Serj Serkisyan’ın davetlisi olarak yapmıştı. Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ekseninde sürekli barış için heyecan verici gelişmelerdi. Hatta maddelerinin çoğu Türkiye aleyhine olmasına rağmen bir protokol bile imzalanmıştı iki ülke arasında. Ama protokolü iptal eden yine Ermenistan olmuştu.
Toprağı bol olsun Agos gazetesinin Yayın Yönetmeni canım Hrant Dink Batılı kışkırtıcılara kapısını kapatmış ve “Barış için Ermenistan işgal ettiği Dağlık Karabağ’dan çekilmelidir” diyordu. Amerikan aparatı FETÖ’cü alçaklar neden katletti onu sanıyorsunuz?
Ardından Türkiye-Ermenistan sınır kapısı da açılacaktı ve ülke arasındaki ticaret de en çok Ermenistan’a yarayacaktı. Zaten sıkıntı içindeki ülkenin halkından 100 bini çalışmak için Türkiye’ye kaçak yollarla gelmişti ve iyi niyet adına Türkiye buna göz yumuyordu.
Her iki ülkenin fanatikleri kıyameti koparsa da süreç ilerliyordu.
Sonra yine bir el uzandı işleri bu noktaya getirdi.
O yabancı ellerin şimdi bir umudu var Türkiye’den yana.
Diyorlar ki: “Türkiye’yi dört bir yandan kuşattık ama dahası içeride de adamlarımız var.”
Haksız değiller. Baksanıza muhalefetin içine yuvalanmış namussuzlar “Türkiye Azerbaycan’a cihatçı gönderiyor” iftirasını atıyor. Türkiye’nin Azerbaycan’a silah yardımı yaptığından şikâyet ediyor. Sanki Ermenistan’ın silahları kendi ulusal silah sanayilerinin ürünü. Azerbaycan savunması başarılı sonuçlar aldıkça da çığlık atıyorlar.
Şu kesinleşti.
Bu ülkeye bir saldırı olursa unutmayalım, içeride de düşmanlarımız var. Allah’tan artık onların kim olduklarını biliyoruz.
Aramaya gerek kalmayacak.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615523 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/615523.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT